1. YAZARLAR

  2. Saygı ÖZTÜRK

  3. Hilmioğlu'nun bir tek kelepçesi eksikti!
Saygı ÖZTÜRK

Saygı ÖZTÜRK

SÖZCÜ
Yazarın Tüm Yazıları >

Hilmioğlu'nun bir tek kelepçesi eksikti!

A+A-

Hilmioğlu'nun bir tek kelepçesi eksikti!

12 Eylül 1980 askeri darbesinden önce TBMM’de milletvekillerinin yanı sıra senatörler de bulunuyordu. Kahramanmaraş Senatörü Hilmi Soydan, Elbistan hükümet konağının önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.

O gün Türkan Soydan’ın en acı günüydü. Eşini kaybetmiş, oğulları Hayati, Fatih ve İhsan’la baş başa kalmıştı. Türkan Hanım ve çocukları, senatör Hilmi beyi hiç unutmadı ve onun adını yaşatmak için “soydan” olan soyadlarını “Hilmioğlu” olarak değiştirdiler. Hilmi beyin oğulları Hayati ve İhsan hukuk fakültesini bitirirken, Fatih ise başarılı bir tıp doktoru oldu. Rektörü olduğu üniversite, karaciğer nakilleriyle ün yaptı. İşte, bizim soyadını “Hilmioğlu” olarak bildiğimiz “Ergenekon Davası”nda 17 Nisan 2009 tarihinden bu yana tutuklu olan Prof.Dr. Fatih beyin, babasının adını yaşatmak için soyadını değiştirdiğini, Kocatepe Cami avlusunda Taki Doğan’dan öğrendim.

Mahkeme, kararı jandarmaya bırakıyor
Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Emir Hilmioğlu, iki arkadaşıyla birlikte trafik kazası geçirdi ve hayatını kaybetti. Cezaevindeki baba Fatih Hilmioğlu’nun, oğlunun öldüğünü televizyondan öğrenmişti. Fatih Beğyin ağabeyi Hayati Hilmioğlu, Silivri C.Başsavcısı ile geçen Pazar Çağlayan Adliyesindeki nöbetçi C.Savcısının yardımlarına, Pazar günü heyetin toplanıp izin vermesine yürekten teşekkür ediyor. İnsanlar acılı anında yapılanları hiç unutmuyor…

Önce mahkeme kararını okuyorum. 14 Ekim 2012 tarihinde İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi, oğlu vefat eden Prof.Dr. Fatih Hilmioğu’nun, cenazeye katılabilmesi için karar veriyor. O kararda şöyle deniliyor:

“Gereği düşünüldü: Fatih Hilmioğlu’nun, güvenlik bakımından başkaca bir sakınca oluşturulmaması koşuluyla dış güvenlik görevlisinin refakatinde takdiren yol izni hariç iki gün izin verilmesine, kararın sanığın bulunduğu cezaevine gönderilmesine, izin süresi içinde gece konaklaması gerektiğinde bulunduğu yer ceza infaz kurumunda mı, yoksa evinde v.s yerde mi geçireceği hususunun güvenlik durumunun kollukça belirlenmesine karar verildi.”

8 asker, 5 polisle cezaevine
Oğlunun ölüm haberini cezaevinde televizyonun alt yazısından öğrenen Fatih Hilmioğlu, gerekli izinler alınıp Ankara’ya götürüleceği zaman, aile yalnız Fatih Beyin değil, bir teğmen, üç çavuşun da uçak gidiş-dönüş biletlerini aldı.

Ankara’ya geldiklerinde, Hilmioğlu, eşi Nurdan hanımla oğlunun acısını bile yaşayamadan Jandarma tarafından saat 21.00’de ambulansla Sincan cezaevine götürüldü. Bu kez tam 8 asker, 5 polis koruma görevi yapıyordu. Aslında, mahkeme kararında Hilmioğlu’nun nerede kalacağına karar verme yetkisi jandarmaya bırakılmıştı. Asker isteseydi Hilmioğlu evinde kalabilecekti. Bunun örnekleri de var. Ancak, bu izin Hilmioğlu’na verilmedi. Evde Kur’an-ı Kerim okunurken, “gitme saati” geldiği için Hilmioğlu yola çıkarılıyordu. Neyse ki, acılı aileyi, Malatya İnönü Üniversitesi’nden gelen öğretim üyeleri evde yalnız bırakmamıştı.

Jandarma Genel Komutanlığı yetkililerine “Hilmioğlu, cezaevinde değil de, evinde kalamaz mıydı?” diye sorduğumda “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun 116. maddesi ‘izinli olarak gönderilen tutuklu ya da hükümlü bulunduğu yer ceza ve infaz kurumunda, cezaevinin bulunmaması halinde ise kolluk tarafından uygun bulunan yerde tutulur” hükmü bulunduğunu, dolayısıyla bunun bağlayıcı olduğunu söylediler. Yani, Jandarma Genel Komutanlığı’nın genel uygulamasının Hilmioğlu için geçerli olduğunu belirttiler.

Hiç değilse kelepçe takılmamıştı
Sabah saat 07.00’de Hilmioğlu cezaevinden yine çok sıkı güvenlik önlemleri altında alınıp evine getirildi Koruma olarak yine bir teğmen, bir astsubay 6 uzmançavuş, çok sayıda sivil bulunuyordu. İşte, bu kadar koruma altında tutulması alabildiğine yadırgandı.

Hilmioğlu, bitkin bir biçimde eşiyle birlikte Kocatepe Camiine gelirken, koruma çemberi altındaydı. 3,5 yıldır cezaevinde tutulan karaciğer kanserine yakalanmış bir bilim adamı, oğlunun cenazesine neredeyse 15 güvenlik görevlisinin koruması altında getiriliyordu. Hilmioğlu’nun bu hali gerçekten yürek yakıyor ve insanları ağlatıyordu. Orada çoğu kişi “kelepçeli olup olmadığını” merak etti. Hiç değilse, kelepçe takılmamıştı…

Hilmioğlu’na telefonla ulaşıp, söyleyeceği bir şeyi olup olmadığını sorduğumda, sesi titriyor, çaresiz bir biçimde “Ne söyleyebilirim ki, her şey ortada” diyordu. Kocatepe camiinde bankın üzerinde oturan, yakasında Atatürk rozeti, Emir’in fotoğrafı bulunan yaşlı bir hanım gördüm. Bu, eşi öldürülen, oğlu cezaevinde olan, torununu trafik kazasında kaybeden Türkan Hanımdan başkası değildi…

“Cezaevinde” diye Fatih Hilmioğlu’nun dost bildiklerinin belki de çok büyük bir bölümü cenaze törenine katılmamıştı. Onlar gelmezse bile Cezaevinden Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın, Doğu Perinçek’in çelenkleri, Müyesser Yıldız’ın orada bulunuşu o “dostlara!” ders olmuştur…
---------------------

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.