Siyasete atılışının 60'ıncı gününde görüştük. Ekranlara yansıdığından daha zarif bir hanımefendi buldum karşımda. Saç ve giyim modelinde neden daha esnek olmuyor diye geçirdim içinden. Bu esnekliği olaylara bakışında da aradım. Ancak taze siyasetçi olarak daha seçilmeden hata yapmak istemiyordu. Gönlünün göründüğü kadar sert olmadığını, siyahların içindeki beyazları görebildiğini, bunu zamanı geldiğinde göstereceğini hissettim. Kimbilir belki de bunu sadece diledim.
-Politikaya girmeyi hiç düşünmediğinizi söylüyordunuz. Şimdi "Kendimi yeterince tanımıyor muymuşum, bu iş tam bana göreymiş" diyor musunuz?
-Politikacı olmayı hiç düşünmedim. Objektif olma, adalet duygusu önemli benim için. Kadrolaşma eskiden de vardı. Ama son sekiz yıldır yaşadığımız kadrolaşmayı hiç yaşamadık. Özellikle referandum sürecinde kamplaşmanın derinleştirilmesi, bundan adeta rant sağlanmaya çalışılması son derece rahatsız ediciydi. Ardından yeni HSYK'da kadın temsilinin bir yıl önce yüzde 36 iken, bir yıl sonra yüzde 1,63'e düşmesi, adli yargıda yüzde 2'de kalması, totalde yüzde 3'ün altında kalması inanılmaz bir şey. Bu tam bir darbeydi.
Yargı artık tam anlamıyla kuşatılmıştı ve kadın yargıç kürsüden uzaklaştırılmaya çalışılıyordu. Orada belki argümanların da tükenmesi bana siyaset kararı aldırdı.
Mesleğime, yargıç kimliğime zarar vermemek adına böyle bir karar aldım. Ben CHP'de inandığım doğruları söyleyeceğimi, ilkelerinin ilkelerimle örtüştüğünü düşünüyorum.
-Bazen de inanmadan el kaldıracaksınız. Çünkü partinin lideri öyle istiyor olacak.
-Öyle olmaması için de mücadele ederim. Çünkü ben siyasi partiler yasasının değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Ben dünyayı siyah beyaz görmek zorunda değilim. Bazı şeyler değiştirilmeli. Siyasi partiler yasasının değişmesi belki bir liderin ekibini bir el kaldırma aracı olmaktan çıkartacaktır.
-Siyasi sistemin çarklarına kapılıp ezilmekten korkuyor musunuz?
-Ben bir mücadele insanı olarak görüyorum kendimi. Mücadeleyi sonuna kadar götürmekte bir sorun yaşamam. Bazı problemler varsa değiştirmek için çabalarım. Bunun için uzlaşma zeminleri varsa onu araştırırım. Hukuksal anlamda birikimimin katkı sağlayacağını düşünüyorum.
-Kılıçdaroğlu, kendisinde beklediğiniz her şeyi bulduğunuz gerçek bir lider mi?
-Ben Sayın Kılıçdaroğlu'nun Türk halkı ile samimi bir iletişim kurduğunu düşünüyorum. Başka bir malzemeden değil, etten kemikten gerçek bir insanla karşı karşıya olduklarını, samimiyetin çok güçlü bir silah olduğunu düşünüyorum.
-Liderlerin atışmaları sizce siyaseti kirletiyor mu?
-Bence bunu kimin başlattığı da gerçekten önemli. Türk halkı yanıt verilmesini istiyor.
-Türk halkı her zaman doğru mu düşünüyor? Aynı ölçüde cevap vermek şart mı?
-Yanıtsız bıraktığınız takdirde verilecek bir yanıtınız olmadığını düşünüyor olabilir. O da bir sorun yaratabilir.
-Bütün liderlerin mantığı böyle işliyor. Bahçeli'ye sordular bu soruyu, o da "Halk cevap vermenizi istiyor" dedi. Neden kimse bu fasit daireyi kırmıyor?
-Toplumun beklentileri ile ilgili bir sorun olsa gerek. Benim meydanlardaki tarzım bu olur muydu? Hayır. Benim daha farklı bir tarzım olurdu. Sayın Erdoğan'ınki gibi bir tarzım olmayacağı kesin. Çünkü öfkeyle, kuşkuyla, kişileri hedef göstererek politika yapmanın kesinlikle uygun olmadığını düşünüyorum.
-Kılıçdaroğlu'nun tarzı sanki farklı! Ama tabii onu ayırt ederek konuşmak zorundasınız değil mi?
-Bunu ayırt etmek durumundayım. Çünkü Sayın Kılıçdaroğlu'nun gayet sakin, öfkeyi bir araç olarak kullanmayan bir yapısı olduğunu Türkiye biliyor. Ama birtakım tartışmaların içine çekiliyor.
"YENİ CHP HÂLÂ 'KURUCU DEĞERLER'E BAĞLI"
-CHP'nin başında "yeni" diye bir sıfat var bir süredir. Kılıçdaroğlu ile birlikte kadroda, zihniyette, söylemde bir değişim var. Siz acaba eski CHP'de daha mı mutlu olurdunuz?
-Ama buradayım işte. Ve kendimi gayet de iyi hissediyorum burada. Kendimi ifade edebiliyorum.
-Nedir sizin için CHP'nin yeniliğinde hoşunuza giden?
-Cumhuriyet Halk Partisi cumhuriyeti kuran, çok partili döneme geçişin adımlarını atan parti. Geçmişine baktığımızda çok değerli çalışmaları olmuş, ancak sosyal devletin derinleştirilemediğini görmüşüz. Sosyal devlet boşluklarının yerine başka şeylerin monte edildiğini gördük. Hukuk devletini güçlendiren asıl sosyal devlettir. Bu anlayışın güçlendirilmesi yeni CHP söylemini getirmiş olabilir. Yoksula hukuk devletinin ne olduğunu anlatmanız mümkün değil. Onu ben yaşayarak da gördüm. Çok küçük, çok yoksul yerlerde çalıştığım için bunu biliyorum. Hukuku, o soyut kavramı anlatmanız dokunmadığı sürece o insanlara, son derece zordur. O yüzden sosyal devletin derinleştirilmesi yolundaki bu yeni anlayışın ben çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Toplumsal yansımalarını da gittiğim varoşlarda, dolaştığım sokaklarda görebiliyorum. Ben yeni CHP'nin kurucu felsefe ile ilgili bir yenilikten değil, sosyal devletin derinleştirilmesi anlamında bir yenilik getirmekten söz ettiğini biliyorum.
-Kadrolarda bir yenilik var. Ama eski ulusalcı-kemalist kadro da tamamen tasfiye olmadı. Siz kendinizi nerede görüyorsunuz?
-Ben kurucu değerlere bağlıyım. Hukuk devletinin sosyal devletle güçlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Herhangi bir şekilde kendimi kategorize etmiyorum. Bu ülkede Mustafa Kemal'den söz etmenin suç olarak kabul edilmesini de anlayamıyorum.
-Mustafa Kemal'den söz etmek ayrı, Kemalist ideolojiyi savunmak ayrı. Siz kendinize Kemalist der misiniz?
-Ben Mustafa Kemal'in izinde olduğumu düşünüyorum.
-Ama Kemalizm bambaşka bir ideoloji. Mustafa Kemal Kemalist miydi?
-Bunlar tartışılabilir. Zaman zaman tahrif de ediliyor. O derin derin ideolojilerin tartışmasına girmek istemiyorum. Ama şudur: Bizim kahramanımızdır. Her ülkenin bir kurucu kahramanı vardır. Emperyalizme karşı verilen savaşın güçlü başkanıdır. Ben onun getirdiği değerlere son derece saygı duyuyorum. Ancak salt laiklik söyleminin, laikliğin içini boşalttığını, her gün laiklik laiklik diyerek onu değerli hale getiremeyeceğimizi düşünüyorum. Sadece laiklik için değil, bunu sosyal devlet için de söyleyebiliriz. Bir kavramı ne kadar çok kullanırsanız, onu o kadar sıradanlaştırırsınız.
-Ben Kemalizm derken statükoculuktan, 1930'larda donmuşluktan, militarizmi desteklemekten bahsediyorum.
-Sizi anlıyorum. Ben militarizmden bu ülkenin en çok zarar gördüğünü düşünenlerdenim. Darbelerden en çok zarar görmüş, darbe sonrasındaki uygulamalardan arkadaşlarını çok genç yaşta işkence tezgâhlarında kaybetmiş bir kuşağın temsilcisiyim. 28 Şubat sürecinde ben yargıçların toparlanıp brifinglere tabi tutulmasına kesinlikle karşı durmuşumdur. O yüzden bana bazı internet sitelerinde militarist, statükocu, Ergenekoncu dendiği zaman çok üzülüyorum. Statüko diye diye aslında farklı bir statüko ile karşı karşıyayız şu anda. Yeni statükonun kibirli temsilcileriyle muhatabız diye düşünüyorum. Kibirli statüko ve onun temsilcileri bence kendilerini evrensel polis şefi olarak görüyorlar.
-CHP de bu rolü oynadı ama uzun yıllar.
-Kim olursa olsun bu. Ben şu anda herhangi bir parti üzerinden de konuşmuyorum.
-Kılıçdaroğlu yönetimindeki parti bu seçimde "laiklik elden gidiyor, şeriat devleti kuruluyor" söylemini terk etti. Laiklik tehlikedeyse ordu yönetime el koyabilir mi?
-Kesinlikle ordunun herhangi bir gerekçe ile iç çatışmaları bahane ederek olabilir bu, laiklik tehlikede, söylem ne olursa olsun kesinlikle darbenin gerekçesi olamaz. Kabul edilemez!
"DERİN DEVLETLE HESAPLAŞILMALI, AMA..."
-Ordunun Türkiye'nin yönetimine etkin olma gücünün zayıflatılması sizin için umut mu yoksa endişe verici bir gelişme mi?
-Ordunun siyasetle bağlantısının olmaması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bugün yapılanların o amaçla yapılıp yapılmadığına ilişkin çok ciddi kuşkularım var. Ben bazı şeylerin bahane edildiğini ve bazı muhaliflerin de o çuvalın içine atılarak yakılmaya çalışıldığını düşünüyorum. Statüko ile kendilerince veya darbecilerle mücadele ediyor görüntüsü verilerek, bunun içinde doğrular vardır belki, ülkenin geçmişinde, derin devletiyle belki hesaplaşma güdüsü de olabilir, bu mümkündür, ancak bunun artık çok inandırıcı olmadığını düşünüyorum.
-Orhan Pamuk basına yansıdığı kadarıyla darbe girişimlerinden ikna olmuş.
-Sayın Pamuk uzaklarda olduğu için ona öyle geliyor olabilir. Ama ben sahadayım, yargının içindeyim. O tutuklama gerekçelerini biliyorum, okuyorum, izliyorum.
-Ortada darbe girişimi filan yok mu yani size göre?
-Onunla ilgili bakın net bir şey söylemiyorum. Darbe yapmıyorlarmış demiyorum. Bu olasılıkla başlamış bir soruşturma olabilir. Ancak bunun artık hiçbir inandırıcılığı yoktur. Ben o kanıtları değerlendirebilecek durumda değilim. Ama hiçbir gerekçeye dayanmadan insanların tutuklandığını görüyoruz.
-Ayışığı, Sarıkız, Balyoz planlarını gördüğünüzde ya bunlar amma büyük bir çeteymiş, başımıza neler örüyorlarmış duygusuna kapılmadınız mı?
-Ben bu davaların hepsine artık kuşkuyla bakıyorum. Keşke derin devletimizle hesaplaşılabilse. Öyle bir derin devletimiz olduğunu biliyoruz. Ben çok erken yaşta bunun farkına vardım. Faili meçhul cinayetlerle, ardından Susurluk'la. Fakat hiçbiriyle hesaplaşılmamıştı. Bugün de gerçekte hesaplaşılan bir şey yok. Sadece muhtemelen ordunun bir sübap görevi gördüğünü, olabileceğini varsayanlar onu bir şekilde hareketsiz bırakmak için belki böyle bir şey düşünmüş olabilirler. Ama bu arada bir sürü muhalif insanın, o davaların içinde neden olduğunu anlayabilmiş değilim. Ve bu insanların hücrelerde tutulmalarının nedenini. Aylardır, yıllardır hücrede kalanlar var. Bu insanlar cinayet işlememişler. Orada bir soru işareti gelmez mi insanın aklına?
-Gelir. Ancak işin ana vahameti değişmez. Bu PKK terörünü, bu kirli savaşı devam ettirmekten büyük rant sağlayan bir çete var belli ki. Bazı ordu mensupları da bunun bir parçası olmuşlar. Bunlar aydınlatılsın istemiyor musunuz?
-Elbette aydınlatılsın. Her şeyle hesaplaşılsın. Diyorum ki, öyle başlandıysa bu iş, bir an önce sonuçlanır, biz de önümüzü görürüz. Deriz ki bakın şurada şunlar yapılmış, burada bunlar yapılmış. Bu insanlar şu nedenle ölmüş. Faili meçhullerin arkasında bunlar varmış. Bunları keşke yapabilsek, keşke hesaplaşabilsek. Ama öyle olmuyor. Bakın kaç yıldır bir takım insanlar tutuklu. Ve ortada bir şey yok. Sorguları yapılamayan insanlar var.
-Tamam, oralarda bir takım hatalar olduğunu ben de görüyorum. Ama bir partinin eski lideri Ergenekon'un avukatı ilan eder mi? Bir partinin yeni lideri de yok böyle bir örgüt. Nerede? Gidip gösterin de bana üye olayım, der mi?
-Başbakan da savcısıyım demişti. Kılıçdaroğlu'nun "böyle bir örgüt varsa" diye başlayan bir sözdür o. Hakikaten öyle bir örgüt var mı bir öğrensek fena olmaz. Sekiz buçuk yıldır iktidarda olan bir parti, yüzde 90'a varan oranda yargıyı kendi mensuplarıyla doldurmuş bir parti, çıkarsın ortaya.
"ÜÇ KİŞİDEN BİRİNİN CHP'YE OY VERMESİNİ İSTERİM"
-Seçim çalışmaları için gittiğiniz yerlerde nasıl karşılanıyorsunuz?
-Kadınlar çok ilgi gösteriyorlar, çok enteresan. Sarılıyorlar. Bu benim için şaşırtıcı. Çünkü kürsüde biraz daha mesafeli bir duruşumuz olmak zorunda. Ama burada çok yakın temas gerçekten mutluluk verici. En çok kadınların ilgisini çeken şeyin aile sigortası olduğunu görüyorum. Hatta o kadar somutlaştırmışlar ki banka kartımızı ne zaman alacağız diye soruyorlar.
-Adalet bakanı olmak gibi bir hayaliniz var mı?
-Hayır. Öyle bir sorumluluk verilirse, iktidar oluruz umarım, seve seve gerçekleştirmek isterim. Çünkü sahayı, adliyeleri, o koridorları bile çok iyi tanıyorum. Bu ülkede en çok ihtiyaç duyduğumuz şeyin adalet olduğunu düşünüyorum. Bunu sağlamak için somut pek çok şey yapmak isterim.
-Seçim sonuçlarına dair tahmininiz ne?
-Elbette bütün siyasi partiler gibi hedefimiz iktidar olmak. Yüzde kırkı hedefliyoruz.
- İktidar olamazsanız CHP'de lider değişimi gündeme gelir mi?
-İktidar olunamaması halinde ben bunun Sayın Kılıçdaroğlu'nun başarısızlığı olarak not düşülmesinin gerekmediğini düşünüyorum. Sayın Kılıçdaroğlu'nun çok kısa bir genel başkanlık süreci var. O yüzden bunun tek gösterge olduğunu kabul etmiyorum.
-Bundan önceki seçimde CHP'nin oyu yüzde 22 idi. Bu seçimde yüzde 23'de kalırsanız, parti yeniden karışır mı?
-Yüzde 40 hedefi için coşkuyla çalışılıyor. Ama yüzde 23 bir başarı ölçütü olarak kabul edilmemeli. Tam olarak şu oran diyemiyorum. Fakat ülkemizde üç kişiden birinin Cumhuriyet Halk Partisi'ne oy vermesi beklentisi içindeyim ben.
"YARGIÇLAR İNSANÎ ZAAFLARDAN UZAK OLMALI!"
-Röportajlarınızdan birinde hakim olarak hüküm vermeyi, tanrısal bir güç olarak değerlendirmişsiniz. Neden insani değil de tanrısal?
-Tanrısal güç derken ben kendimi tanrı gibi hissediyorum yaklaşımı değil. Bütün insani zaaflardan uzak olmanızı gerektiren bir iş hükmetmek. Öyle hatasız olmalısınız ki belki o anlamda tanrısal diye bir benzetme yapmışımdır. İnsani bir zaafa hakkınız yoktur yargıçken. O kadar ağır sonuçlara yol açabilir ki o yüzden o zaaflardan uzak olmanız lazım.
-Bütün kararlarınızda o "tanrısallığı" yakaladığınızı düşünüyor musunuz?
-Hiçbir yargıç yakalayamamıştır inanın. Ama o olmuştur tabii ki hedefimiz. Hatasız, hiç kimseyi üzmeden, mutsuz etmeden gerçek hak sahibine hakkını teslim etmek, bunu amaçlamışızdır muhakkak. Ama elbette insanız ve zaman zaman muhakkak hatalar yapmışızdır.
-Tanrının size nasıl hükmettiğini düşünürsünüz?
-Herkese hükmettiği kadar. Ben tanrı ile ilişkimin çok özel olduğunu, alenileştirilen her şeyin zarar göreceğini düşünüyorum.
-Türbanlı milletvekili fikrine nasıl bakarsınız?
-Eğer buna ilişkin çalışmalar yapılırsa oturulur, tartışılır.
-Diyelim tartışıldı. "O türbanlı kadının oyunu istiyoruz, öyleyse onu o şekilde mecliste de görmeliyiz" der misiniz?
-Bu sorunun muhatabı AKP'dir. Çünkü bununla ilgili çalışma yapması beklenen, türbanlı adayların en çok beklentisi olan parti o partidir. Türbanı çözmek iddiasıyla gelen bir iktidardan söz ediyoruz.
-AKP türbanlı bir milletvekilini çıkarsalar, genel kurula girdiğinde ne yaparsınız?
-O günkü sağduyum neyi işaret ediyorsa onu yaparım.
-Sağduyunun günü mü olur? Size göre türbanlı bir milletvekili genel kurula hitap edebilir mi?
-Bu konuda herhangi bir uzlaşma zemini aranır ve bulunursa bir sorun teşkil etmeyebilir. Peki neden türbanlı kadın milletvekili adayı yok AKP'nin? Türban üzerinden siyaset yapanlar onlar. Bu soruyu onlara soracaksınız.
(N.Akman/ZAMAN)