08 Ağustos 2026
Altın 6659.71
BIST 13779.39
Dolar 47.6791
Euro 55.1258
Sterlin 64.2836
Ankara 29°C

Fidan: (Mekke Anlaşması) Bize saldırmayan hiçbir ülke hedefimizde değil!

Fidan: (Mekke Anlaşması) Bize saldırmayan hiçbir ülke hedefimizde değil!
Dışişleri Bakanı Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın teknik olarak NATO Antlaşması'nın kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesiyle aynı olduğunu belirterek, "Bize saldırmayan hiçbir ülke hedefimizde değil." dedi.

ANKARA

AAtölye'de Anadolu Ajansı Editör Masası'na konuk olan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.

Bakan Fidan, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında dün imzalanan "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"na ilişkin, "Gerçekten tarihi bir gündü. Cumhurbaşkanı'mızın (Recep Tayyip Erdoğan) liderliğinde yürüttüğümüz dış politikamızda, gerçekten uzun yıllardır hedeflediğimiz bazı köşe taşları var. Onlardan birinin gerçekleşmesiyle alakalı bir olaya tanıklık ettik." ifadesini kullandı.

Bölgede uzun yıllardır devam eden bir istikrarsızlık olduğuna işaret eden Fidan, savaşların, işgallerin, sürgünlerin ve yerinden edilmiş insanların, Türkiye'nin yakın doğusu ve güney doğusunda, dünyada genel olarak "Orta Doğu" ismiyle kabul görmüş coğrafyada, uzun yıllardır devam eden olaylar olduğunu dile getirdi.

Fidan, bu sistemsizliğin uzun yıllardır iktidarda bulunan AK Parti hükümetlerinin çok yakından takip ve analiz ettiği, bu sorunlara nasıl kalıcı düzenlenme getirilebilir diye düşündüğü bir husus olduğunu vurguladı.

Son birkaç yıldır bu konudaki görüşlerini daha da olgunlaştırarak pratikte ne türden adımlar atılabileceğine yoğunlaştıklarını dile getiren Fidan, ilk tespitlerin ardından bunların ilgili taraflarla paylaşıldığını ve nihayetinde somutlaştırılma aşamasına geldiklerini söyledi.

“Bölgesel sahiplenmemizin artırılması önemli”

Bakan Fidan, Türkiye'nin amacına dair "Bölgesel sahiplenmemizin artırılması önemli. Çünkü dışarıdan gelen hegemonlar, bölgedeki sorunları çözmüyor, daha da akut hale getiriyor, maliyeti çok yüksek oluyor. Bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini, kendi ekonomik istikrarlarını, kendi kalkınmalarını, kendi refahlarını, kendilerinin aslında garanti altına alıcı daha kurumsal noktalara gitmeleri gerekiyor." diye konuştu.

Türkiye'nin hemen hemen bölge ülkelerinin hepsiyle çok iyi ilişkileri olduğuna dikkati çeken Fidan, şöyle devam etti:

“Ama bunlar gerçekten konjonktüre, siyasi algılara, anlayışlara dayalı, her an değişebilen yapıda olan ilişkiler idi. Ama Türkiye'nin dış politikası uzun zamandır Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde aynı. Biz bunu daha kalıcı hale getirmenin daha faydalı olduğunu hep düşündük. 'Aradaki kardeşlik ilişkisi' dediğimiz veya 'ilişki' dediğimiz konuların daha yapısal, daha profesyonel, daha kendi kendine gidebilen bir noktada olması gerekiyor bütün bölgenin istikrarı için.”

Fidan, Türkiye'nin bölgesel vizyonuna ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Bir bölgede aslında savunma ittifakına ihtiyaç var. Ülkeler birbirlerinin güvenliğinden emin olmadan üstüne ekonomik yapılar bina edemiyorlar. Bu tarihin de gösterdiği bir husus. Biz bunu Avrupa Birliği'nde de gördük. Amerikan güvenlik şemsiyesinin sağladığı atmosfer içinde Avrupa ekonomik toplumunun hayata geçtiğini, daha sonra bunun evrildiğini gördük. Burada da bölgedeki istikrarsızlıkların giderilmesi, en azından durdurulması ve daha büyük ekonomik ve sosyal entegrasyon sağlanarak bölge halkının refahının ilerletilmesi konusunda büyük bir irade var.”

Bunun kolay bir iş olmadığını ve çok başında olduklarının bilincinde olduklarını dile getiren Fidan, bunun için bütün zihinsel ve kavramsal hazırlıkların ve planların bulunduğunu söyledi.

Anlaşma için 2 yıldır hazırlık süreci oldu

Fidan, bunların kurumsal olarak nasıl hayata geçirileceğine dair çalışmaları da olduğunu belirterek, "Bunları yaparken ne türden sorunlarla karşılaşacağız, onları biliyoruz. Bunları tam 2 yıl 8 aydır ben ortaklarımızla, imza attığımız ortaklarla ve diğer bölge ülkeleriyle kesintisiz konuşuyorum. Cumhurbaşkanı'mız lider seviyesinde yaptığı görüşmelerde tabii hep gündeme getiriyor." diye konuştu.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın 2 yıldır hazırlandığına ilişkin soruya Fidan, "Tabii, bunun fikir düzeyinden kavrama, kavramdan anlaşma noktasına geçmesi." yanıtını verdi.

Bakan Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın teknik olarak NATO Antlaşması'nın kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesiyle aynı olduğunu belirterek, "Zaten onun için bir güvenlik paktı kuruyorsunuz. Onun için nihai derecede bir ittifaka katılma kararı alıyor diğer ülkeler. Birbirinin koruyucu desteğinden faydalanmak için." dedi.

İmzacı ülkelere bir yükümlülük getirdiğine işaret eden Fidan, Türkiye'nin 1952'den itibaren NATO'da olduğunu ve uzun yıllardır NATO toplantılarına katıldığını söyledi.

Fidan, son NATO Zirvesi'nin Ankara'da yapıldığını anımsatarak, NATO'nun tarihinde bir veya iki defa ortak müdahale kararı alıp operasyona girdiğini ifade etti.

Bakan Fidan, "Bir; Afganistan'daki bir hususu destekledi, bir de Kosova'da destekledi. Onun dışında NATO'nun hazırlıkları, NATO'nun en büyük caydırıcılığı defensive pozisyonda bir caydırıcılık yeteneği geliştirmek. 'Sen, bana saldırsan ben hazırlığını yapmış, bu kadar büyük bir topluluğa sahip askeri gücüm. Benim gücümü test etme. Dolayısıyla ben saldırıya uğramıyorum. Benim bulunduğum coğrafyada siyasi, ekonomik ne kadar sorunu varsa hallederek kalkınıyor ve daha normal bir yolda gidiyor.'" diye konuştu.

Bunun önemli olduğunun altını çizen Fidan, bütün gelişmelerin önünü tıkayan şeyin şiddet, savaş ve gözyaşı olduğunu vurguladı.

“Biz birbirimize artık bundan sonra dayanışma halindeyiz”

Fidan, "Caydırıcılık gücünüzü artırıyorsunuz. İkinci bir hususta, bu türden ittifaklara girmenin yolu, bir dışarıya mesaj vermekten ziyade, bu ittifaka imza atan ülkeler birbirlerinin güvenliğine tehdit olmayacaklarını, aslında birbirlerinin güvenliğine tersine garanti olacaklarını ortaya koyuyorlar, taahhüt ediyorlar. Başlangıç noktası bu. Bir güvenlik ittifakına girdiğiniz zaman dışarıdaki bir aktöre karşı değil, içeride 'biz birbirimize artık bundan sonra dayanışma halindeyiz, birbirimizden diğerine zarar gelmez' meselesi." dedi.

Bunun önemli bir başlangıç noktası olduğuna işaret eden Fidan, daha sonra mevcut tehditlere göre çalışılması gerektiğini söyledi.

Bakan Fidan, "En çok merak edilen konu, saldırı durumunda hemen bir yükümlülük doğuyor mu? Bu yükümlülük nasıl işlevsel hale gelecek" sorusuna, "Anlaşma metnine bakıldığında orada genel taahhütler var. Bu genel taahhütlerin hangi pratikte ne şekilde hayata geçeceği her zaman için ifade ettiğim gibi tartışmaya ve ilgili kurulların karar almasına bağlı." yanıtını verdi.

Bir ülkenin bu konuda çağrıda bulunması gerektiğini söyleyen Fidan, yardımın keyfiyetini de ülkenin tanımlayacağını dile getirdi.

Fidan, şunları ifade etti:

“Der ki 'benim istihbarata ihtiyacım var, lojistiğe ihtiyacım var, mühimmata ihtiyacım var, olmadı, daha ileri safhada askeri ünitelere ihtiyacım var. Bunlar çok aşamalı, tehditin boyutuna göre değişen hususlar. Şu ana kadar yapılan çalışmalarda bizim ortaya koyduğumuz perspektif şu, şimdi bizim bir yapısal olarak bakanlar komitesi olacak. Aynı NATO'da olduğu gibi dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanının olduğu siyasi ve askeri komite var. Siyasi ve askeri komite, liderlerin ortaya koyduğu vizyonu, bu ittifak içinde karara bağlayan, çalışmaları yapan komite. Bunun ortaya koyduğu vizyonu hayata geçirecek bir genel sekreterlik olacak, bir teşkilat olacak.”

“3 ülke liderleri arasında konuşulan konu, savunma sanayi işbirliği”

Bunun önemli yapısal bir adım olduğunu vurgulayan Fidan, şunları kaydetti:

"Biz burada imza attık, ayrıldık, yok. Bu Genel Sekreterlik daha sonra 3 ülke arasındaki bu savunma ittifakıyla ilgili konuları yakından takip edecek, alınan kararların uygulanmasını. Burada şu anda çalışmaya başlamadık, daha imzalar yeni atıldı. İlk komite toplantısından sonra muhtemelen bakanlar olarak liderlerin onayına sunacağımız hususlar, sekreteryanın kurulması, yapısı, işleyişi ve verilecek ilk ödevler olur.

Burada tabii çok fazla husus var askeri konular yani 'ortak çalışabilirlik' dediğimiz yani NATO'da 'interoperability' diye kavramsallaştırılan çok önemli bir husus var. Yani farklı ordu yapıları olan ülkelerin beraber bir arada iş görebilmesi, çalışabilmesi, karşılıklı eğitim, destek hususları, lojistik mevzuları, tehdit analizleri, istihbarat paylaşımı ve en önemlisi savunma sanayi alanlarında işbirliği. Dün en çok liderler arasında konuşulan konu, savunma sanayi alanındaki işbirliği ve buradaki teknolojilerden ülkelerin birbirinden istifade etmesi."

Bunun ciddi ve süreklilik gerektiren kurumsal bir iş olduğunu söyleyen Fidan, bunun kendi içinde artık otomatiğe bağlamış bir çalışması olacağını belirtti.

Fidan, "Ülkeler sıkıştıkça 'ya biz ne yapacaktık beraber' deme durumunda olmayacaklar. Bizim her zaman için yani vurguladığım husus, dış politikada veya herhangi bir konuda başarıyı rastgeleliğe bırakmamak gerekiyor, kurumsallaştırmak gerekiyor. Devamlı hale getirmek gerekiyor." ifadesini kullandı.

Belli menfaatler etrafında ülkelerin bir ittifaka yoğrulması gerektiğini söyleyen Fidan, "Bu 3 ülke, çekirdek ülke." dedi.

Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın caydırıcılık anlamında hedefinin ne olduğuna ilişkin soruya "Şu anda dediğim gibi biz yani bir herhangi yazıya çiziye bağlanmış, üstünde altına imza attığımız ortak tehdit diye bir husus yok. 'Biz artık birbirimizin güvenliğiyle yakından ilgileneceğiz' taahhüdünde bulunuyoruz. Bu bir başlangıç noktası." yanıtını verdi.

Bu konudaki tartışmaların "şu andaki savaş zemininin öncesinde" başladığına dikkati çeken Fidan, o dönemde İran-ABD/İsrail savaşının olmadığını ancak bölgedeki ABD'nin yeniden güvenlik endişelerini değiştireceğini, başka bir takım olayları ve Türkiye'nin kendi terörle mücadelesinin gündeme geleceğini ön gördüklerine işaret etti.

Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'ndaki ülkelere ilişkin "Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye dış politika tavırlarına baktığınız zaman yayılmacı politikaları olan ülkeler değil. Kendi sınırları içerisinde, kendi dertleriyle, kalkınmalarıyla meşgul, mümkünse de iyi ilişkiler ve komşuluklar yoluyla da bulundukları ortama pozitif katkı sağlamak isteyen ülkeler." ifadelerini kullandı.

Bu ülkelerin farklı tarz ve kapasitelere sahip olduğunu söyleyen Fidan, "Şimdi biz bu ülkelerle bir araya geldiğimiz zaman tabiatıyla savunmaya yönelik bir örgüt oluyoruz. Yani ofansif gidelim şurada da hep beraber şunu yapalım şunu edelim tarzında bir yaklaşım değil. Dolayısıyla bölgede ister bölge içinden ister bölge dışından saldırıya uğramadığı sürece bu ittifakın herhangi bir ülkeyle alıp veremediği olamaz. Ama bölgesel istikrara katkıda bulunmak için tabii ki ortaya koyduğumuz bu güç kompozisyonun yapıcı katkısı olacaktır." tespitini yaptı.

Fidan, bunun ileri taşınmasının sebebinin de bu olduğunu vurgulayarak İran'ın bu anlaşmanın "hedefinde olmadığına" atıfta bulundu.

Bakan Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'ndaki ülkelere saldırmayan ülkelerin "hedefte olmadığına" dikkati çekti.

Fidan, ittifakın hem hukuki açıdan hem de siyasi, stratejik açıdan çok mercek altına alınan bir husus olduğunu vurgulayarak, bu alanda herhangi bir sıkıntı olmadığını kaydetti.

Böyle bir anlaşmayı başka ülkelerinde yaptığına işaret eden Fidan, daha önce böyle anlaşmalar yapan NATO ülkelerinden örnekler verdi.

“Türkiye sorumluluklarının bilincinde”

Fidan, bunun NATO içinde yeni bir fenomen olmadığının altını çizerek, "Türkiye de tabii ki sorumluluk bilincinin farkında olan bir ülke. Biz hiçbir şekilde bu farklı coğrafyaları, farklı öncelikleri birbiriyle çatışır halde tutacak durumda değiliz." şeklinde konuştu.

Bunun yönetilmesi gereken bir alan olduğu tespitini yapan Fidan, Alman mevkidaşıyla yaptığı görüşmede de bunu dile getirdiğini anlattı.

Fidan, Türkiye'nin buradaki amacının bölgesel sahiplenmeye bağlı olduğuna işaret ederek Ankara'nın birçok stratejik lokasyonda ağırlığı olduğunu böyle bir girişimin Avrupa'da da yapılması gerektiği mesajını verdi.

Avrupa'yla da güvenlik mimarisinde neler yapabiliriz konusunda ciddi konuşmalar olduğunu aktaran Fidan, "Türkiye coğrafyası itibariyle Kafkaslar, Orta Doğu, Karadeniz, Akdeniz ve Balkanlar üzerinden Avrupa, daha geniş Avrupa coğrafyasına yönelik bir stratejik oryantasyonu var. Burada her bir stratejik havza için sizin bir perspektif geliştirip, bu perspektifleriyle gerilim alanları oluşsa da uyumlaştırmanız gerekiyor." ifadelerini kullandı.

Fidan, bu konudaki tecrübeleri anlatarak Ankara'nın NATO'da Orta Doğu ile Kafkasya konusunda ayrı coğrafi koşullara sahip bir ülke olduğunu ve bunun analizinin yapıldığını kaydetti.

Türkiye'nin stratejik havzasının genişliğine değinen Fidan, her stratejik havzada birbirinden farklı pozisyonlar ve şartlar olduğunu aktardı.

Fidan, bunlara ilişkin güvenlik mimarisi ve ekonomik mimari geliştirmeye dikkati çekerek "Biz hegemon bir anlayışla gitmediğimiz için bunu bölge ülkeleriyle beraber yapmamız lazım. Kafkaslardaki anlaşma sonrası inşallah, şu anda ateşkes var, güzel işleyen bir ateşkes. Ermenistan ile Azerbaycan, kalıcı barış anlaşmasına doğru ilerliyorlar ve biz bunu destekliyoruz. Bunu desteklerken kafamızda bir güvenlik ve ekonomik mimari perspektifi var." diye konuştu.

Benzer bir oluşumun Kafkasya ve Orta Asya gibi bölgelerde de inşa edilip edilemeyeceğine yönelik soruya Fidan, "Bunlar gerektiği zaman inşa edilebilir. Zaman zaman ekonomiye daha fazla ihtiyaç olabilir. Ama Orta Doğu'nun en büyük problemi şu anda biliyorsunuz, karşılıklı savaşlar, güvensizlikler ve çatışmalar olduğu için güvenlik mimarisiyle başlamak gerekiyor. Avrupa'da da, bir güvenlik mimarisi arayışı var." diye yanıt verdi.

Fidan şunları kaydetti:

“Avrupa ile Orta Doğu güvenlik mimarilerinin Türkiye üzerinden uzun vadede hatta orta vadede uyumlaştırılması da mümkün. Bunun zihinsel ve düşünsel hazırlıkları aslında oturmuş durumda. Yani biz bu konuda senaryoları çalıştığımız zaman, çünkü Avrupa'da da çok fazla yayılmacı bir anlayış yok. Onlar da bulunduğumuz yerde bize kimse saldırmasınlar, biz ekonomimiz, kalkınmamız iyi olsun (ekonomide) rekabet edebilir durumda olalım algısında olan, bir devlet anlayışı var. Biz bu stratejik konumlandırmaların uyumlaştırılabileceğini açıkçası düşünüyoruz. Ama dediğim gibi ben her iki tarafla da hem Orta Doğu'daki hem Avrupa'daki ortaklarımızla çok uzun süredir tartıştığımız konular ağır ağır oluşa geliyor. Bunlar genel manada kabul gören hususlar ama pratikte hayata geçmesi zaman alıyor. Avrupa'daki dönüşüm daha uzun zamanlı bir dönüşüm olacak"

Mekke Anlaşması

Suudi Arabistan’ın davetiyle 40 ülke genelkurmay başkanının Kızıldeniz’in güvenliğini konuştuğu toplantıya ilişkin Fidan, "(Suudiler) Aslında Dünya Ticaret Güvenliği açısından Babülmendep'in emniyeti açısından olayı gündeme getirdi. Yani Husilerle kendi olan ikili problemine 'gelin bana yardım edin' durumunu da getirmediler." dedi.

Fidan, bu konuda ticari veriler ve teknik detaylara girmek gerektiğini belirterek, "Biz daha önce de söylemiştik, şu anda İran körfezinde olan savaş ve mücadelede Hürmüz Boğazı'nın kapatılması bize enerji tedariki açısından direk çok fazla etkilenen bir durumu yok. Çünkü biz bunun boru hatlarıyla uzun yıllar içerisinde bir şekilde garanti altına almış durumdayız." diye konuştu.

Kızıldeniz ticaret havzasının kapatılmasının Türkiye'nin menfaatiyle doğrudan alakalı olduğunu belirten Fidan, "Dolayısıyla bizim buna askeri ilgi göstermemiz, yani uluslararası camia orada toplanmışken, burada nasıl bir tedbir alacağız diye durmuşken, gayet normaldi. Cumhurbaşkanımız da bu konuda gerekli onayları verdiler. Genelkurmay başkanımız gidiyor, toplantılara katılıyor. Yani buradaki güvenlik hani Türkiye'nin de büyük bir perspektifinin olması lazım." ifadelerini kullandı.

Fidan, Kızıldeniz'in hemen yukarıda Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz'e açıldığına işaret ederek, "Akdeniz'in en önemli ülkesi kim? Biziz. Büyük limanların olduğu, ticari hareketlerin olduğu Akdeniz'deki bütün kargo gemilerini bir yerden bir yere taşırken muhakkak durduğu liman. Yine biz dolayısıyla bizim oradaki bir oluşum üzerinde tabii ki söz sahibi olmak için var olmamız gerekiyor. Yani ondan daha normal bir şey yok." değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin "arabuluculuk" rolü

Bu durumun Türkiye'nin arabulucu rolünü etkileyip etkilemeyeceğine ilişkin bir soruya Fidan, şu yanıtı verdi:

“Rusya. NATO'ya karşı bir alerjisi var. Ukrayna'yla da savaşıyor. Türkiye'de bir NATO üyesi ülke. NATO'nun birçok ülkesi Ukrayna'yı destekliyor ama arabuluculuk yapmada bir şey yok. Bu biraz ülke olarak sizin nerede durduğunuz ve nasıl iş yaptığınızla alakalı. Burada siyasal liderliğiniz, yani Cumhurbaşkanımıza herkesin güveni bu noktada son derece tam. Ben burada bir sıkıntı olacağını açıkçası görmüyorum. Taraflar bu noktada bir arabulucuya ihtiyaç duydukları zaman, uygun arabulucunun Türkiye olduğuna inandıklarında Türkiye'nin bu işin üstesinden gelmemesi için hiçbir sebep yok. Burada ben bir sıkıntı görmüyorum.”

Suudi Arabistan-İran gerilimi

Fidan, zaman zaman kendisine "Suudi Arabistan-İran geriliminden siz nasıl etkileneceksiniz?" diye sorulduğunu kaydederek, "(Suudilerin) İran'la ilgili yani biz İran'la savaşalım, İran'ı yok edelim, İran'da şunu yapalım, İran'da bunu yapalım gibi bir stratejileri ve niyetleri yok. Bu konuda daha farklı düşünceleri var. Özellikle Hürmüz Boğazı'nda devam eden şiddetin bir an önce durmasını, Amerikalılara yaptığı en büyük telkin ki son birkaç gün önce de biz Mekke'deyken de Sayın Muhammed bin Salman anlattı bunu, Sayın Trump da yaptığı görüşmede de yani bu savaşın bir an önce durmasını, askeri müdahalenin, hiçbir şekilde İran'a yönelik askeri müdahalenin çözüm olmadığını konuşma yoluyla, anlaşma yoluyla bu meselenin halledilmesi konusunda bir duruşları var." dedi.

Ne kadar müttefik sahibi olunursa olunsun bölgedeki herhangi savaşın ülkeleri zarar görmekten alıkoymadığını vurgulayan Fidan, "Ama tabii ki saldırı görmeyecek kadar caydırıcı olmanız gerekiyor. Ama sorunların farklı türden yönetilmesi gerekiyor. Şimdi Suudi Arabistan meselesi, aslında Suudi Arabistan ile İran problemli olduğu için aralarının açıldığı bir konu değil. Amerika ve İsrail de bunların arası problemli olduğu için bir noktada sorun oraya çıktı." diye konuştu.

Fidan, İranlı muhataplarıyla bunları konuşup konuşmadığının sorulması üzerine, "İki yıldan fazladır biz bölgede bunu konuşuyoruz. İranlılarla da bunları konuştuğumuz dönemler oldu. Yani İran bölgede kendi sorunlarını çözdüğü zaman, bölgenin yapıcı politikalarına katkıda bulunmaya, o kolektif alana girilmesi gerektiği zaman, onların da bu rolüne ihtiyaç var. Biz onu her zaman söylüyoruz yani İranlılar bu konunun yabancısı değiller." yanıtını verdi.

Tecrübelerden ders alınacağını ifade eden Fidan, “En iyi uygulama örnekleri dediğimiz ‘best practice’ dediğimiz, NATO dışında şu anda kalıcı büyük savunma organizasyonu pek yok. Bu da muazzam bir tecrübe oraya koyuyor. Buradaki örnekler tabiki ortaya koyulacak.” dedi.

Fidan, siyasi ve askeri düzeyde stratejik kararların alınması için bakanlar komitesi, savunma bakanları komitesi olduğunu hatırlatarak, bu komitenin birleştirildiğini anlattı.

Bakan Fidan, “Bir tane stratejik politik ve askeri komite kuruldu. Burada dışişleri bakanı, milli savunma bakanı ve genelkurmay başkanı var.” ifadesini kullanarak, bu komitenin alacağı kararların liderlerin vizyonu çerçevesinde olacağını kaydetti.

Senenin belli süreçlerinde toplanması gerektiğini ifade eden Fidan, “Bir sekretarya var kurumsal bir durum. Bir genel sekreterlik kurulacak. Bunun yapısı kuruluşu işleyişine ilişkin detayları ilk toplantımızda muhataplarımızla görüşeceğiz. Sekretarya’nın merkezi Suudi Arabistan’da olacak. O şekilde kararlaştırdık. Daha sonra kurulacak diğer üniteler nasıl olacak kendi aramızda karar vereceğiz.” diye konuştu.

Fidan, tatbikatların ve eğitimlerin olacağını aktararak, bunları yapmadan ortak çalışılabilirliği, ortak hareket edilebilirliğin ortaya koyulamayacağını belirtti.

Bakan Fidan, “Çünkü bir müddet sonra şunu göreceksiniz, ortak muharebe senaryosunda kendinizi bulduğunuz zaman sizin silah sistemleriniz, haberleşme sistemleriniz birbiriyle nasıl konuşacak, nasıl uyumlaşacak bunlar önemli konular. Sekretarya kurulduktan sonra yapılacak işler bunlar. Bunlara ilişkin standartlar geliştirmesi gerekiyor. Analizler, tahliller o ayrı bir konu. Yapacak çok işleri var, NATO’da biliyorsunuz büyük bir NATO Genel Sekreterliği var Brüksel’de.” dedi.

Askeri karargahın da bulunduğunu anımsatan Fidan, bunların çok büyük yapılar olduğunu, NATO’nun devasa büyük bir askeri ittifak olduğunu anlattı.

Mekke Anlaşmasına üçüncü ülkelerin katılması

Mekke Anlaşmasına katılmak isteyen, adını vermek istemediği başka ülkeler de olduğunu ve anlaşmayı oluştururken bu husus üzerinde karar vermekte zorlandıklarına işaret eden Fidan, "Diğer ortaklarımızın ağırlıklı tercihi bu anlaşmadaki ilgili maddeyle de ifade edildiği gibi üç ülke kurucu çekirdek ülke olsun. Prensipleri, standartları ve yani bu yapının bekasını belirlemede aktif rol oynasınlar. Ama bu çekirdek ülkelerinin onayıyla da diğer ülkeler buraya katılsınlar. Cumhurbaşkanımızın vizyonunda zaten bizim üç ülkeyle sınırlı kalmamamız daha da büyümemiz." diye konuştu.

Fidan, Mekke Anlaşması hakkında, "Bu bölgeye kalıcı istikrarı getirecek en önemli adım. Bakın bu bölge son 100 yıldır Osmanlı'nın bölgeden çekilmesinden beri istikrarsızlıkla anılan bir bölge. O veya bu şekilde. Ama artık bölge ülkeleri yani kendileri bir araya gelerek kendi sorumluluklarını üstlenerek bir önemli adımlar atıyorlar." değerlendirmesinde bulundu.

Pakistan'ın da coğrafi konumuna bakıldığında klasik Orta Doğu tanımının da ötesine gidildiğini belirten Fidan, "Yani bu daha geniş bir bölgeden biz olaya bakıyoruz. Bu da önemli bir husus bizim açımızdan." dedi.

Fidan, İttikafın isminin şu anda "Mekke İttifakı" ya da "Mekke Savunma İttifakı" olduğunu belirterek, kesin ismin zamanla oturacağını söyledi.

Mısır ile bölgesel dörtlü

Mısır'ın da olduğu bölgesel dörtlünün çok önemli bir siyasal platform olduğunu ve var olmaya devam edeceğini vurgulayan Fidan, şunları kaydetti:

“Mısır da zaten bizim doğal bir ortağımız bütün meselelerde, ben bir sonraki aşamada Mısır'ın da bizim aramızda (ittifakta) olacağına inanıyorum. Zaten şu anda ittifak üyesiymiş gibi davranıyoruz birbirimize, bütün ülkelerle ilişkiler öyle. Orada birkaç tane teknik husus var. Bunlar hayata geçildiği zaman Mısır'ın da olmaması için hiçbir sebep yok. Ama bölgesel dörtlü önemini koruyor. Mısır önemli bir ülke, bu konuda ne Pakistan'ın ne Suudi Arabistan'ın bir görüş ayrılığı yok.”

Fidan'ın açıklamalarında öne çıkan diğer başlıklar şöyle:

“Hem bölgenin hem dünyanın karşılaştığı tüm hayati sorunlara karşı Türkiye'nin saygın bir aktör olarak son derece yapıcı, ön alıcı katkıları var.”

Hürmüz Boğazı

"Şu anda en önemli öncelik herkesin üzerinde çalıştığı, geçici süre de olsa - ki 60 gün olarak nitelendiriliyor- boğazın açılmasını sağlayacak bir uzlaşmanın sağlanması.

Şu anda bölge ülkeleri, Amerika, Batı, Avrupa, Asya, bu boğazın bir an önce açılmasını talep ediyor, bu konuda büyük bir baskı var."

Gazze

"Hamas’ın Filistin halkını önceleyen yaklaşımı takdire şayan bir yaklaşım; Filistin halkı bunu muhakkak ödüllendirecektir.

Uluslararası siyasal izolasyonun kesintisiz şekilde devam ettirilmesi gerekiyor. İsrail’in en çok korktuğu şey uluslararası izolasyon.

İsrail’in temel hedefi Gazze’yi Filistinsizleştirmek olduğu sürece bu tür oyunlar devam edecek."

Rusya-Ukrayna Savaşı

"Kimsenin taviz vermediği bir yerde savaş kendi taviz alanını kendi oluşturana kadar şiddetini artırarak devam eder.

(Karadeniz’de Türk sahipli veya bayraklı gemilere saldırılar) Diğer hedef alınan gemilere nazaran Türk gemilerinin sayısı biraz daha az ama yine de bizi çok fazla endişeye sevk eden bir husus.

Cephedeki yıpratma cephe gerisindeki yıpratmaya döndüğü zaman konu bir muharebeyi kaybedip kaybetmemeye değil millet olarak var olup olmamaya gelir.

Bu tehlikeli bir durum. Bizim ne yapıp edip araya girip uluslararası toplum olarak bu savaşı durdurmamız gerekiyor, çünkü burada olmaz denen her şey oluyor."

Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi

“Bu çerçeve yasanın çok iyi yazılmış, garanti altına alıcı hükümleri var. O açıdan güzel bir dili ve mekanizması var. Örgüt kendi silahlarını bırakmadan imkan ve kabiliyetlerinden vazgeçmeden, bu yasanın hususlarından yararlanamayacak.”

Kıbrıs meselesi

“Bizim için çözüm esas iki devletli çözümün hayata geçmesi, ideal çözüm bu. Bizim durduğumuz yer bu.

Kıbrıs Türkünün egemen, eşit, bağımsız duruşu önemli.

Rum kesimi hiçbir zaman için Türklerle eşit devlet paylaşımına gitmeyecekler. Bu iki artı iki dört kesinliğinde bir konu.

Kıbrıs Türklerini içine alan her türlü diyalog ortamını destekliyoruz.

Belli menfaatlere ulaşmak için kalıcı çözümleri beklememize gerek yok.

Rum kesimini devlet olarak tanımıyoruz. Sen Kıbrıs Türkünün hakkını tanımazsan ben de senin devlet varlığını tanımam. Sen 1960'da kurulan devlet değilsin.

50 yıldır statüko aynı, adadaki istikrar, barış tek bir sebepten oluyor Türk askerinin adada var olmasından dolayı."

Türkiye’nin ASEAN Diyalog Ortağı olması

“Bundan sonra ASEAN bölgesiyle çok yakından çalışmaya devam edeceğiz."

AK Parti'nin 25. kuruluş yıl dönümü

"AK Parti’nin aslında geçmişin hatalarından ders çıkartarak günümüzün de şartlarını iyi değerlendirerek ve bu milletin stratejik kültürünü, emellerini ve ruh halini de hesaba katarak oluşturduğu bir formülasyon var.

Her yer ateş ve siz burada manuel pilotla, kaptan pilotun (Cumhurbaşkanı Erdoğan) ustalığıyla götürüyorsunuz işi. Bu AK Parti'dir."

AA

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir