21 Nisan 2026
Altın 6902.52
BIST 12433.5
Dolar 44.889
Euro 52.8771
Sterlin 60.5218
Ankara 17°C

"Hiç kimse kendi siyasî ve ideolojik düşüncesini Alevilik sanmasın!"

"Hiç kimse kendi siyasî ve ideolojik düşüncesini Alevilik sanmasın!"
Alevi çalıştayları nihai raporu geçtiğimiz günlerde Devlet Bakanı Faruk Çelik tarafından açıklandı.

Alevilik esas itibariyle dedeler eliyle yaşatıldığı için, hem bu nihai raporu hem de dedelerin durumunu konuşmak üzere Gazi Cem Evi dedesi Veli Gülsoy'la buluştum. Veli dede, başta cemevlerinin bir an önce ibadethane olarak tescili gibi Alevilerin bilinen taleplerini dile getirmesinin yanı sıra, Aleviliği siyasallaştıran alevi grupları da eleştirdi. Veli dede ayrıca, bazı cemevi yöneticilerinin alevi terbiyesinden yoksun olmalarından da şikâyet etti.

-İlkokuldan sonra 1972'de şoför olarak Karayolları'na girdiniz. İş hayatınızı yol formeni olarak 96'da tamamladınız. 2000'den bu yana da Gazi Cemevi'nde dede olarak hizmet veriyorsunuz. 2000'den evvel dede değil miydiniz?

-Dede olunmaz, dede nesilden gelir. Bizim neslimiz de İmam Hüseyin'den, dolayısıyla Hazreti Ali ve Hazreti Fatıma'dan ve yüce peygamberimizin neslinden gelir. Bir dede çocuğu için bu yol gönül yoludur. Fedakârlık, sabır ister. Bir dedenin pirlik yapabilmesi için babasının yürüttüğü yolun eğitimini çok iyi alması lazım. Ben o eğitimi babamdan aldım. O eğitim babamızın yaptığı hizmetlere katılarak, babamızın toplumda nasıl bir yol izlediğini, insanlar arasında barışı nasıl sağladığını ve insanları mahkemelere nasıl muhtaç etmediğini görerek oldu. 700 küsur yıl aleviler asla Osmanlı kadısına ifade vermemişlerdir. Meseleleri sürekli dedeler, pirler halletmiştir. Onlar ilmiyle, irfanıyla, kemalatıyla, ahlakıyla insanlara yol göstererek, sırat el müstakimden ayrılmadan hizmet eden dedelerdi.

-2000'den önce nerede dedeydiniz?

-Sivas'taydım. Birçok yörede taliplerim vardı. İhtiyaç duyulduğu zaman mutlaka o taliplere giderdim. Aralarında küskünlükler varsa, dargınlıklar varsa onları hallederdim. İnsanların sürekli doğru yoldan ayrılmamaları, birbirini incitmemeleri telkin ederdim. Babam öldükten sonra fiilen kaçamayacağım bir görevdi. Görevden kaçtığın zaman talipler kızarlar sana.

-Taliplerinizin ne kadarı hukuki davalarını size getiriyor?

-İnsanların gönül yoluyla, güzel ahlakla çözecekleri şeyler var, çözemeyecekleri şeyler var. Bizim yaptığımız, asla hukukun önüne geçmek değil. Ancak ufak tefek şeyleri hukuka yönlendirip, hukuku boşu boşuna işgal etmemek için uğraşıyoruz.

-Hangi tür olaylara müdahale edebiliyorsunuz?

-Komşular arasında herhangi bir dargınlık varsa, biri birinin bir şeyini almış zorluk gösteriyor, geri vermiyorsa, karı koca mevzularında, aile içindeki ufak tefek şeylerde elimizden geldiği kadar barıştan yana tavrımızı kor, o soğuk rüzgârları yok etmeye çalışırız. Ama bu demek değildir ki herkesin üzerinde bu baskıyı kurabiliriz.

"HAZRETİ ALİ, PEYGAMBERİMİZ TARAFINDAN YETİŞTİRİLMİŞ..."

-Modern zamanlarda, şehirliler, köylüler gibi sizin otoritenizi kabul ediyor mu?

-Bu yaptığımız şey modern çağın dışına çıkmak değil. Bizim tek yaptığımız şey mazlumdan yana olmak. İnsanlar şu güveni duyuyorlar. Dedemiz yanlış yapmaz, bize yanlış yolu göstermez. Biz doğru olanı söyleriz, kişiler kabul eder veya etmez.

-Kabul etmezse sizin talibiniz olmaya devam edebilir mi?

-Edemez. Hukuka intikal eden şeylerin önüne bizim geçme hakkımız yoktur. Öyle haller vardır ki bizim gücümüz de yetmeyebilir.

-Değişik alevi grupları, hepsinin farklı Hazreti Ali kabulleri var. Bunların içinde sizi rahatsız edenler var mı?

-Ben başkalarının eksiği, yanlışı üzerinde bir yorum yapmam. Ben Hazreti Ali'yi nasıl görüyorum ona bakarım.

-Hazreti Ali'yi Allah ile eş tutan anlayışlarla karşılaşıyoruz. Bunlar sizi üzmüyor mu?

-O bana göre aşırı bir sevgiden geliyor. Onun kendine göre görüşüdür. Ona da saygı duymamız gerekiyor. Hazreti Ali yüce Peygamberimiz tarafından yetiştirilmiş, Kâbe-i şerifin içinde doğan tek bebektir. İslamiyet'in ışığını cihana yanması için yüce peygamberimize büyük emek vermiştir. Müşriklerin sevgili peygamberimize yapacakları zulümden dolayı yatağına yatmış onun sağlıkla Medine'ye hicret etmesinde büyük yardımı olmuştur.

-Dolayısıyla Hazreti Ali'yi bir insan gibi mi görmek lazım?

-Tabii zahiri âlem ile batini âlemi ayırmak lazım. Hazreti Ali bize göre bir insandır, doğmuştur, çoluk çocuğa karışmıştır, ölmüştür. Ama bir başka açıdan Allah'ın kendisine hediye ettiği bir ilahi nurdur. Hazreti Ali ile Hazreti Muhammed yekvücuttur, onlar bir nurdan gelmişlerdir.

Bir nurdan olmaları Hz. Ali'yi hâşâ Allah mı yapar?

-Aleviler hazreti Ali'nin Allah tarafından gönderilmiş ulûhiyet makamı sahibi olan kişi olarak görür. Hazret Ali velayet makamındadır. Kuran'ı kerim'de o hak velileri hak tarafından size gönderilmiş en güzel hediyelerdir. Bu güzel hediyelere sahip çıkın deniyor. Hazreti Ali bizim velimizdir.

-Mart ayının 21'inde Hz Ali'nin doğum gününü kutluyorsunuz. Hazreti Muhammed'in doğum gününü de kutluyor musunuz?

-Hazreti Muhammed'in doğum gününü de ibadetle geçiriyoruz. Her Perşembe yaptığımız cemde miracı Muhammedi'yi zikirle dile getiriyoruz.

"DİNİMİZ İSLAM, YOLUMUZ EHLİBEYT YOLUDUR"

-Kuran'ı Kerim öğretme gibi bir yükümlülüğünüz var mı?

-Aleviler arasında Kuran'ın Arapçasını bilen de var, Türkçesini bilen de var. Ancak aleviler Kuran'ı ehlibeyt'in yorumu ile okurlar. Bizim inancımızda korku ile değil, sevgi ile Allah'a yönelmek vardır. Kuran kurslarını talep olduğu müddetçe veriyoruz.

-Şu anda var mı talep?

-Şu anda yok. Şu anda çocuklarımıza hem semah kursları, hem de cemlerdeki ibadetlerle ilgili yapacakları hizmetlerin dualarını öğretiyoruz. Aleviler dayatmayı sevmezler. Biz ibadetimizi ne cennet isteğiyle, ne de cehennem korkusu ile yaparız. Sadece Allah rızası için yaparız.

-Sizin için Alevilik tarikat mıdır, mezhep midir?

-Mezhepler bugünkü particilik gibi bir şey. Hazreti Peygamberin döneminde mezhep diye bir şey yoktu. Bizim dinimiz İslam, yolumuz ehlibeyt yoludur. Bu yeraltı tarikatlarıyla bir ilgimiz yok. Bizim yolumuz tevhittir. Mühim olan yüce peygamberin ve onun ehlibeytine duyulan sevgide bir yanlışlık yapmamak.

-677 sayılı tekke ve zaviyelerin kapatılmasını öngören kanun, dedelerin manevi otoritelerini sarstı mı? Bir imaj kaybı, bir saygınlık kaybı toplumun nezdinde oldu mu?

-O bir kere dedelerin saygınlığını asla kaldırmadı. Zulümler vardı, baskılar vardı. Ama bin küsur yıldır dedeler köylerinde, kentlerinde yayan giderek, zorluklar çekerek taliplerine hizmet ettiler. Yolunu, inancını bugüne kadar taşıdılar. Kimse de bunun önüne geçemedi.

-Ama dedelerin itibarında azalma oldu diyen aleviler de var.

-Bu yolda dedelerin etkinliğini kaybettirirlerse Alevilik diye bir şey kalmaz. Alevlik dedelerle var olur. Dede toplumun içinde bir semboldür, bir ışıktır. Dede talibin sevincini de paylaşır, üzüntüsünü de. 677 sayılı yasanın da cemevleri ile bir ilgisi yoktur. Şu anda da cemevlerini ibadethane saymayacağız diye tekke ve zaviye yasağı var gibisinden şeyleri önümüze şeyler koyuyorlar. Cem evinin ibadet olup olmadığına bir başkası karar veremez. O inanca sahip olan insanlar karar verir.

-İbadethane olarak kabul edildiğinde tabii elektrik, su parası ödenecek..

-Tabii, hakkımız değil mi? Yeni imara açılan yerlere ibadethaneler açılıyor. Oraya sinagog diyor, cami diyor, kilise diyor, havra diyor, ama cemevi demiyor. Cumhuriyet kuruldu kurulalı, ipe un seriyorlar. Bizim haklarımızı vermemek için direniyorlar. Sabrımız kalmadı. Gerekirse biz de bunu evrensel insan hakları mahkemesine taşıyacağız.

-Cemevi, şehirleşmenin getirdiği bir ihtiyaç. Eskiden köy ortamında kimin evine gidilirse orası cemevi olurdu.

-Doğrudur. Belki bazı köylerde cemevi yoktu. Ama büyük köylerde büyük cemevleri vardı.

-Büyük dergâhlar vardı. Bir odasında da cem yapılırdı.

-Aynen böyleydi. Ama bugün yetmiyor. Çünkü 1925 yılı ile 2011 yılını aynı mukayese edemeyiz.

"ALEVİ DEDELERİ BİRBİRİNİ TANIRLAR"

-Alevilerin ne kadarı bir dedeye talip olmuştur?

-Genelde aleviler dedeye itibar ederler. Rakam vermek doğru değil. Her bahçe içerisinde yetişen çiçekler var. Yetişmeyenler de var. Her toplumda eksiler vardır.

-Kaç dede var Türkiye'de?

-Bilemem.

-Binlerce midir?

-Binlerce vardır. Ama bunların hepsi bu yola hizmet ediyor mu etmiyor mu? Dededir, ama önder değildir. Dededir, dede çocuğudur, onu dede olarak görürler. Ama görev yapan, yol gösteren, hizmet eden değildir.

-Bunlar birbirlerini tanımazlar mı?

-Tanırlar.

-Tanırsanız sayıyı da bilirsiniz o zaman

Tanırlar, birbirlerini bilirler. Yüzlerce dedeler vardır.

-Demin binlerce dediniz, şimdi yüzlerce oldu. Hangisi?

-Binlerce vardır. Tabii nüfus sayımı gibi saymamız mümkün değildir. Ama genelde dedeler birbirlerini bilirler. En azından ocak bazında bilirler.

-Kaç ocak var? Siz Baba Mansur ocağındansınız.

-12 ocak vardır esas. O ocaklarda da türeyen evlatlar var. Genelde bütün dedelerin dağıldığı nokta Tunceli'dir, Dersim'dir. Biz de Tunceli'den gelmişiz.

-Ortalama eğitim durumları nedir dedelerin?

-Üniversite bitirenleri var. Ortaokul, ilkokul mezunları vardır. Bu yola hem Kuran ilmi, hem imam Cafer buyruğu ve hem de alevi yol ve erkânında yetişerek, o eğitimi alarak belli bir seviyeye geldikten sonra hizmet edebilirsin. Cemevindeki posta oturmak için belli bir güzelliğe gelmen gerekir.

-Ne kadarı buna uyuyor?

-Uymak mecburiyetinde. Kendini ona göre hazırlayıp, kendi pirinden destur alması lazım.

-Sahte şeyhler olduğu gibi sahte dedeler de çıkar mı arada?

-Çıkabilir. Bir dede gerçekte evladı resulse kolay kolay yanlış yapmaz. Ama evlat değilse mutlaka açık verir, biz onu biliriz.

-Ne yaparsınız?

-Teşhir ederiz. Teşhir ederiz derken, çağırırız deriz ki evladım bu senin hakkın değil. Boşu boşuna hem kendini, hem de toplumu rencide etme. Zaten toplumumuz farkına varırsa onu kabullenmez, reddeder.

HALA DÜŞKÜN İLAN ETME SİSTEMİ MEVCUT

-Eskiden düşkün ilan etme yetkileriniz vardı. Şimdi de var mı?

-Bu Alevilikte ölmeyen bir sistem.

-Yani taliplerinizi yaptıkları yanlışlar yüzünden toplumun dışına iter misiniz?

-Evet. Cemden kovarız.

-Diğerlerine de onunla görüşmeyi yasaklarsınız tabii.

-Yok, onu yapmayız!!

-Eskiden yapılıyordu da, şimdi yumuşadı mı? İnsanlar mahvolurdu, izole edilirdi. Adeta Hıristiyanlıktaki aforoz gibi..

-Yok, aforoz değil. Sadece o insanı cemaatimize almayız. Ona dua vermeyiz. O insan borcunu ödeyene kadar. Eğer borcunu öder, ondan rızalık getirirse mesele yoktur. Sebepsiz karısını ya da kocasını boşayan da düşkündür bizde.

-Siz tek başınıza mı yargılıyorsunuz, yoksa bir mahkeme heyeti mi kuruyorsunuz?

-Mahkeme heyeti diye bir şey değil, cemaatimiz var bizim. Aleviler pirin divanına gelince yalan söylemezler.

-Dışarıda yalan söylüyor da, içerde neden söylemesin?

-Çünkü bu bir kuraldır. Dedenin divanında asla yalan söylemezler. İnsanlara baskı yaparak, dışlayarak değil, taliplerimiz bilmeden bir hataya düşmüşse, esas görevimiz onu kötülükten arındırmak, iyiliğe getirebilmektir.

-Alnına düşkün damgası basmanız o insanı nasıl etkiliyor acaba?

-Öyle şeyler vardır ki halk ile paylaşırız, öyle şeyler vardır ki o talibin sırrı dedede kalır, kimseye söylemeyiz. Paylaşmayacağımız sırlar bizde kalır, mezara gider.

"DEDELİK TAMAMEN GÖNÜL İŞİDİR!!"

-Tarikatlarda şeyhle mürit evlenemezler. Ama galiba bazı dedeler talipleriyle evleniyorlar.

-Talip evlattır. Onun için taliplerle evlenmek doğru değildir.

-Niye evleniyorlar?

 -Önüne geçemiyorsun.

-Bunu yapan dedeyi düşkün ilan etme yetkiniz var mı?

-Ben yapamam. Talipler gerekeni sorar.

-Dedelik bedava mı yapılıyor, parayla mı?

-Dedelik tamamen gönül işidir.

-Eskiden para verirlerdi..

-Lokma adıyla verirler. Dede bana şunu vereceksin demez. Dede ceddinin yoluna hizmet ediyor. Tabii ki talip de düşünüyor ki, bu dedem evini, işini gücünü bırakmış hep bana, yola hizmet ediyor, ufak tefek ihtiyaçları var. Onlar kendileri düşünür, dedeye yardımcı olurlar. Yoksa talip mutlaka şu kadar para verecek diye bir kaide yoktur.

-Size talipten ne kadar gelir geliyor?

-Ben emekli maaşı alıyorum. Kimseden bir şey aldığım yok.

-Dedelerin geçim konusu büyük sıkıntı galiba. Çoğunun mesleği de yok.

-Sıkıntıdır tabii ki. Hepsinin mesleği yoktur. Çoğunun sigortası yoktur. Ama dedelerin talebi illa devlet bize para pul versin meselesi değil. Önce devlet cemevlerini ibadethane kabul etsin.

-Sonra da dedelere maaş mı bağlasın?

-Önce kurumlarımızı tanısın. Zaten kurumlarımıza gelen katkı dedelere de gelir. Cemevlerini yaparken büyük zorluklar çekiyoruz. İnsanların kendi boğazlarından kıstıklarıyla cemevlerimizi yapıyoruz. Bu topluma hizmet eden mekânlara katkı sağlanırsa zaten talipler burada görev yapan personelinin de, dedelerinin de ihtiyaçlarını karşılarlar. İlla hemen dedeye maaş verelim demek çok ucuz şeylerdir. Önce bu mekânlara sahip çıkacak devletimiz.

"CAMİYE GİDEN ALEVİ RİYAKARDIR!"

-Türkiye'de kaç cemevi var?

 -Yüzün üzerinde var. En az bin olması lazım. En azından her vilayette, her kazada, her köyde olması lazım. Devlet gidiyor, zorla alevi köylerine cami yaptırıyor. Cami yaptırıp milleti asimile edene kadar, neden gidip oraya cemevi yapmıyor?

-Bazı aleviler tanıyorum ki hem beş vakit camiye namaza, hem de cemevlerine gidiyorlar.

-O camiye giden aleviler riyakârdır. Camiye gitmeleri birilerine yaranmak, birilerinden menfaat sağlamak içindir.

-Açıp kalplerine baktınız da mı riyakâr diyorsunuz?

-Onlar riyakârdır. Aleviler camiye gitmez, aleviler cem evine gelir. Aleviler ibadetini cem evinde yapar. Ayrıca namaz deyince onu çok iyi bilmemiz lazım.

-Biliyorum. Diyeceksiniz ki namaz salâttır. Salât huzurda durmaktır.

-Bizim ibadetimiz pirimizin divanındadır. Peygamber zamanında asla beş vakit namaz yoktu. Bu sonradan eklenen şeylerdir. O hadislerin çoğu uydurulmuştur. Peygamber efendimiz ibadet etmiştir. Ama beş vakit namaz diye bir şey yoktur.

-Bana göre vardır ama bunu sizinle tartışmak abes olur. O yüzden geçelim. Cem Radyo'da bir konuşmanızda diyorsunuz ki, cemevleri yöneticilerinin bir kısmında ikrar ve inanç eksikliği var. Bunu açar mısınız?

-Cemevlerinde yöneticilik yapan insanların Alevilik ilkelerine layık olması, eline beline diline sahip olması gerekiyor. Ve önce bu yola sadakatle inanıp, bağlı olması gerekiyor. Eğer bir yere inancınız tam değilse siz oraya iyi hizmet edemezsiniz. Ancak ne yaparsınız? Kendinize göre ya ideoloji bir yere çekersiniz, ya başka bir yöne çekersiniz.

-Cem evlerini neden dedeler yönetmiyor?

-Dedeler ibadet kısmını yönetiyor. Birçok yerde yönetimde talipler vardır. Büyük fedakârlıklar da yapıyorlar. Ama içlerinde Aleviliği kendi ideolojilerine çekmeye çalışanlar da vardır.

-Madem dar etme, düşkün ilan etme yetkiniz var. "Sen buranın yöneticisi olamazsın" diyemiyor musunuz?

-Bazı şeyler sadece sözle olmaz. İnsanların belli şeyleri kendi özünde kavraması gerekiyor. Suçlandırmakla, cezalandırmakla fazla mesafe alamazsın. İnsanları muhabbetle ikna edersen mesafe alırsın. Cemevlerinde yönetici olan talipler dedelerin terbiyesinden geçtikten sonra yönetici olurlarsa daha güzel hizmet ederler.

-Talip dedeye çıkıp hesap veriyor, dernek başkanı veremiyor! Alevi olup ceme gelmeyen insanlar var. Çünkü ceme geldiğinde dara kaldırılacağını biliyor.

-Ceme gelmiyorsa, buraya inanmıyorsa yapacağınız bir şey yoktur. Yol, inanan için var.

-O zaman ceme gelmeyenler, ikrar vermeyenler aleviyim dese de Alevilikten düşüyor mu?

-Bir alevi anneden babadan doğmakla alevi olunmaz. Alevi Hak Muhammet Ali'nin yoluna ikrar verendir. Tevhit dediğimiz ilkelerden ayrılmayan, insan hakkına rıza gösteren. Ve gerektiğinde topluma ve pirine hesap veren kişi alevidir. Yoksa benim anam babam alevidir. Kelime-i tevhidi bilmiyorum, salâvatı şerifi bilmiyorum. 12 imamları bilmiyorum. Muharrem orucunu bilmiyorum, Hızır orucunu bilmiyorum. Görgü cemine gelmiyorum. Yıllık hesabımı vermiyorum. Kul hakkından rızalanmıyorum. Benim Alevilikle ne ilgim var?

"HERKES GİTSİN İNANDIĞI PARTİDE SİYASET YAPSIN"

-Sizin camiada Aleviliğin marjinalleştirilmesinden şikâyet edilir sık sık. Bu tehlike sadece Sünnilerden mi gelir, yoksa kendi geleneğini yok sayıp, inancını bir politik dine hapseden bazı alevi gruplarının da bunda payı var mı?

-Ben kendi inandığım şekliyle söyleyeyim. Hiç kimse kendi siyasi ve ideolojik düşüncesini Alevilik sanmasın. Eğer insanlar siyaset yapıyorsa siyasi mekânlar bellidir, siyasi partiler vardır. Herkes gider, inandığı partide siyaseti yapar. Ama Aleviliği kendi siyasi düşüncesine yaklaştırarak ben böyle aleviyim demek hiç doğru değildir.

Onlarla nasıl mücadele yapıyorsunuz?

-Bizim mücadelemiz doğruları söylemek. Kimseyi ipotek altına alacak gücümüz yoktur. Bizim topumuz yok, tüfeğimiz yok, jandarmamız yok, polisimiz yok. Doğru bildiğimizi taliplerimizle paylaşırız. Aleviliği siyasallaştırmak doğru değildir. Alevilik sadece okumakla öğrenilmez. Alevilik dört kapı, kırk makamdan geçmekle olur. Alevilik topluma ve toplum huzurunda pirine hesap vermekle olur. Bizim yolumuzda rızalık esastır. Biz rızalık almadan asla ibadete başlayamayız. Altını tekrar çizerek söyleyeyim, birçoğu Alevilik adına çıkıyor siyaset yapıyorlar. Bunların Alevilikle alakası yoktur.

-Kim onlar?

-Siz onları bilirsiniz. Çokça varlar.

- Aleviliğin siyasallaştırılmasına karşı yapabileceğiniz herhangi bir şey yok mu?

-Bu bizim aile içi meselemiz. Biz kaybetmeyi sevmeyiz, kazanmayı çok severiz.

"ALEVİLİK, OKULLARDA ANCAK TEORİK OLARAK ÖĞRETİLEBİLİR"

-Okulda alevi çocuklara verilecek derslerin uygulamalı mı olmasını istersiniz, yoksa teorik mi?

-Okulda ancak teorik olarak öğretilir. Uygulaması ancak cemevinde olur. O başlıkları muharrem ayı içerisinde sayın bakanımız bizlerle paylaştı. Müfredattaki konular başlıklar güzel. Ama başlığın altında ne var onu görmemiz lazım.

-Kim hazırlamalı o kitapları?

-Bu ders kitabını alevi dedelerin, akademisyenlerin, alevi hukukçuların hazırlaması gerekiyor.

-O tür çalışmalarımız var. O çalışmalarımızı çalıştaylarda sunduk. Ama çalıştayda sunduklarımızın hiçbiri önem arz etmiyor. Onları hiç dikkate almamışlar.

-Pardon ama siz 216 sayfalık nihai raporu okudunuz mu?

-İnternete yansıyan şekliyle okudum.

-Tamamını okusaydınız keşke. Bakın ne diyor raporda: " Anayasanın 24. maddesinde yer alan ve tüm vatandaşların isteğe bağlı bir şekilde yararlanmalarına fırsat sağlayan eğitim ve öğretim programının işlerlik kazanmasa için başta aleviler olmak üzere tüm inanç gruplarının bu derslerden yararlanabilmeleri doğrultusunda gerekli düzenlemeleri yapmak üzere milli eğitim bakanlığının ilgili birimlerince gerekli teknik çalışmalar başlatılmalıdır." Hepsini okumayayım şimdi, siz vakit bulursanız okursanız.

-Bu çalıştaylarda yapılan çalışmaları kitapçık halinde, cemevlerimize göndereceklerdi. Göndermediler. Biz orada ne konuşmuşsak halkımızla paylaşacaktık. Çünkü biz gidip gerçekten onların hakkını savunmuş muyuz, savunmamış mıyız bilmeleri gerekiyor. Bilmezse belki dedem orada menfaatlendi, beni sattı diyecek.

-Bu kadar mı şüpheciler, sizden bunu bekleyecek kadar..

-Öyle değil. Bizim bunları halkla paylaşmamız gerektiğine inandığım için böyle diyorum.

Sayın bakanımızın son açıklamaları gerçekten bizi tatmin etmedi. Örneğin cemevlerinin hukuki sorunları var demesi. Hâlbuki bütün çalıştaylarda cemevlerinin ibadethane olarak yasal haklarının verilmesi üzerinde mutabakat vardı. Ama şimdi diyor ki, İslam inancı içerisinde mabet sadece camidir. Başka bir yer olamaz. Bunu Sünni ulema söylüyor. Hiç doğru bir şey değildir. Bu bizim hakkımızdır. Hukuki süreçle, şununla bununla oyalanmaya gerek yoktur. Hukuki problem sekiz senedir neden çözülmedi? Çözülmesi lazım.

-Ama bu bin yıllık bir problem. Hangi sorunumuz hemen çözülebiliyor ki. İşin içinde derin devleti var, bilmem ne var. İlk defa bir hükümet konuya eğiliyor, çözmeye çalışıyor. Bunun hiç mi değeri yok?

-Değerli olmaz mı? Masa etrafında oturmak, konuşmak devletle yan yana gelmek, sorunlarını devletle masaya yatırmak kötü olabilir mi? Biz bunu tabii ki olumlu buluyoruz. Ama eksikler vardır. O eksiklerin de giderilmesi lazım. Bu da bizim en masumane haklarımız değil midir?

-Kesinlikle hakkınızdır. Bakın raporda ne diyor: "Cemevlerine hukuki bir statü kazandırılmalı. Bu çerçevede gerekli ihtiyaçlar eşitlik ilkesine uygun bir şekilde devletçe karşılanmalıdır.

-İbadethane kelimesini mutlaka görmemiz lazım.

"HAKKIMIZ VERİLMEZSE, HUKUK YOLUNDA YÜRÜRÜZ"

-Hazreti Ali'nin şöyle bir sözü var: "Bizim hakkımız haktır. Verirlerse alırız, vermezlerse yol uzasa bile develere biner yürür gideriz. Siz de haklarınız verilmezse yürür gider misiniz?"

-Yürür gideriz, hukuk yolunda yürürüz. Ülkeyi terk etmeyiz. Şimdiye Türkiye Cumhuriyeti'ni suçlu duruma düşürmemek için devletimizin yüceliğini düşünerek sabır gösterdik. Ama hukuk yolları memleketimizde tıkanırsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar gideceğiz. Mesela biz Madımak Oteli'nden de memnun değiliz. Kamulaştırıldı. Ama biz istiyorduk ki orada Madımak kalmamalı. Orası yerle bir olmalı. Ve müze olmalı..

-Aleviler arasında da ortak bir görüş yok ki. Öylesini de isteyen oldu, böylesini de..

-Ben çalıştaylara katıldım. Alevilerin yüzde 90'ı müze olmasını istedi.

-Sonuç raporunda diyor ki, otelin bir bölümü hayatını kaybedenlerin anısını hatırlatacak şekilde düzenlenmeli ve girişine bu olayı temin eden bir pano asılmalıdır. Müze gibi olmuyor mu bu?

-Biz daha geniş bir şekilde istiyorduk. Çalıştaylarda otelin yanındaki iki bina da alınarak yerle bir edilip uluslararası kabul gören bir projeyle müze yapılacaktı. Yapılan kamulaştırma olumlu da olsa eksiktir, bunu kabul etmiyoruz.

(N.Akman/zaman)

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir