İnsanların su yoluyla bu ağır metalleri vücuduna aldığını aktaran Durmuş, "Ne yazık ki birçok ağır metali bünyesinde bulunduran Nilüfer Çayı sulama yoluyla tarım ürünlerine geçiyor. Bu suyu içen hayvanlar vasıtasıyla et ve diğer hayvansal gıdalara geçiyor. Ve bunlarla beslendiğimizde ne yazık ki insan bedenine taşınıyor. Tabi bu da istenmeyen ve sağlık açısından çözümü olmayan bazı hastalıkların artmasına neden oluyor." diye konuştu.
Ağır metallerin gıda zehirlenmelerinde büyük etkisi olduğunu ifade eden Durmuş, özellikle endüstriyel atıklardan kaynaklanan ağır metallerin insanlar için kalıcı hatta ölümcül rahatsızlıklar ortaya çıkarmasının muhtemel olduğunu ifade etti.
Durmuş, bu hastalıkların kısa zaman içinde değil 10 ila 20 yıl gibi süreçlerde ortaya çıkmasının da işin tehlikeli ve çarpıcı boyutu olduğunu söyledi.
Bursa sınırları içerisinde doğup geniş bir havzada yol alan ve Marmara Denizi'ne dökülen 168 kilometrelik Nilüfer Çayı'nın, Bursa Ovası'nın hayat kaynağı olduğunu ve kentin içme suyu ihtiyacının da yarısını karşıladığını vurgulayan Durmuş, hızlı, kontrolsüz kentleşme ve sanayileşmeyle oluşan evsel ve endüstriyel atık suların direkt deşarjından kaynaklanan kirlilikle mikrop saçtığını ifade etti.
Nilüfer'in kirletilmesinin Bursa Ovası'nın kirletilmesi demek olduğunu vurgulayan Durmuş, "Bu havza üzerinde oluşturulmuş çok sayıda tarla var. Bursalı vatandaşlarımız Nilüfer Çayı ile beslenen bu tarlalarda yetiştirilen meyve ve sebzeler ile besleniyor. Tehlikenin ne kadar büyük olduğunun biran evvel anlaşılması ve yetkililerin sorunun çözümü adına çalışmalara başlaması gerekmektedir. Bu tehlikelerden korunmak için arıtma tesislerinin kurulması, yaygınlaştırılması ve denetimlerinin en iyi şekilde yapılması gerekmektedir. İnsan sağlığı her şeyin başında gelmelidir. Devlet, sanayicilerimiz, üniversite, sivil toplum kuruluşları, meslek odaları hepimiz üzerimize düşeni yapmalıyız." açıklamasında bulundu.
(CİHAN)

