SAVARONA VE HANEFİ AVCI
Bugünkü yazı konumuz Atatürk’ün yatı olarak bilinen Savarona’nın başına gelenler. Bu olay değerlerimize göstermediğimiz özenin en önemli kanıtlarından biri.
Savarona Yatı; 1938 yılında Mustafa Kemal’in rahatsızlığının ölümcül sürece girdiği dönemde kendisine moral olması ve deniz havasının iyi gelebileceği düşüncesiyle satın alınmış.
Atatürk; “gelişini bir çocuk gibi bekledim” dediği yatı çok beğenmiş ve hastalığının ilerlemesi üzerine sadece 6 hafta kalabilmiş.
Ölümünden sonra uzun yıllar bağlı olarak bekletilen yat, eğitim için Deniz Kuvvetlerine verilmiş, bir hayli yıprandığında da hurdaya çıkarılmak üzereyken, 1989 yılında işadamı Kahraman Sadıkoğlu tarafından 49 yıllığına kiralanmış.
Savarona, 3 yıl süren tadilat sonrası turizm amaçlı olarak kullanılmaya başlanmış.
Son yapılan operasyonda bir Kazak işadamı tarafından kiralanan yatın fuhuş amaçlı kullanıldığı ortaya çıktı.
Adını Hint Okyanusunda yaşayan siyah bir kuğudan alan Savarona yatını; sıkça geldiği Fethiye Limanında görürdüm. Gerçekten ilk bakışta diğer yatlardan farklı bir güzelliğe sahipti. Bir de yüce önderin son günlerini geçirdiği yer olması açısından bir başka gözle bakar, duygulanırdım.
Kısaca hem özgün güzelliği, hem de eski kullanıcısı açısından önemli bir değerdi.
Ancak ne yaptık? Bu ulusal değeri; zengin zamparaların sübyan kızlar üzerindeki fantezilerinin aracı haline getirdik.
Geçtiğimiz Temmuz ayında bir konferans nedeniyle bulunduğum Antalya’da Savarona operasyonunu gerçekleştiren değerli arkadaşım Antalya C. Savcısı Yusuf Hakkı Doğan’dan; üstü kapalı şekilde operasyon hazırlığını öğrenmiştim.
Öncelikle böyle bir rezilliği ortaya çıkaran Cumhuriyetin gerçek savcısı Yusuf Hakkı ile çalışma arkadaşlarına çok teşekkür ederim.
Lakin işin bir başka boyutuna değinmemiz gerekiyor.
Ne yazık ki bu ülke; insan emeği bir güzelliği yansıtan, tarihsel ve manevi değeri olan bir varlığını daha koruyamamıştır.
Önce çürümeye terk edilmiş, sonra azgın kapital anlayışın kurbanı olarak karhane kapısı olarak görülmüş ve nihayet üçüncü dünya ülkelerinin sonradan görme zenginlerinin kerhanesi haline dönüştürülmüştür.
Bu olayı basit bir adli vaka olarak nitelersek yanılırız.
Aslında Savarona çürümedi, toplumsal değerlerimiz çürüdü.
Aslında Savarona karhane olmadı, bizler liberal politikaların metası haline dönüştük.
Aslında Savarona kerhane olmadı, memleket toprağı aklımız ve düşüncelerimizin tecavüze uğradığı yer haline dönüştü.
Her varlığına kaç lira eder veya bize ne getirir gözüyle bakanların olduğu ülkede toplumsal değerler korunamaz.
Böylesi bir bakış açısının sonucu olarak;
Yüce önderden kalan bir yadigâr, Arap Şeyhleri ve Kazak işadamları için zevk aracı haline dönüşür.
Hemen her sokak başına kondurulan estetikten yoksun ve manevi olgusuyla uyumlu olmayan camiler, alt katlarına doldurulan dükkânlarla iş hanı haline dönüştürülür.
Eski camilerin halıları, içindeki yüzyıllık oyma ve çinileri çalınarak, rant sağlanır.
İftar sofraları bir kap yemek için siyasi tercihlerin belirlendiği yerler haline getirilir.
Müzeler yüksek bilet fiyatlarıyla yurttaşların ziyaretlerinden kaçırılır.
Para uğruna toprak altından çıkarılan kültür varlıkları yurt dışına götürülüp, Londra ve Berlin Müzelerinin başköşesinde sergilenir.
Gerçek sanatın icra edileceği yerler bir bir kapatılırken, belediyelerce kültür merkezi adı altında kurulan yerler yararlananlara belli bir düşüncenin dayatıldığı alanlar haline getirilir.
Siyasi gösteri uğruna Akdamar Kilisesine milyonlar harcanırken, ödenek yokluğu gerekçesiyle tarihi eserler kaçak kazı yapanların insafına terk edilir.
Bu topraklarda yaşamış medeniyetlerden kalanlar, baraj sularına boğulur.
Atatürk Orman Çiftliği hemen her yıl topraklarını aç gözlü çıkarcılara kaptırır.
Var olma değerlerini bu denli rant alanı gören bir anlayış sağlıklı olabilir mi?
Savarona’daki son rezillikten sonra Kültür Bakanı her zamanki gülüşüyle kameralar karşısına çıkarak, Maliye Bakanlığıyla yatın devri konusunda anlaştıklarını ve müzeye dönüştürüleceğini açıkladı.
Sıcağı sıcağına böyle laflar edildiğine bakmayın, aradan zaman geçsin sözler unutulur.
Hadi unutulmadı diyelim, bu kez de çekildiği bir limanda müze adı altında çürümeye bırakılır.
Ya da devleti yönetenlerin izin günlerinde Akdeniz turları için gezi aracı haline getirilir. Hem de masrafı devlete yüklenerek.
Hani denmiyor mu? Bunlar makama tahsis edilen araçlardır, elbette kullanacağız diye.
Yetkililere bir önerim var. Sonrasında olacaklar dolayısıyla duyarlı insanların içinin ve Mustafa Kemal’in de kemiklerinin sızlamaması için; Savarona Yatını denize batırın, hem de Çanakkale Boğazının sularına. Daha fazla rezilliğin kurbanı olacağına, balıklar için yaşam alanı olsun.
Savarona’nın değerini nefes alan sazanlar bilmeseler de, onu kendilerine yuva edinecek balıklar bilecektir.
* * *
Hanefi Avcı; eski bir dostum ve benim için özel bir insan. Yazdığı kitabın 263. sayfasında belirttiği NEŞTER 2 soruşturmasını birlikte yapmıştık.
Başına gelenlere ilgili önemli bir değerlendirmeyi daha sonra yapacağım.
Şimdilik yazımı onun sıkça kullandığı bir sözle bitiriyorum.
“Gardaş, geçmiş olsun.”
