MAHALLENİN YENİSİ: SÜHEYL BATUM
Süheyl Batum’un son günlerdeki çıkışlarının altında ne yatıyor? Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay gibi bazı tutukluların milletvekili adayı gösterilmeleri önerisi siyaseten ne denli doğru? Gelin bir analiz yapalım.
Önce Silivri’de mahkemeyi izlemeye 50.000 kişiyle gidilmesini, Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’ın partisinden milletvekili adayı gösterilerek tutukluluktan kurtarılmalarını önerdi. Son olarak da ”Koca bir askeri yıktılar, meğer kâğıttan Kaplanmış, biz bunu asker zannedermişiz, meğer ABD içini oymuş” demesiyle birlikte ortalık karıştı.
Süheyl Hocanın Ergenekon ve benzeri davalarda yaşananlar konusundaki duyarlılığı biliniyor. Bu açıdan Kemalist ve ulusalcı çevrelerde popülaritesi yüksek, saygı duyulan ve görüşlerine itibar edilen bir akademisyen siyasetçi..
Bu nedenle Süheyl Batum, ulusalcıların CHP içinde kendilerine en yakın hissettikleri isim ve pek çoğu iyi ki partide Süheyl Hoca gibi biri var anlayışında..
Yine ülkemizde önemli bir kitle sürekli yıpratma girişimlerine karşı askerlerin gerekli tepkiyi göstermekten uzak bir görüntü sergilendiği düşüncesinde..
Bu açıdan Süheyl Hocanın toplumdaki bir kesimin sesi olmak istediğini ve üç olasılığa bağlı olarak düşüncelerini biraz da çarpıcı tarzda dile getirdiğini düşünüyorum.
Birincisi; tutukluluğun cezaya dönüştürülmesine, hukuka aykırı işlemlere ve yaşanan duyarsızlığa yönelik bir hukuk adamı tepkisi…
İkincisi; Ergenekon ve benzeri davalara yönelik ilgisizlik hali oluştuğunu düşünerek, toplumun ve özellikle de partisinin dikkatini bu konuya yöneltmek istemesi…
Üçüncüsü ise; klasik aydın popülizmi. “Önemli bir kitle iyi ki bu partide sen varsın diyorsa, ben de bu kitlenin taleplerini dillendiririm, parti arkamda durursa mesele yok, karşı çıkarsa ben ne yapayım onlar kabul etmiyor derim” mantığı…
* * *
Belki çok sayıda kişi Süheyl Hocanın görüşlerini (ağır ifadeler taşısa da) kişisel ve de içerik olarak doğru değerlendirmeler olarak görebilir.
Lakin kendisi bir partinin genel başkan yardımcısı ve parti politikalarını da gözetmek durumunda. Çünkü o düşünceler kişisel olarak değil, bağlı olduğu yapının anlayışı olarak algılanır. Düşünceleri açık yüreklilikle dile getirmek toplumsal yaşamda muteber bir davranış olarak görülse de ülkemiz siyasetinde geçerli bir yöntem değildir.
Zira Türk siyaseti yüzeysel algılara, ilkesizliğe, ön yargılara ve sözleri çarpıtmaya dayalıdır. Siyasi yaşamımızda bir konuşmayı yaptıktan sonra yapılan değerlendirmelere “ben onu kastetmemiştim, nereden çıkarıyorsunuz” gibi yanıt vermek zorunda kalıyorsanız yandınız demektir.
Çünkü karşı taraf sizin pireyi bir anda deve yapacak ve halkı buna inandıracak laf cambazlarıyla doludur.
Dolayısıyla düne kadar askere demediğini ve yapmadığını bırakmayanlar bir anda “sen bu sözleri nasıl dersin” diye ortalığı ayağa kaldırır ve askerin avukatlığına soyunup, suç duyurusunda bulunuverirler.
Aslında Süheyl Hoca ile ilgili en yalın ve gerçekçi saptamayı Cemil Çiçek yaptı; “O bizim mahalleye (yani siyasete) yeni geldi. Bu işler televizyon tartışmalarındaki işlere benzemez.”
* * *
Son olarak Süheyl Hocanın insancıl düşüncelerden kaynaklandığını düşündüğüm ancak siyaseten iyi bir atraksiyon olmadığını gördüğüm Ergenekon tutuklularını aday yapma konusundaki girişimine değinmek istiyorum.
İlk bakışta gazeteci, akademisyen ve siyasi kişiliklerin tartışmalı kanıtlar içeren bir yargılamada ceza haline dönüşen tutukluluk durumuyla karşı karşıya kalmalarına tepki duymak ve bir şeyler yapma çabasına girmek insani bir yaklaşım olarak görülebilir.
Ancak gözden kaçırılmaması gereken bazı gerçek ve olasılıklar var.
1.Anayasanın 83/2 maddesi özetle; 14. maddede belirtilen devlet aleyhine suçları (milletvekili seçilmeden önce) işleyenler hakkında dokunulmazlık hükmünün uygulanamayacağını düzenlemektedir. Yani terör örgütü üyesi olmak iddiasıyla tutuklu bulunan Mustafa Balbay ve arkadaşlarının milletvekili seçilmeleri halinde mutlak anlamda dokunulmazlık zırhına kavuşmaları ve hemen tahliye edilmeleri gibi bir durum söz konusu değildir.
Her ne kadar bu konuda bir önceki genel seçimde olduğu gibi BDP’li Sebahat Tuncel örneği varsa da; onun tahliyesi tümüyle yargılandığı mahkemenin takdirine dayalı bir husustur. Yani bir başka mahkeme aynı yöntemi izlemeyebilir.
2.Yıllardır hemen her platformda dokunulmazlıkların kaldırılmasını ısrarla dile getiren bir partinin, nedeni ne denli haklı veya insani duygulara bağlı olursa olsun, birilerini dokunulmazlık şemsiyesi altına alma girişiminde bulunması siyaset anlayışıyla çelişen bir olgudur. Bir yandan hadi gelin dokunulmazlıkları kaldıralım, öte yandan ben birilerine dokunulmazlık verip hapisten kurtaracağım yaklaşımını topluma izah etmek güç olsa gerektir.
3.Ergenekon ve benzerlerini hukuki olmaktan çıkmış siyasi davalar olarak niteledikten sonra, yargılananları siyasi bir işlem üzerinden tutukluluktan kurtarma çabasına girmek de eleştirilen bir olguya sığınmak anlamı taşır.
4.Bir parti tutuklu olsa dahi bilgi birikimiyle katkıda bulunacağını düşündüğü kişileri elbette aday yapabilir. Ancak milletvekilliği birilerini cezaevinden kurtarma aracı olarak görülmemelidir.
5.Pek çok sanığın haksız yere cezaevinde yattığının ve tutukluluk hallerinin cezaya dönüştüğünün iddia edildiği bir ortamda, sanıkların tümünün aday yapılması mümkün olmadığı gibi, bir kaçının aday yapılarak diğerlerinin tercih dışı bırakılması da hoş bir durum olmaz. Örneğin birileri Mustafa Balbay neden aday oluyor da, hakkında kanıt uydurulan Teğmen Mehmet Ali Çelebi aday yapılmıyor diye sorabilir.
6.CHP’nin bazı tutukluları aday göstermesine karşılık, AKP de adları yolsuzluk iddialarında geçen Kayseri ve Elazığ belediye başkanları ile Zahit Akman gibi Deniz Feneri şüphelilerini aday gösterirse, söylenecek laf kalmaz.
7.AKP’nin; Torba Yasasının görüşülmesine bile ara verip, yüksek yargının yapısını değiştirmeye dönük yasayı geçirme aceleciliğinin altında yargıyı ele geçirmenin ötesinde bir niyet daha olduğunu düşünüyorum.
Önümüzdeki yazılarda seçim öncesi AKP stratejileri konusunda bazı bilgileri sizlerle paylaşacağım.
Bugün üzerinde duracağımız konu dokunulmazlık hamlesiyle ilgili. Diyelim CHP, Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’ı, BDP de Habur’dan giriş yapan PKK’lıları aday göstermiş olsun…
a)CHP’nin seçim öncesi en önemli kozlarından biri ne? Yolsuzlukla mücadele kapsamında dokunulmazlıkların kaldırılacağı vaadi ve bu yöntemle AKP’yi zorlaması…
Başbakanın 2002 seçimleri öncesinde dokunulmazlığı kaldıracaklarını söylemesine rağmen, bu işten vazgeçmesinin nedeni ne? Gerek kendi ve gerekse yakın çalışma arkadaşları hakkında çok sayıda yolsuzluk iddiası bulunması ve o zamanki yargıya güvenmemesi…
b)Dün gece mecliste kabul edilen düzenlemeden sonra yargı bütünüyle iktidar partisinin vesayetinde bir kurum haline dönüşecek mi? Dönüşecek. Özetle söylemem gerekirse bu saatten sonra artık yargı, tümüyle iktidarın emrindedir. Yani iktidar, işine gelen hakim ve savcıyı, çıkarına olan yerlerde görevlendirme yetkisine kavuşmuş olacaktır.
Artık “güvenecekleri” yargıyı oluşturduklarından, kendilerini gönül rahatlığıyla yandaş yargıçlara teslim edebilecek hale gelmişlerdir.
c)İşte bu ortamı sağlayan AKP ortaya çıkar ve Haziran 2011 seçimleri sonrası, (hatta öncesinde bile) dokunulmazlığı kaldıracağını belirterek, CHP’ye meydan okursa ne olur?
- Birincisi CHP’nin elindeki önemli bir seçim kozunu almış olur.
- İkincisi CHP’nin Ergenekon sanıklarını aday yaparak dokunulmazlık zırhına kavuşturma girişimini boşa çıkarır. Bunlar milletvekili olsalar da tutuklu olarak yargılanmaya devam ederler.
- Üçüncüsü Recep Tayyip Erdoğan’a meydan meydan gezip, “bunlar teröristleri, darbecileri, çetecileri kurtaranlardır.” deme fırsatı yaratılır. Bu da o davalarda neler olup bittiğinden habersiz yığınların olduğu bir ortamda önemli bir oy kaybı demektir.
- Dördüncüsü milletvekili seçilip, dokunulmazlık zırhına bürünerek tahliye olsalar bile (aklanma olanağından yoksun kalacakları için) Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay gibi kişiler yıllar boyu ayrımcılık yapılarak yargıdan kurtulan darbeci terörist yaftasına maruz kalırlar.
Bugün ülkemiz; küresel sarmalın içinde yuvarlanan, ciddi borçlanma yükünün içinde boğulan, yürütmenin baskısını her alanda hissetmeye başlayan, çeşitli alanlarda toplumsal ayrışma yaşayan, değer yargılarını, kimliğini ve kendine yönelik güven duygusunu yitirmiş kaygılı bireyleri barındıran bir toprak parçası haline getirilmiştir.
Sorunların çözümüne ilişkin genel bakış açısını bir yana bırakarak, bireysel çözümlere yönelmek, Necmettin Erbakan’ın deyimiyle “pansuman tedavisinden” öte bir anlam taşımaz.
