Güngör MENGİ / VATAN

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

GÜNEŞE ÇIKIN!

17 Şubat 2012 Cuma 10:00

GÜNEŞE ÇIKIN!!

Kürt sorununun barışçıl çözümü yolunda neredeyse tek umut BDP’nin tarihi sorumluluğunu üstlenmesidir.

Bu elbette özveri ve cesaret istiyor.

PKK ile yürütülen gizli görüşmelerin deşifre edilmesine üzülen çok ama Oslo bizce “hayırlı bir kaza” sayılmalıdır.

Çünkü varlığı iddia edilen mutabakat Osmanlı’yı tasfiye eden Sevr’in küçük boyda bir hortlağına benziyor.

Böyle bir mutabakatı aslında hiçbir Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti yapmaz. Çünkü TBMM’den geçiremeyeceğini, yüzde 75 oyla gelmiş olsa bile millete kabul ettiremeyeceğini hepsi bilir.

Oslo’da devlet adına terör örgütü temsilcileri ile masaya oturanların bonkörlüklerini anlamaya çalışmak gerçekten çok zor.

Belli ki iki taraf da birbirlerini hayallerle uyutmakta karşılıklı menfaat görmüşler.

Yoksa bölgesel özerklikten Öcalan’a özgürlük ve PKK’nın silâhlı teröristlerine yeni statü konusuna kadar alınacak verilecek sözlerin kâğıt üstünde kalmaya mahkûm olduğunu terör örgütü yöneticileri de çok iyi bilirler.

Bilmedikleri, daha doğrusu inkâr ettikleri şudur:

Kürtler bu bölgede, insanlık onuruna sahip tek yaşamı Türkiye’de buluyorlar.

Öteki ülkelerde aşağılanıyor, acı çekiyorlar. Bu iddianın kanıtı ve politik ifadesi demokrasidir, temsil hakkıdır.

Kürtler sadece BDP ile değil, tüm partilerdeki temsilcileri ile devlet ve belediye yönetimlerine katılıyorlar.

BDP milletvekillerinin her fırsatta Kürt kökenli vatandaşları sokağa ve isyana çağırması “vatana ihanet” demesek bile “demokrasiye ihanet”tir.

Demokrasi ikna rejimidir.

BDP’de siyaset yapanlar silâhlı terör örgütü PKK çığırtkanlığından vazgeçmeli, terör örgütünün gölgesinden güneşe çıkmalıdırlar.

Tarih BDP’ye PKK’nın uydusu değil onun en tehlikeli düşmanı olma sorumluluğunu yüklüyor.

BDP milletvekilleri Öcalan’ın ve bölücü örgütün vekilleri gibi değil, terörden çeken bölge halkının vekili gibi davranmayı öğrenmelidirler!

 

***



Sızma komutan, nereye kadar yükselir?

Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ “Ergenekon’un TSK’ya sızmış en üst düzey yöneticisi” imiş!

İddianame Başbuğ’u böyle tanımlıyor.

Orduya yandan, aradan sızılamaz. Sızma sadece girişte denenebilir.

Orduya subay veya general olarak, birlik komutanı olarak sızamazsınız.

İlker Başbuğ’u 14-15 yaşında askeri liseye örgütün soktuğuna dair bir kanıt varsa ne âlâ, yoksa bu iddia temelden yoksun olacaktır.

Savcıya sormak lâzım; Başbuğ yüzbaşı iken mi, askeri akademide okurken mi, ordu veya kuvvet komutanı iken mi Ergenekoncu oldu?

Ve TSK’ya hangi rütbede ne şekilde sızdı?

Özel yetkili savcıların zorluğu bu galiba:

Suçlu yaratmak kolay da suç yakıştırmak her zaman kolay olmuyor.

Başbuğ’da da sıkıntıya düşmüşler!

 

***



Ayıp ve insaftan yoksun eğitim...

Dün internette dolaşan resimli bir haber vardı:

Resimde İstanbul Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin dört kız öğrencisi Atatürk büstü ile oynayıp sözüm ona alay ediyorlardı. Haberi sonra Sözcü’de de gördüm. Üzüldüm.

Sanırım “dindar bir nesil” yetiştirme hayali kuran Başbakan da üzüntü duymuştur.

Bu eylem suç oluşturur mu şüpheli ama ayıp olduğu kesindir.

Din eğitimi alan bu kız çocuklarının ayıp duygusundan yoksun yetişmeleri elbette dinimizin eksiği, kusuru olamaz.

Olsa olsa eğitimin yetersizliği, kalitesizliği olabilir.

Belli ki Atatürk kötü tanıtılmış okulda. Bu “tarihten iyi yetişmiyorlar” diye açıklanamaz.

Dinen de iyi yetişmediklerinin göstergesidir.

İnsaf, dinin yarısı değil mi?

Bu yazı toplam 180 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
19 Mayıs 2012 Cumartesi
EGELİ ETKİHABER
ÖZEL HABER