Ömer Süha ALDAN

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

VE ÇELİĞE SU VERİLDİ!

07 Haziran 2013 Cuma 23:00

Değerli Dostlar;

           Son günlerde Gezi Parkından başlayarak ülke geneline yayılan eylemlerle ilgili bir değerlendirme yapmayı düşünürken aklıma 2,5 yıl önce yani 13 Aralık 2010 günü yayınladığım “Ve Çeliğe Su Verildi” başlıklı yazım geldi. Yazımın konusunu, o günlerde sıkça yaşanan ve üniversitelerde iktidar partisi yetkililerine yönelik yumurtalı saldırılar, yetkilileri şemsiyeyle yumurtalardan koruma çabası ile gençlere yönelik baskılar oluşturuyordu.

           Övünmek gibi olmasın ama sanki bugünleri görerek yazdığımı fark ettim ve yazıyı yeniden bilgilerinize sunuyorum. Sonraki yazımda bugün yaşananları ve olası gelişmeleri değerlendireceğim.

“13 Aralık 2010: …. Bundan sonraki amaç bellidir. Tek düşüncenin merkezi olan bir üniversite, iktidar politikalarına bilimsel kılıf getirecek öğretim üyeleri ve kalıptan çıkmış gençlik yaratmak…

Sormayan, irdelemeyen, araştırmayan, düşünce üretemeyen ve Dolmabahçe’ye davet edildiklerinde munis yüzleriyle orada olacak hanım hanımcık kızlar, nur yüzlü delikanlılardır arzulanan.  

Ancak olmadı. Gençlerin içinde büyüklerinin istediği biçimde itaatkar olmak istemeyenler var. Bir kıpırdanma, bir yular vurulmaya karşı çıkış.

Protestolar birbirini izliyor. Verilen cezalar, okuldan uzaklaştırmalar, göze sıkılan gazlar ve sırta inen coplar daha bir keskin kılıyor bu gençleri.

Aslında iktidar farkında değil. Uygulattığı baskıyla çeliğe su verdiğini göremiyor. Cezalar ve aşırı güç kullanımı gençleri daha sert ve keskin kılıyor.

Ülkede pek çok kesim suspus olmuşken, nedir bu gençlerin cüretkarlığı?

Çünkü;

Gençlik; toplumsal muhalefetin akıncı gücüdür.

            Gençlik; korku, çıkar ve duyarsızlığının gereği olarak sessiz kalanlara benzemez.

Gençlik; sindirilmiş anne ve babalarının sesidir.

Gençlik; içlerinden bazılarına ihtimam gösterilip, ötekileştirilmeyi kabullenemez.

Gençlik; bir ülkenin iyi yönetilmediğini gösteren en hassas termometredir.

 

Öğrenci kredilerine zam yapınca, öğrenci sorununu giyimden ibaret görünce, biat kültürü içinde uysal bireyler yaratınca sorunların biteceğini sananlar yanılıyor. Keza onları hastalıklı düşünce sahibi zıpırlar (Biz o zaman zıpır demişiz, Başbakan şimdilerde çapulcu diyor)  veya iç-dış odakların tetikçisi olarak görenler de.

Şurası bir gerçek ki gençlik; keyfi, kayırmacı, çıkarcı ve ülke bağımsızlığını her geçen gün erozyona uğratan uygulamalardan rahatsız… Günlük yaşam biçiminin dönüştürülmek istendiği kaygısını taşıyor ve kalıptan çıkmışçasına bir gençlik yaratma projesinin süjesi olmak istemiyorlar.

Aynı zamanda neo-liberal politikalar da gençliği doğrudan etkiliyor. Zira özelleştirmeler sonucu devletin istihdam politikası sona eriyor. Artık devlet, birkaç binden ibaret polis veya öğretmen alımı dışında iş alanı yaratmaktan uzak… Okullarını bitiren yüz binlerce genç ise evlerinde, sokak ve kahve köşelerinde pineklemek durumunda kalıyorlar.

Özelleşen yerlerin yeni sahiplerinin ilk işi çalışan sayısını azaltmak ve mümkün olduğunca yeni işçi almamak oluyor. Zor bela iş bulanları ise düşük ücret, sendikalaşma yasağı ve en küçük hatasında kapı dışarı edilme korkusu bekliyor. Keza iş bulanlar sırada bekleyen işsiz ordusuna geri dönmemek için ağır ve baskıcı çalışma koşullarına razı oluyorlar. 

İşte hem içinde bulundukları yaşam koşulları ve hem de mezun olduktan sonra oluşacak gelecek kaygıları gençleri doğal olarak arayışa itiyor. Bu arayış da karşılık bulmadıkça bunalıyor ve isyan ediyorlar.

Gelinen noktada yaşananlar bir “Gençlik İntifadasının” öncü göstergeleridir.

 

Son eylemleri, 1968 olaylarıyla ilişkilendirenler yanılıyorlar. 1968 kuşağının yola çıkışında etken olan nedenler çoğunlukla öykünmeye dayalı ve ütopik idi. Ayrıca ithal düşünce kalıplarını, ülke gerçeğiyle bağdaştıramayan bir yapısı vardı.  Bireyin sosyo-ekonomik duruşuyla doğrudan bağı olmayan siyasi tercihler söz konusuydu. Belli bir mahalle veya ilçede oturmak veya ebeveynin siyasi düşüncesi sağcı veya solcu olmak için yeterliydi. Nitekim 12 Eylül darbesinden sonra “dönme” olgusu bu duruma bağlıydı. Pek çok kişi a-politik ortamda gerçek yerlerini buldular.

Oysa şimdiki öğrenci eylemlerinin sosyo-ekonomik beklentiler doğrultusunda ortaya çıktığını ve bu açıdan da 68 kuşağına göre daha gerçekçi bir yapının yansıması olduğunu söylemek mümkündür.

Yıllardır politikanın dışında tutulmaya çalışılan gençliği günlük koşullar isyan noktasına getirmiş ise, ortada ciddi bir durum var demektir. Bu açıdan çizilen karizmayı düzeltme anlamında “çift sarılı yumurta”-“omlet” ve “yumurta alacak bol paraları varmış”  benzeri sulandırma girişimleri ve eylemleri küçümseme çabası yanlış bir politikadır.

İşsizlik oranlarının yüksek seyretmesi ve ekonomideki sarsıntılarla öğrenci eylemlerinin önce işsiz kesimde sempati bulması ve giderek işçilere de yansıması muhtemeldir.

Böyle bir ortamda ülkenin yeni bir çatışma ortamına girmesi ve üzücü pek çok olayla karşılaşılması söz konusu olacaktır.

Öncelikle mevcut iktidar gençleri anlamayı denemeli, onları darbe özlemcilerinin özendirdiği yaklaşımından vazgeçmeli ve bu girişimleri kökü dışarıda örgütlerin işi olarak da görmemelidir.

Bu gençleri kendilerince terbiye etme anlamında yapılacak her baskıcı yöntem, çatışmayı şiddetlendirmekten başka bir işe yaramaz. Yine bizden olan iyiler ile bizden olmayan uyumsuzlar olarak ayrıştırma anlayışı da terk edilmelidir.

Ayrıca tüm siyasi partilerin gençliğin içinde bulunduğu durumu iyi analiz etmeleri gerekmektedir. İşsizliğe çözüm üretmek, gelecek kaygısını gidermek ve onlara özgür bir üniversite sağlama anlamında proje üretemezlerse, gelecekte onlar da bu protestolara maruz kalacaklardır. Yeni iktidar namzetleri, AKP’nin neo-liberal politikalarını sürdürme yanlışına düşmemelidir.

Ve de gençler; bundan böyle daha da dikkatli olmak durumundadırlar. Tepkilerini ortaya koyarken üzücü sonuçların ortaya çıkmamasına özen göstermeleri gerekir. Eylemlerin demokratik yollardan gerçekleşmesi ve yasal gereklere uygun olması önemlidir.

Yakın zamanda çoğu haklı çıkışlarının sabote edilmesi ihtimal dahilindedir. Zira aralarına sızacak provokatörler işbaşında olacaktır. Yine içlerinde yetmez daha dikkat çekenini de yapalım, vuralım, kıralım diyen de.

Bir de her daim olduğu üzere gençliğin karşı karşıya getirileceği projelerin raflardan indirildiğini de gözden uzak tutmasınlar. 

Son olarak kıssadan hisse: Emperyalizmin çıkarları doğrultusunda füze kalkanına imza atanlar, şemsiye kalkanına ihtiyaç duyarlar.

Evet! Değerli Dostlarım, 2,5 yıl önce bunları yazmışız. Recep Tayyip Erdoğan o günden bugüne bu olguyu anlamış mı? Anlamamış ve ne yazık ki anlamazdan gelmeye devam ediyor..

Bu yazı toplam 18700 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
24 Ekim 2017 Salı
Aykut Onur KALAYCI
EGELİ ETKİHABER
ÖZEL HABER