Kullanımdaki Valiler
Tarih 03 Eylül 1986, Samsun’da mesleğinin baharında bir Cumhuriyet Savcı Yardımcısıyım. Başsavcı Necdet Metin Gülenler heyecanlı şekilde odama girerek; “Vali beyin başı sıkıntıda, sana bir saatlik süre, araştırma yap ve bilgi ver.” dedi.
Başsavcı devamla; 6 Eylül günü Türk-İş’in gösteri yürüyüşü yapacağını, etkinlik için daha önce izin verilmiş olduğunu, buna rağmen Samsun valisinin yürüyüşü iptal etmek için hukuki dayanak aradığını, kendisinden yardım istediğini belirterek mevzuatı incelememi, ne yapıp edip bir gerekçe bulmamı ve sonucu bir saat içinde bildirmemi istedi.
Bir saatin sonunda başsavcının odasına gittiğimde valinin tedirgin bir şekilde beni beklediğini gördüm. Yasal düzenlemelere göre böylesi bir iptalin mümkün olmadığını, genel ahlak, asayiş ve sağlık gibi nedenlere dayanılsa da, bu gerekçelerle yürüyüşü önlemenin hukuken sıkıntı yaratacağını aktardım.
Vali canı sıkkın bir şekilde; “böyle olacağını biliyordum, bu yürüyüşü iptal etmezsem işimi bitirirler” diye söylenmeye başladı.
Yirmili yaşlarda biri olarak benim için vali; Mercedes makam aracı, yığınla koruma, protokollerde başköşeler, huzurunda yüzlerce insanın el pençe durması ve memurların karşısında titrediği kişi demekti. Oysa karşımda benim vereceğim bilgiden medet uman, yüzü ter içinde ve kaygılı biri vardı. Sahi kimdi bu valinin işini bitirecekler?
Genç yaşın da verdiği fütursuzlukla lafa girdim ve “koskoca valisiniz, iptal kararı vermezsiniz olur biter, ne var yani bırakın işçiler yürüyüşlerini yapsınlar, kolay mı bir valinin işini bitirmek” dedim.
Vali önce bana baktı ve akabinde sakin sakin konuşmaya başladı:
“Bak evladım; ben de bu yürüyüşün yapılmasından yanayım, zaten aksi düşüncede olsam aylar önce izin vermezdim. Türk-İş, iktidara muhalif bir tablo sergiliyor ve önümüzdeki yılda seçim var. Bu nedenle yukarısı yürüyüşe kesinlikle karşı ve emir en tepeden geldi, yani beni bu makama getirenden, eğer iptal kararı çıkmazsa ilk kararnamede valiliğimi bitirirler. Ayrıca koskoca vali falan da değilim, çünkü devletin valisi olamadım. Gerçeği söylemek gerekirse ben ANAP’ın valisiyim.”
Valinin odadan ayrılmasından kısa bir süre sonra sudan bir gerekçeyle yürüyüşün iptal edildiğine ilişkin basın açıklaması yapıldı. Zamanın Türk-İş Genel Başkanı Şevket Yılmaz da valiye ağzına ne geldiyse saydırıp “bu adam devletin valisi olamaz, ANAP’ın valisidir” dedi.
* * *
Ankara valisinin geleneksel hale gelmiş garnizon koşusunu iptal ederek şimşekleri üzerine çekmesi bana geçmişteki bu olayı anımsattı.
Hele İçişleri Bakanının bu karar tümüyle Ankara Valiliğinin kendi içinde aldığı bir karardır, bizim bir dahlimiz söz konusu olamaz türünden açıklamasını duyunca bir hayli güldüm.
Garnizon koşusu iptal edilmeseydi, genç Harbiyeliler ellerinde tüfekleri çapraz tutarak ve marş söyleyerek Atatürk Bulvarını rap rap sesleriyle inletecekler ve onları seyreden halkın önemli bir bölümü alkış tutacak, televizyonlar dakikalarca yayın yapacaktı.
Askerler koşuyu hem bir halkla ilişkiler yöntemi olarak kullanacak ve hem de bir yığın örseleme girişimlerine rağmen hala güçlü oldukları imajını vereceklerdi.
Askerin caddeye inmesi ve toplumla birebir teması uzunca süredir gündemde olan AKP ve asker arasındaki çatışmada askere psikolojik destek anlamında üstünlük sağlayacaktı. Zira askere sempati yaratan bir olgu, kaçınılmaz olarak karşı tarafın hanesine yazılan bir eksi olarak değerlendirilecekti.
İktidar seçim sürecine girildiği bir dönemde kendisi hakkında olumsuz algı oluşturabilecek bir etkinliğe izin veremezdi. Vermedi ve geçmişte olduğu gibi yine bir valiyi kullandı.
Askerin gelenekselleşen koşuyu gövde gösterisi haline getirmesini istememek ve farklı şekilde cereyan etmesinin yollarını aramak ayrı bir konu… Hatta bu çağda başkentin göbeğinde eli tüfekli askerin ne işi var diye düşünülmüş de olabilir.
Lakin sorun, “ben yapmadım, o yaptı” denerek işin yükünü bir valiye yükleme şeklindeki kasaba kurnazlığı.
Valinin trafik düzenini gerekçe göstermesi de hem komik ve hem de içtenlikten uzak. Zira Ankara sakinleri devlet büyükleri geçerken trafiğin dakikalarca nasıl kesildiğini, belediyenin kıytırık konserleri için Kızılay meydanının saatlerce nasıl kapatıldığını ve AB ile müzakere süreci başladı diye gündüz saatinde havai fişek atılarak nasıl meydan şovları yapıldığını iyi bilir.
Eveleyip gevelemeye ve bahane bulmaya gerek yok, siyasi otorite kendi çıkarı için askerlerin Ataya saygısını ifade eden bir etkinliği yaptırmamıştır, o kadar.
* * *
Yazımıza bir vali anısıyla başladık, yeni bir vali vakasını değerlendirdik, yine bir vali anısıyla bitirelim.
1991 seçimlerinin hemen öncesi Süleyman Demirel seçim çalışması için Kastamonu’ya gelir. Bu kentte ANAP-DYP çekişmesi had safhadadır ve ilin valisi Ankara’dan gelen talimat gereği propaganda çalışmasını polis zoruyla engeller.
Soğukkanlı yaklaşımıyla bilinen Demirel bu duruma çok kızar, partililere yüksek sesle “Başbakan olduğum gün bu validen hesap soracağım” der ve seçim sonrası arzuladığı gibi başbakanlık koltuğuna oturur.
Aralarında benim görev yaptığım ilçenin başkanı da olan DYP yetkilileri mağrur şekilde valiyi ziyarete giderler. Öyle ya yeni iktidarın temsilcileri olarak valiye gününü göstereceklerdir.
Çok da uzun sürmeyen ziyaret sonrası karşılaştığımız ilçe başkanına Demirel’in kızgınlığını anımsatarak, valiyi görevden ne zaman alacaksınız diye sormuştuk.
Daha bir gün öncesine kadar valiye söylenmedik laf bırakmayan ilçe başkanı Mustafa’nın verdiği yanıt ilginçti; “Biz valinin görevde kalmasından yanayız ve Demirel’i buna razı etmek için heyet olarak yarın Ankara’ya gidiyoruz.”
Hayret içinde geçmişte yaşananları ve vali hakkındaki sözlerini hatırlatarak sorduğumuzda ise verdiği yanıt daha da ilginçti;
“Haklısınız ancak vali bize söz verdi, ne istersek yapacak, gidin Demirel’e söyleyin bundan böyle DYP’nin bir neferi olacağım dedi, bundan daha iyi valimi olur, sür desen memur sürer, işe adam al desen aldırır, ihale istesek olmaz demez, zaten bize lazım olan da bu, tam bize göre. Eski iktidar kullandığı için bunun ne yapıp yapamayacağını iyi biliyoruz. Bunu göndersek yerine bir dangalak gelip de tekerimize taş koyarsa ne yaparız?”
Ertesi gün valinin görevde kalması için ricaya giden heyet, Demirel tarafından kovuldu ve vali ilk kararnamede merkeze alındı.
Ne yazık ki; yıllardır bu ülkede kendini kullanıma tahsis eden kamu görevlileri var.
Bazen düşünüyorum Türkiye’nin bu hale gelmesinde hep siyasetçileri suçlarken haksızlık mı ediyoruz diye?
Demokratik özerklik konusuna ilişkin ayrıntılı bir değerlendirmeyi sonraki yazımda aktaracağım.
Sağlıklı, mutlu ve beklentilerinizin mümkün olduğunca gerçekleşeceği bir yıl geçirmeniz dileğiyle, yeni yılınızı kutlarım.
