Nasuhi GÜNGÖR / STAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İTTİHATÇI ZİHNİYET YAŞARKEN..

03 Şubat 2012 Cuma 10:00

İttihatçı zihniyet yaşarken

İttifakların hızla değiştiği, en sağlam görünen yapıların bile inanılmaz bir hızla yıkılıp gittiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Böylesine kaygan bir zeminde ayakta kalabilmeniz ya da adım atabilmeniz elbette kolay değil.

Bizim oralarda güzel bir söz vardır, ‘Minareyi kaybetme, yolunu şaşırmazsın’ derler. Bunca kargaşanın ortasında ‘minare’yi gözden kaçırmamak kolay olmasa da, bu coğrafyada bazı güçlerin böyle bir sorumluluğu var. Bunlar arasında ilk sırada elbette Türkiye ve İran geliyor.

İki ülkenin tarihsel tecrübe, çok daha geniş anlamda medeniyet mirası, devlet geleneği ve daha pek çok unsur üzerinden diğerlerine fark attığı ortada. Biraz daha uzak sayılan bir alanda Mısır’ı hesaba katmazsak, bölgesel anlamda hemen her sorunun bir şekilde bu iki ülkenin çıkarların ilgilendirdiği de malum.

‘Kasr-ı Şirin anlaşmasının üzerinden yüzyıllar geçti ve iki ülke arasında ciddi bir sorun yaşanmadı’ tezi, ilk bakışta doğru, hatta gerçeğin bir bölümünü de yansıtıyor. Ancak bu durum Türkiye ve İran arasında var olan, zaman zaman sertleşen rekabeti ortadan kaldırmıyor.

Bu tabloyu doğru okumak, yakın bir gelecekte yaşanması muhtemel bazı krizlerde daha soğukkanlı olmayı sağlaması açısından her zamankinden daha önemli. Önümüzdeki dönem, belki de tamamen iki ülkenin izlediği politikaları aşan, ama ikisini ciddi gerilimlere sürükleyebilecek sorunlara gebe görünüyor.

***

Türkiye’yi uluslararası sistemin itaatkar, söz dinleyen, hatta yeri geldiğinde taşeronluk yapan bir parçası olarak görmek ne kadar yanlışsa, İran’ı tümüyle sistem dışı, pazarlıktan uzak bir ülke olarak görmek de o kadar hatalı.

Bu değerlendirmelere genelde tuhaf tepkiler alıyorum. Oysa sadece bir tabloyu aktarmaya çalışıyorum. Hatta İran’ın diplomatik derinliğini ve bir sorunu aynı anda hem çatışmacı, hem de pazarlıkçı bir yaklaşımla yönetebilmesini de, ciddi bir başarı olarak kabul ediyorum.

Gerçekleri yok sayıp, abartılı yaklaşımlarla olup biteni köpürtmekten yana olmadım, bu tür yaklaşımların da her ülkeye zarar verdiğini düşünüyorum. Takip edenler hatırlayacaktır. Türkiye’nin Arap ya da İslam dünyasına ‘model’ olmasıyla ilgili her tartışmada şunu hatırlattım. Hangi entelektüel güçle bu işin altına girmeye adayız? Hadi onu bir kenara bırakalım, okur yazarlarımızın bu konulara gösterdiği akıl almaz duyarsızlığı da bir an için unutalım. Daha kendi iç dengelerini kurmakta bu kadar zorlanan bir ülkenin, bu kadar büyük iddialarla yola çıkarken, herkesten dikkatli olması gerekmez mi?

İddialarınızla sınanırsınız, bundan kaçış yok. Türkiye’nin iddia sahibi olmasına da itirazım yok. Aksine iddialı olmasından, bölgesinde ve dünyada yaşanan her soruna aktif ilgi göstermesinden yanayım. Ancak bunu yaparken, yol hazırlığınızın ne olduğuna bakmaz, eski deyimle ‘kervan yolda düzülür’ diye gözünüzü karartırsanız, işler beklediğiniz gibi gitmeyebilir.

***

Çok, ama gerçekten çok hassas bir dönemin eşiğindeyiz. Beklenmedik manipülasyonlar, şaşırtıcı hamleler, asla tahmin edemeyeceğimiz ittifaklar an meselesi. Bunları göğüsleyebilecek, kamuoyunu yeri geldiğinde yatıştırabilecek yahut ikna edebilecek ciddi hazırlıklara ihtiyacımız var.

Hayal görenlere, yersiz beklentilere kapılanlara en iyi cevap, önceki gün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi. Erdoğan, devletin iliklerine kadar işlemiş bir yapının öyle kolayca sökülemeyeceğini anlatırken ‘İttihat ve Terakki’nin uzantısı olan zihniyetle savaşıyoruz’ dedi.

Endişem tam da bu. Varlığını hala sürdüren bu yapının, olmadık bir anda, beklenmedik hamlelerle Türkiye’nin dişiyle tırnağıyla aldığı mesafeyi bir anda geriye götürmesi. Bunu asla gözden kaçırmamalı, anlamsız çekişmeler yerine, bu kirli yapıyı sökecek ittifakları geliştirmeliyiz.

Bu yazı toplam 267 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
19 Mayıs 2012 Cumartesi
EGELİ ETKİHABER
ÖZEL HABER