21 Nisan 2026
Altın 6909.79
BIST 12433.5
Dolar 44.8903
Euro 52.9142
Sterlin 60.4947
Ankara 3°C

'Güç İmralı'da değil Kandil'de'

'Güç İmralı'da değil Kandil'de'
Eski Büyükelçi İlter Türkmen: "Kürt sorunu, ancak politikayla halledilebilir."

Eski Büyükelçi İlter Türkmen, İmralı'dan bütün teşkilatı yönetmenin mümkün olmadığını belirterek ekledi: Kürt sorununun çözüm sürecinde tek isim olarak Öcalan söyleniyor. Ama ben Öcalan'ın yüzde yüz dinlendiği kanaatinde değilim. Bana göre asıl güç Kandil. Çünkü silahı elinde tutanlar Kandil'de!

12 Eylül döneminin Dışişleri Bakanı, eski BM daimi temsilcisi ve büyükelçi İlter Türkmen ile Kürt sorunundan Arap dünyasındaki gelişmelere ve Ortadoğu'nun geleceğine kadar pek çok konuyu konuştuk. İşte Türkmen'in gündemle ilgili önemli açıklamaları:

- Türkiye konumu itibarıyla stratejik bir öneme sahip. Sizce Türkiye tam olarak nereye yakın?

Türkiye'yi tek bir bölgeye bağlama imkanı artık kalmadı. Oldukça aktif bir politika güdüyoruz. Şimdi Afrika'ya açılıyoruz. Gayet başarılı bir Afrika politikamız var. Global bir güç diyemeyiz belki ama Türkiye bölgesinden taşan bir ülke. Ve tabii şunu unutmamak gerekir. Yaşanan son olaylar, iç istikrarı sağlamanın da ne denli önemli olduğunu gösterdi.

- Bugün yeni bir Türkiye oluşumundan bahsedilebilir mi?

Özellikle Özal döneminden başlayarak Türkiye ekonomik anlamda büyük bir hamle yaptı. Hem içeride hem dışarıda kendisini yeniledi. Demokrasisini daha sağlam temellere oturttu. Önünde herhangi bir bürokratik engeli kalmadı. Ama AK Parti'nin bütün icraatlarını beğenecek değilim tabii. Eleştirilerim de var.

- İktidarı hangi konularda eleştiriyorsunuz?

Kendi meselelerini bir türlü çözümleyemeyen çok aktif bir dış politikamız var. Kıbrıs sorunu, Ermeni meselesi çözümlendi mi? Hayır! Sonra İsrail ile ilişkiler, Türkiye'ye zarar verecek bir noktaya geldi. Dikkat edilmesi gereken pek çok konu olduğunu düşünüyorum. Olumlu gelişmeler de yok değil tabii.

- Ne gibi mesela?

Geçenlerde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bana 'Cep telefonumda tüm dışişleri bakanlarının numarası var' dedi. Dünya artık çok değişti, bunu kabul etmek lazım. Davutoğlu, şimdi şak diye istediği kişiyle görüşebiliyor. Eskiden işler bu kadar kolay değildi. Ekonomide sağlanan başarıyı dış politikada da sağlayıp, dengeyi kurmak gerekiyor.

- Dış politikada denge kuramıyoruz mu diyorsunuz?

Esasında hükümet içeride de bazen çatışmacı bir
lisan kullanabiliyor. Hiçbir şeyi abartmamak gerekir. Bazen iç politikada fazla işgüzarlık da ülkeye zarar verebilir bunu unutmamak lazım. Örneğin Libya krizi çıktığı zaman önce 'NATO'nun Libya'da ne işi var' dedik. Sonra NATO ile işbirliği yaptık. Diyeceksiniz ki çelişkili beyanat vermeyen bir devlet adamı var mı? Evet belki dünyada yok, doğru ama onun da bir ölçüsü olmalı.

- Arap baharı olarak nitelenen süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu süreci diktatörlüklerin sonu olarak da isimlendirebiliriz ama bu ülkelerde demokrasiyi inşa etmek o kadar kolay olmayacak! Mesela Tunus ya da Mısır'ı örnek alalım. Bu ülkelerde ordu büyük rol oynar. Ordu diktatöre 'Sen git artık' dedi ve idareyi eline aldı. Demokrasiye geçilecek ama nasıl, ne zaman? Farz edelim ki demokrasiye geçtiler. Demokrasi istikrar getirebilecek mi? Bunları henüz göremiyoruz. İstikamet çok iyi ama katedilmesi gereken bir hayli yol var.

- Libya'nın durumu için ne diyeceksiniz?

Libya değişik bir ülke. Çünkü ne milli bir ordusu ne de doğru dürüst bir kurumu var. Ülkeye başka türlü bir diktatörlük hakim. Devlet geleneği de zayıf olduğu için Libya'nın geleceğini göremiyorum. Keza Suriye de aynı şekilde. Esad devrilirse ne olacağı belli değil! Ülke birliğini muhafaza edebilecek mi edemeyecek mi? Orada da büyük bir soru işareti var.

- Arap dünyasındaki değişimin nerede duracağını öngörüyorsunuz?

Gördüğüm kadarıyla en ümit verici ülke Mısır.
Çünkü orada süregelen bir gelenek var. Üstelik vaktiyle yarı demokratik sistem deneyimleri olmuş. Ayrıca Mısır, Arap dünyasının liderliği rolünü üstlenmiş bir ülke.
Şayet Mısır kendini toparlarsa, diğer ülkelere örnek teşkil edecek. Bu istikrarsızlığın ortasında kalan Türkiye'nin tabii ki dikkatli olması gerekir.

- Gerekirse Suriye'ye müdahale etmemiz gibi mi mesela?

Türkiye, Suriye'ye müdahale edilebilir mi? Hangi akıllı insan bunu düşünebilir? Daha ileri gidenler de var! Olur da Amerika emir verir 'Müdahale et' derse? Amerika'nın müdahalesi efsanedir. Bunca sene dışişleri bakanlığı yaptım. Bir gün de Amerika'nın gelip 'Siz böyle yapın' dediğini hatırlamıyorum. Şayet deseydi 'Sen ne karışıyorsun' derdik.

BDP, kendi içinde bölünmüş durumda

- Çözülemeyen bir Kürt sorunu ile Türkiye nereye gider?


Çok daha sert tedbirler alınabilir. Ne bileyim, BDP kapatılabilir, BDP üyeleri mahkum edilebilir vs. Tabii ki bu doğru olmaz! Ama BDP'nin de birtakım hataları var. Mesela niçin Meclis'e girmediler? Bu vahim bir hatadır. Bence şu an BDP kendi içinde bölünmüş durumda! Üstelik kötü bir liderliği olduğu düşünüyorum.

- BDP Grup Başkanı Demirtaş'ı beğenmiyor musunuz?

İsim vermek istemem ama istikrarlı bir yolu yok! Sonra unutmamak lazım ki
AK Parti Güneydoğu'da iki milyona yakın oy aldı. Bu çok önemli bir rakam. Bu, bütün Kürtlerin aynı şekilde düşünmediğinin en büyük kanıtı.

Eksen kaymadı ama tümüyle askıda kaldı

- Türk dış politikasında bir yön arayışı olduğunu düşünüyor musunuz?


Niçin bir yön arayışı olsun ki? Ülkelerin dış politikası geniş ölçüde coğrafyası ve potansiyeli dahilinde şekillenir. Coğrafya açısından son derece stratejik bölgedeyiz. Üstelik sadece askeri anlamda değil politik ve ekonomik olarak da güçlü bir ülkeyiz. Ama üstümüze düşen rolü oynamak mecburiyetinde olduğumuz kesin.

- Eksen kayması peki...

Eksen kayması değil de Avrupa Birliği (AB) ile işler yürümeyince eksen tamamıyla askıda kaldı demek mümkün! Bunda AB'nin de kabahati var ama bizim de kabahatimiz yok değil!

AB için ufukta bir umut görünmüyor

- Nerede hata yapıyoruz?


Kıbrıs meselesinde çok daha enerjik davranabilirdik. Güney Kıbrıs, AB'ye katılım antlaşmasını imzalayıncaya kadar bir çözüm şansı vardı ama kaçırdık. Kıbrıs meselesi çözümlenmedikçe AB'ye zaten giremeyiz. Çünkü engel olan iki devlet var. Bunlar, sayemizde AB üyesi olan Yunanistan ve Güney Kıbrıs. Ayrıca Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın arkasına gizlenen başka devletler de var. Bu nedenle AB için ufukta herhangi bir umut gözükmüyor.

Zamanlama hatası yapıyoruz

- O zaman Türkiye'nin aldığı kararlarda Amerika'nın da parmağı olduğu düşüncesi nasıl oluştu?


Birtakım efsaneler bazı insanların işine geliyor. Wikileaks belgeleri ortaya çıktı. Anlaşılıyor ki Amerika'nın Türkiye üzerinde çok da büyük bir etkisi yok!

- 'Türkiye'nin önündeki en büyük sorun
Kürt meselesidir' dediniz. Neden çözülemiyor?


Zaman faktörü çok önemli. Biz çok geç kaldık. Oysaki Kürt meselesini çok daha rahat çözebileceğimiz durumlar oldu. Hiçbir şey yapmadık. Mesela Öcalan yakalandıktan sonra PKK'lılar, Türkiye sınırının dışına çıkmıştı. O zamanki G. Kurmay Başkanı Hayri Kıvrıkoğlu 'Bizim işimiz bitti, askeri açıdan oldukça önemli bir aşamaya geldik' dedi. Bu önemli bir açıklamaydı. Hükümetin ipleri eline alması gerekiyordu ama olmadı.

- Zamanlama hatası yapıyoruz diyorsunuz..

Sadece Kürt sorununda değil, Kıbrıs meselesinde de zamanlama hatası yaptık. Kıbrıs meselesini 1974'Ten sonra çözmeye kalksaydık çok daha kolay olacaktı. Belki Maraş'ı vererek kurtulacaktık. Ama geciktikçe sorunlar daha çetrefilli hale geliyor. Kürt meselesinde de öyle oldu. 'Kürt meselesi yoktur, PKK meselesi vardır' diyenler yanlış yapıyor. Kürt sorununun terör ve demokratikleşme boyutunu görmek şart.

- Bugün çözüm için ne yapılabilir?

Çok daha komplike bir sorun var karşımızda. Ama her ne yapılacaksa seçimlerden sonraki ilk 6 ay içerisinde yapılmalıdır. Çünkü altıncı aydan sonra herkes önümüzdeki seçimleri düşünmeye başlayacak ve iç politik meseleler rafa kalkacak. Biliyorsunuz Türkiye'de dosya rafa kalktı mı bitiyor, bir daha o dosya açılmıyor, tozlanıyor. Diğer yandan Türkiye'nin en önemli sorunu olan Kürt meselesinde terör şiddetine son verebilmek çok önemli.

- Terörle mücadelede yeni bir sistem geliştiriliyor. Bu sistemde askerin yeri neresi olmalı?

PKK gibi bir terör örgütüyle mücadelede ordu şart gibi geliyor bana. Polisle bu işin halledilebileceğine inanamıyorum. Çünkü o zaman polisi aynı zamanda bir askeri güç haline getiriyorsunuz. Bu ne kadar doğrudur, iyice düşünmek gerekir.

- Sizce çözüm sürecinde dikkate alınması gereken güç kim?

Tek isim olarak Öcalan söyleniyor ama ben Öcalan'ın yüzde yüz dinlendiği kanaatinde değilim. Bana göre asıl güç Kandil. Çünkü silahı elinde tutanlar Kandil'de! Ne de olsa İmralı'dan bütün teşkilatı yönetmek pek de mümkün değil!

- Öcalan'ın aydınlarla bir araya getirilmesi seçenekler arasında. Böyle bir teklif sunulsa ne dersiniz?

Kürt sorunu, ancak politikayla halledilebilir. Hükümet halleder. Aydınların elinde bu meseleyi çözecek güç yok ki! Bana böyle bir teklif gelirse kabul edemem. Çok ihtiyarladım artık!

- Çözüm sürecinin sağlıklı yürümesi için Öcalan ile yapılan görüşmelerin içeriği hakkında bilgi verilmeli mi?

Devlet bunu gizlice yapmak zorunda. Aksi takdirde sonuç alamazsınız. Çünkü açıkladığınız zaman işin içinden çıkamazsınız. 'Öcalan ile müzakere yapıyor, şu imtiyazları veriyorsunuz' diye eleştirenler dört bir yanınızı sarar. Dört duvar arasına sıkışır, hareket edemezsiniz. Bu yüzden gizliliği muhafaza etmek çok önemli.

Burcu BULUT/ Akşam

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir