Güngör MENGİ / VATAN

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

YARGIYA EL KOYMAK!

02 Şubat 2012 Perşembe 10:00

YARGIYA EL KOYMAK!

AKP’nin il başkanları toplantısında Başbakan Erdoğan’ın özellikle iki konuda yanlışa düştüğüne inanıyorum.

İyi seçilmiş kelimeler ve baskıcı ses tonu bu inancımı değiştirmiyor.

Mesela “millet yargıya el koymuştur” dedi.

AKP’nin anlayışı, seçilmiş iktidarın, istediği her şeyi yapabileceği kabulüne dayanıyor.

Seçilerek geldiği için iktidarın yanlışı da kutsanıyor.

Halbuki demokratik bir iktidar, değil yüzde 50, yüzde 95 oy alarak da gelse millet iradesi adına yargıya el koyamaz. Çünkü hukukun üstünlüğü ve yargının bağımsızlığı ilkelerinden hiçbir bahane ile vazgeçilemez.

12 Eylül 2010 referandumu ile gerçekleşen değişiklikler, Türkiye’yi daha adaletli bir ülke yapmadı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce karara bağlanan insan hakları ve adil yargılanma ile ilgili ihlâllerde Avrupa’nın en kötüsü olmamız, her şeyi anlatıyor.

Başbakan da bunun farkında olmalı ki bugünkü şikâyetleri çürütmeye çalışırken dünü değil cumhuriyetin gençlik yıllarına ait İstiklâl Mahkemeleri’ni kıyas örneği alıyor.

Deniz Feneri skandalı ile ilgili soruşturmayı yürütürken azledilen üç savcı hakkında üstelik 11 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldığını gördükten sonra, akıl ve vicdan taşıyan hiç kimse Türkiye’de yargının bağımsız olduğuna inandırılamaz.

Deniz Feneri yakıyor

Başbakan dün buna rağmen CHP liderine şöyle sesleniyordu:

“Sayın Kılıçdaroğlu; yargının hükümetin emrine girdiği falan yok. Yargı sizin militan tavrınızdan temizleniyor!”

“Temize havale ediliyor” demek acaba daha mı yerinde olurdu?

Deniz Feneri derneği Almanya’da merhametli vatandaşlardan yoksullara yardım vaadiyle topladığı 40 milyon Euro’yu aşan miktarda bir parayı Türkiye’de TV kurmak ve başka siyasi amaçlar için kullanmakla suçlanmıştır.

Alman mahkemesi oradaki “maşa”ları mahkûm etmekle kalmamış, “Asıl failler Türkiye’de” hükmüne vararak Türk adaletini uyarmıştır.

Bu kişiler yakalanıp tutuklanmış, üç ayda serbest bırakılmış, sanıkların şikâyeti savcıları yerlerinden uçurmuştur.

Şimdi bu girift dolandırıcılığın sırlarını kavrayabilmek için yeni belirlenecek üç namuslu ve yetenekli savcıya en az iki yıl daha zaman gerekecektir.

Hakkında ne söyleneceğinden korkmayan bir iktidar dışında hangi irade sanıklara bu korumayı sağlayabilir?

Hiç kimse Deniz Feneri için adil bir yargılama bekleyemez. Yargı bağımsızlığına sürülen bu lekeyi olsa olsa üç savcının görevlerine iade edilmeleri silebilir!

Dışlama, kazanmaya çalış

Başbakan’ın konuşmalarını kaleme alan ekip tarz değişikliğine gitmeli artık.

Eleştiri yapan herkese ağzının payını veren küçümseyici üslup zekice istisnalarla daha çekici hale getirilebilir.

Ünlü bir romancı olan Paul Auster “Hapiste yatan yazar ve gazeteciler yüzünden Türkiye’ye gelmeyi reddediyorum” demişti.

Dünkü konuşmasında Erdoğan onu da boş göndermedi.

“Gelsen ne olur, gelmesen ne olur; Türkiye irtifa mı kaybeder?” diyerek tepkisel bir cevap verdi.

Halbuki onu önemsediğini belli edecek bir yaklaşımla Türkiye’ye gelecek olursa yanıltılmış olduğunu anlayacağını ve bundan şahsen memnunluk duyacağını söylese fena mı olurdu?

Elbette daha iyi olurdu.

Gazetecileri hapishanelere doldurmanın ayıbını önemsemeyen bir siyasetçi gibi görünerek en kötü tercihi kullanmıştır!

Bu yazı toplam 204 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
22 Mayıs 2012 Salı
EGELİ ETKİHABER
ÖZEL HABER