Veli Güler, sempozyumun kendilerine çok şeyler verdiğini, Sünni ile Alevilerin eskiden beri birbirine karşı kışkırtılmasında bilgi eksikliğinin büyük payı bulunduğunu söyledi. Veli Güler, "Amacımız, ülkemizin birliği ve beraberliğidir." şeklinde konuştu. Siyaset hırsı sebebiyle Aleviliği başka şekilde göstermenin, şahsi ideoloji ve düşünceleri Alevilik gibi sunmanın kendilerini rahatsız ettiğini vurgulayan Dede Güler, kendilerinin de Müslüman olduğunu ve hep barıştan yana tavır aldıklarını belirtti. Güler, "İçimizdeki bir burukluğu da söylemeden geçemeyeceğim. En azından tebliğler sunarken, müzakere yaparken, birkaç tane daha Alevi dedesinin, Alevilerin bulunması iyi olurdu." şeklinde sitem etti.
Prof. Dr. Saffet Sarıkaya ise 35 bildiri, 33 müzakereci ve iki açılış konuşmasıyla 36 mesai saatlik bir bilgi maratonu yaşadıklarını kaydetti. Sarıkaya, sempozyumda iki kişi dışında Aleviliği temsil eden bir tebliğ sunulmayışını da eksiklik olarak nitelendirdi. Prof. Dr. Sarıkaya, tebliğlerin büyük ölçüde tarihi kaynaklar üzerinde yürüdüğünü, ama günümüzdeki Hz. Ali (RA) algısı üzerinde pek fazla durulmadığını söyledi. Sarıkaya, "Günümüzde Hz. Ali'yi nasıl tanıyorlar? Hele hele 1998'li yıllarda Ali'siz Alevilik projesinin yürütüldüğü Türkiye'de yaşayan Ali'yi ortaya çıkarabilseydik ve tarihle bütünleştirebilseydik, bu sempozyum birlik beraberlik bağlamında çok daha başarılı olacaktı." yorumunda bulundu.
Doç. Dr. Necdet Subaşı da bir sürü "Ali" olduğunu, Sünnilerinkiyle Alevilerin ve Şiilerinkinin etrafında ittifak kurmanın, birleşmenin zor göründüğünü aktardı. Doç. Dr. Subaşı, "Tebliğlerin davetkâr olduğunu farkettim. Ali dediğimiz, böyle bir şeydir. 'Bırakın Ali'yle ilgili tasavvurlarınızı, bizim Ali'ye gelin.' Tuhaf bir tezgah değil mi bu?" diye sordu. Bunun tehlikeli bir dil olduğuna inandığını ifade eden Subaşı, Alevilerin de Hz. Ali (RA)'yi taşıyamadıklarını söyledi: "Modern yaşamın kavramlarını taşıyamazsanız, güncelleyemezseniz bırakırsınız. Hz. Ali, bir ağırlığa dönüşmüştür. Aleviler de bu bilgilerden yararlanır. Alevilerin Ali'sinden de Sünniler yararlanır. Yüzyılları bulan öğrenme sürer gider. Biz gerçekten bu konuları yeni konuşuyoruz. Katkı yapan İzmir'i ve Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) İlahiyat Fakültesi'ni kutluyorum."
Anadolu'daki Hz. Ali tasavvurunun bazen efsaneler şeklinde ortaya çıktığını ifade eden Necdet Subaşı, "Bizim köyün yaylalarında, bizim bile gidemediğimiz yerlerde genç kızlarımızın, Hz. Ali'nin ayak izinde yatarak evleneceği insanı seçtiğini görürüz. Bazılarına eğlenceli gelebilir. Taşıyamayacağımız bir. Hz. Ali'yi Aleviler yeniden okuyacaklar, hafifçe bize, yani tarihî bilgilere dayanacaklar. Ben, bizim köyden Hz. Ali'nin ayak izinin silinmesini istemiyorum." şeklinde konuştu.
DEÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ömer Dumlu ise gerek tarihî gerekse kültürümüzdeki Hz. Ali (RA)'nin gerekliliğine vurgu yaparak, Alevilerin ve Sünnilerin birbirinden öğreneceği bilgiler olduğunu söyledi.
Sempozyumda İran'dan altı, Irak'tan üç, Cezayir, Azerbaycan, Tacikistan ve Türkmenistan'dan birer katılımcının sunduğu tebliğlerin yanısıra İngiltere'den Prof. Dr. Farhad Daftary ve İsveç'te görevli Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan Prof. Dr. Bülent Baloğlu da katkı sağladı. (CİHAN)
