ANKARA
AK Parti Kültür ve Sanat Politikaları Başkanlığı tarafından, parti genel merkezinde, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, AK Parti Genel Başkanvekilleri Mustafa Elitaş ve Efkan Ala ile Genel Başkan Yardımcıları Ömer Çelik, Ahmet Büyükgümüş'ün konuşmacı olduğu "Kuruluşunun 25. İktidara Gelişinin 24. Yılında AK Parti" programı düzenlendi.
“Ekonomide önceliğimiz tek haneli enflasyon”
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlenen "Kuruluşunun 25. İktidara Gelişinin 24. Yılında AK Parti" konulu söyleşide sunum yaptı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK Parti hükümetleri döneminde Türkiye'nin daha hızlı büyüdüğünü dile getiren Şimşek, Türkiye'nin 1923-2002 döneminde yüzde 4,7, şimdi ise yüzde 5,3 büyüdüğünü dile getirdi. Aradaki farka dikkati çeken Şimşek, "Eğer Türkiye bütün bu dönem boyunca AK Parti hükümetleri dönemindeki kadar hızlı büyüseydi, kaba bir hesapla bugün milli gelirimiz 2,5 trilyon dolar, kişi başı milli gelirimiz de yaklaşık 29 bin dolar olurdu. Dolayısıyla 0,6'lık farkı küçümsemeyin." diye konuştu.
Bakan Şimşek, 2002'de Türkiye'nin dünya ekonomisi içindeki payı yüzde 0,7 iken, şimdi ikiye katlanarak yüzde 1,4'e çıktığını ve bunun önemli bir kazanım olduğunu söyledi. Dünya ekonomisi büyürken Türkiye'nin de büyüdüğüne işaret eden Şimşek, Türkiye'nin gelişmiş AB ülkeleriyle kişi başına gelirde (satın alma gücü paritesine göre) arayı kapatmaya başladığını ifade etti. Milli gelirin dolar bazında 239 milyar dolardan geçen sene 1,6 trilyon dolara çıktığını anımsatan Şimşek, dünyada 21'inci sıradan 16'ncı sıraya gelindiğini belirtti.

Satın alma gücü paritesine göre milli gelirin 2002'de 743 milyar dolardan 2025'te 3,8 trilyon dolara çıktığını aktaran Şimşek, yine dünya ülkeleri arasında 16'ncı sıradan 11'inci sıraya yükseldiğini belirtti.
Nüfus artmış olmasına rağmen kişi başı milli gelirin 3 bin 600 dolar civarından 18 bin doların üzerine çıktığını dile getiren Şimşek, "Hangi göstergeye bakarsanız bakın AK Parti hükümetleri döneminde ciddi bir başarı var. Neye göre? Geçmişe göre, bize benzer ülkelere göre, dünyanın hızına göre." ifadesini kullandı.
Bakan Şimşek, ihracatın 7 kat artarak 38 milyar dolardan 273 milyar dolara, küresel ihracattaki payın da neredeyse ikiye katlanarak yüzde 0,6'dan yüzde 1 civarına çıktığını, ithalatta da dünyadaki ağırlığın yüzde 0,8'den yüzde 1,4'e yükseldiğini bildirdi. Satın alma gücünde ve refah artışında iyileşme söz konusu olduğunu belirten Şimşek, konut ve araç satışlarındaki artışa dikkati çekti. Gelir dağılımında da bir iyileşme olduğunu ifade eden Şimşek, şöyle devam etti:
“2002 yılına göre gelir dağılımında bir iyileşme var ama daha çok kat edeceğimiz mesafe var. Enflasyonu düşürerek, gelir dağılımının daha da iyileşmesini sağlayacağız. Çalışanların milli gelir içindeki payı 2002'de yüzde 28'di, bugün yüzde 37 civarına çıktı.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önceliklerinin yatırım, istihdam, üretim ve ihracat olduğunu anımsatan Şimşek, fabrika sayısı ve istihdamdaki artış ile katma değer zincirindeki yükselişe dikkati çekti. Türkiye'nin dünyaya savunma sanayi ekipmanı satan ülkeler arasında geçen sene 11'inci sırada olduğunu hatırlatan Şimşek, muhtemelen bu sene ülkenin ilk 10'a gireceğini söyledi.
Şimşek, sadece sanayide, hizmetlerde değil tarımda da AK Parti hükümetleri döneminde büyük başarılar kaydedildiğini anlatarak, Türkiye'nin tarım katma değeri anlamında dünyada 7'nci, Avrupa'da bir numara olduğunu belirtti. Hizmet ihracatının da 14 milyar dolardan 123 milyar dolara yükseldiğine işaret eden Şimşek, ülkenin dünya turist sayısında 20'nci sıradan 4'üncü sıraya çıktığını aktardı. Turizm gelirlerinin 12 milyar dolar civarından 66 milyar doların üzerine çıktığını anlatan Şimşek, Türkiye'nin sağlık turizmi ve ihracatında önemli bir ülke haline geldiğini ve küresel pazarın yüzde 5'ine tekabül eden bir noktada olduğunu vurguladı.
Türkiye'nin, küresel inşaat liginde Çin'den sonra ikinci sırada yer aldığına değinen Şimşek, yaklaşık 139 ülkede 13 bin projenin hayata geçirildiğini ifade etti. Dünyada yaklaşık 570 milyar dolarlık iş yapıldığını kaydeden Şimşek, "Önümüzdeki 10 yıl içinde, çevremizde yeniden inşa ihtiyacı, en az 1 trilyon dolardır." şeklinde konuştu.
Şimşek, bütçe açığının milli gelire oranının 2025’te yüzde 2,9 olduğunu belirterek, "Büyük deprem harcamalarına rağmen, Avrupa Birliği tanımlı yani uluslararası tanıma göre 2002'de Türkiye'nin borcunun milli gelire oranı yüzde 70'in üzerindeyken, bu sene muhtemelen yüzde 22 civarına inmiş olacak. Peki biz bütçeyi kimin için yapıyoruz? Bakın geçen sene bütçenin yüzde 15'ini eğitime, yüzde 8,4'ünü sağlığa ayırmışız. Çünkü, eğitim ve sağlık beşeri sermaye açısından en kritik bileşenlerdir. Bizim tercihimiz, önceliğimiz insanımız." değerlendirmesinde bulundu.

Hükümetin sadece savunma sanayisi, tarım, eğitim gibi alanları değil, altyapıyı da önceliklendirdiğinin altını çizen Şimşek, 2002'de 6 bin 100 kilometre olan bölünmüş yol uzunluğunun, 30 bin kilometrenin üzerine çıkarıldığını ve bu yollardaki ortalama hızın ikiye katlandığını bildirdi. Şu anda Türkiye'yi demir yolu ağlarıyla örmeye çalıştıklarını anlatan Şimşek, Cumhuriyet'in ilk döneminden sonra demir yollarına en çok yatırımın yapıldığını, dünyada hızlı demir yolu inşasını ve hızlı tren hizmetini sunan az sayıdaki ülkeden biri olarak bunun rekabet gücü açısından çok önemli olduğunu vurguladı. Hava ulaşımına ve dijital altyapılara da büyük yatırımlar yapıldığına işaret eden Şimşek, internet kullanan bireylerin oranının yüzde 90'lara çıktığını söyledi.
Şimşek, AK Parti'nin başarılarının yanında, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde gelecekteki öncelikli alanlara değinerek, şöyle devam etti:
“Ekonomide önceliğimiz, tek haneli enflasyon. Aslında çok uzun yıllar sonra 2000'li yılların başında enflasyonu tek haneye indirdik ve uzun süre orada tuttuk, fakat daha sonra çift haneye çıktı, şimdi tekrar düşüş trendinde. Enflasyonun tek haneye inmesi demek, uzun vadeli krediye erişim, kredi maliyetlerinin yani imkanların artması, maliyetlerin düşmesi demek. Daha çok yatırım, daha çok üretim, daha çok rekabet gücü demek. Ama tek haneli enflasyon aynı zamanda daha adil gelir dağılımı demek, çünkü enflasyon en çok sabit gelirlileri vuruyor. Mali disiplini devam ettireceğiz, çünkü Türkiye mali disiplini devam ettirerek aslında bu başarıları elde etti. Yani sağlığa, eğitime, altyapıya bu yatırımı yapabildi. Türkiye, uzun bir süredir hep cari açık veriyor. Şimdi içeride daha çok petrol ve doğalgaz üreterek, yenilenebilir enerji, sanayide yüksek katma değer ve büyük hizmet ihracatı potansiyeli üzerinden cari fazla vermek istiyoruz. Bu ciddi bir yapısal dönüşümü içeriyor ama AK Parti, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bunu da başarabilir, bu da önceliklerimizden bir tanesi. Gelir dağılımında iyileşme çok önemli. Hızlı büyüyebilirsiniz ama gelirin adil dağılımı en kritik konuların başında geliyor. Burada tabii vergi politikaları, vergide adalet sağlamak da çok önemli ama enflasyonun tek haneye inmesi en kritik değişkendir.”
Şimşek, Türkiye'nin geçmiş sanayi devrimlerini ıskaladığını, ancak şimdi Yapay Zeka Hazırlık Endeksi'nde benzer gelişmekte olan ülkelerin üzerinde bulunduğunu ve gelişmiş ülkeleri yakalamak için çok iyi bir yol haritasına sahip olduğunu kaydetti.
Çip üretiminden, ileri imalat sanayisine, otonom teknolojilerinden yeşil enerjiye, akıllı şehirler ve akıllı araçlardan uzay ve havacılığa, sağlık teknolojilerinden endüstriyel robotlara kadar birçok alanın sektörel öncelikler arasında olduğunu belirten Şimşek, bu öncelikler çerçevesinde teşvik sistemi ve kredi programlarını şekillendirdiklerini anlattı.
Şimşek, Türkiye'nin bölgesel bir ticaret ve enerji merkezi olduğunu vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Yumuşak gücün ön planı çıktığı ve Terörsüz Türkiye'nin başarıldığı bir dönem içerisine giriyoruz. Türkiye, alternatif ticaret koridorlarının merkezinde, Pekin'den Londra'ya 18 günde mal ulaşıyor, diğer bütün alternatifler çok daha uzun. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bölgesel entegrasyonu güçlendirmek için bizim önerdiğimiz ise Kalkınma Yolu. Kalkınma Yolu'nda 25 gün sürecek. Alternatif güzergahlar inşa ediyoruz, bölgede bağlantısallığı güçlendiriyoruz ve bununla Türkiye'yi merkez yapıyoruz."
"Terörsüz Türkiye, çok daha hızlı şekilde yoluna devam edecek"
Şimşek, Türkiye'nin dünyada en çok insani ve kalkınma yardımı yapan 9'uncu, diplomatik temsilcilik sayısında 3'üncü sırada ve Türk Hava Yolları'nın dünyada en çok noktaya uçan hava yolu şirketi olduğuna dikkati çekerek, bunların hepsinin birer yumuşak güç olduğunu söyledi.
Türkiye'nin 47-48 yıldır terörle mücadelede çok önemli kayıplar verdiğini ifade eden Şimşek, şunları kaydetti:
"Terörün bir de ekonomik maliyeti var. Düşünün, Türkiye 2,3 trilyon doları terörle mücadele yerine kalkınmaya, AR-GE'ye harcasaydı ne konumda olurdu? İşte şimdi o eşikteyiz. Terörsüz Türkiye ile önümüzdeki dönemde Türkiye, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki genç nüfus avantajını kullanacak. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da ortanca yaş 26 civarında. Türkiye ortalaması 35, Avrupa ortalaması 44-45. Bu bölgeler genç. Bu bölgelere altyapı götürdük, üniversiteleri kurduk, meslek teknik okulları açtık yani insana yatırım yaptık, altyapı yatırımı yaptık. Çok cömert teşvikler veriyoruz, fakat bu bölgelere özel sektör yeterince rağbet göstermiyor. Bundan sonra bu bölgeler, Türkiye'nin yeni büyüme motorları haline gelecek. Neden, çünkü nüfus genç, altyapı müsait, bölgesel entegrasyon konusunda da iddialıyız. Sadece bu alanlarda mı, hayır. Enerjide, madencilikte, tarım, imalat sanayinde büyük fırsatlar var, çok güçlü turizm potansiyeli var. Çünkü terör nedeniyle bu bölgelere özel sektör yatırımlarında arzulanan ivme zamanında yakalanamamış. Şimdi bölgesel istikrar ve bölgesel entegrasyon var. Terörsüz Türkiye döneminde Türkiye çok daha hızlı bir şekilde yoluna devam edecek ve vatandaşlarına ve bölgeye istikrar, refah ve barış getirmiş olacak."
"AK Parti hükümetleriyle millet, devlet olmuştur"
AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, programda yaptığı konuşmada, AK Parti'nin yönetimde bir marka olduğunu belirterek, bir ülke için en önemli kaynağın "yönetim" olduğunu ifade etti.
Türkiye'nin dünyanın en gelişmiş 10 ülke arasına girme hedefine işaret eden Ala, en gelişmiş 10 ülkenin ortak özelliğinin "iyi işleyen yönetim" olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "AK Parti'yi millet kurdu, biz tabelasını astık" sözünü hatırlatan ve bu sözün neden söylendiğini anlatan Ala, o tarihlerde 28 Şubat postmodern darbesinin gerçekleştiğini, toplumla devlet arasındaki güvenin yok olduğunu, ekonomik kriz yaşandığını ve siyasetin toparlanamadığını, böyle bir manzarada AK Parti'nin kurulduğunu söyledi.

AK Parti hükümetleri iş başına gelinceye kadar ortalama hükümet etme süresinin 1 yıl 7 ay olduğuna dikkati çeken Ala, "AK Parti, öyle bir sistemi değiştirmiş ki bakın 24'üncü yıldayız, 25'inci yıla girdik." dedi.
AK Parti hükümeti iktidara geldikten sonra Batman Valiliğine atandığını ve bir ay sonra bir toplantı gerçekleştirdiklerini anlatan Ala, toplantıya katılan bir askeri yetkilinin "Okullarda bazı öğretmenler başörtülü derslere giriyormuş. Bunu kaymakamlara sormak istiyorum" deyince, "Beyler, burada soruları ben sorarım. Benden başka herkes cevap verir. Validen başka kimsenin soru sorma yetkisi yoktur." diye karşılık verdiğini aktardı.

AK Parti Genel Başkanvekili Ala, "Eğer ben onu söylediğimde Ankara'da AK Parti hükümetleri ve başındaki Recep Tayyip Erdoğan bizim arkamızda durmasaydı, bir kararnamelik ömrün var." diye konuştu.
Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla 28 Şubat düzenlemelerinin tamamının 2010'da tarihin çöplüğüne atıldığını dile getiren Ala, şimdi kurumların da milletin de kendi işini yaptığını, ülkenin de kalkınıp yoluna devam ettiğini söyledi.
Hem silahlı kuvvetlerin hem de siyasetin güçlendiğinin altını çizen Ala, "Milleti ile savaşan bir devlet anlayışının yerine, milleti devlet yapan bir anlayış geldi. AK Parti hükümetleriyle millet, devlet olmuştur." değerlendirmesinde bulundu.
OHAL uygulamalarını kaldırdıklarını hatırlatan Ala, "Oradaki vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerini unutmadık. Birbirine hapishanede 'merhaba' diyemeyen kardeşlerimiz, 24 saat kendi dillerinde devlet televizyonundan yayın izliyor hale geldiler. Bunu AK Parti yaptı, Recep Tayyip Erdoğan yaptı." ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanvekili Ala şunları kaydetti:
"Başbakanlar, milleti ve hükümetleri yönetmek için, Cumhurbaşkanı ve kurumlar da anayasada devleti yönetmek için kurgulanmıştı. Bu ikilemi ortadan kaldıran AK Parti ve AK Parti hükümetleridir. AK Parti'yle millet, devlet olmuştur. Milletin iradesi, devletin idaresine hakim olmuştur. Hükümetler, iktidar olmuştur ve öyle yola devam ediyoruz. Bu reformlara devam edeceğiz ve Türkiye'de yaptıklarımızı garanti altına alan, yapacaklarımızın önünü açan, milleti fırsatlarıyla buluşturan yeni sivil anayasa ihtiyacını onun için sürekli dile getiriyoruz ki yaptıklarımız bir daha geri dönmesin, garantiye alınsın. İkincisi de milletin önü açılsın. Yeni reformlarla, yeni fırsatlarla milleti buluşturalım. Çünkü bütün bunları başarırken güçlü bir teşkilat, müthiş bir birikim, toplum desteği, hiçbir tehdit karşısında geri adım atmayan bir karizmatik lider Recep Tayyip Erdoğan, her zaman bunların hepsi bir arada bulunmayabilir. Bunun için artık sistemik olarak garantiye alalım sistemi, Anayasayı değiştirelim, milletin iradesi artık garantili olarak devletin idaresini yönetsin."
"Türkiye'miz bugün dünyanın küresel güçlerinden birisi haline geldi"
Programın moderatörlüğünü yapan AK Parti Kültür ve Sanat Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman da AK Parti'nin milletin partisi olduğunu ifade ederek, "3 Kasım 2002'de seçim sonuçları ilan edildiğinde 'Anadolu ihtilali' denilmiştir. 3 Kasım 2002'den bu yana Türkiye'de artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye'de devlet-yönetim ilişkisi değişti. Türkiye'de siyaset-insan ilişkisi değişti. Siyasetin paradigması değişti ve boğazın hasta adamı olarak nitelenen Türkiye'miz bugün dünyanın küresel güçlerinden birisi haline geldi." diye konuştu.

Yayman, AK Parti'nin ilk 25 yılda çok büyük bir başarı öyküsü yazdığını, 2'nci 25 yıl için yeni bir başarı hikayesi yazma borcu olduğunu vurguladı.
"AK Parti kendisiyle yarışmaktadır"
AK Parti'nin kurulduğundan beri büyük krizlerle mücadele ettiğine dikkati çeken Yayman, şöyle konuştu:
"14 Ağustos 2001'de kurulduğunda Genel Başkanı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan siyasi yasaklıydı. Cumhurbaşkanımız milletle bu krizi aştı. Daha fazla demokrasi vaat ederek bu krizi aştı. İktidara geldiğinde kendisi genel başkan olamadı, başbakan olamadı, bu krizi aştı. Danıştay saldırısını hatırlatmak isterim. Cumhuriyet mitingleriyle mücadele edildi. AK Parti e-muhtıraya karşı demokrasi muhtırası verdi. Yine 367 krizini hatırlatmak isterim. Daha sonra iki kişiden birinin oyunu alan AK Parti hakkında kapatma davası açıldı. MİT krizi yaşandı. Gezi Parkı olaylarıyla iktidar değiştirilmek istendi. Kovid süreci yaşandı. 17-25 Aralık'ta hukuk görünümlü FETÖ kumpasını yaşadık. 15 Temmuz hain darbe girişimini yaşadık. AK Parti, 24 yıllık iktidarın her iki yılda bir, bir krizle karşı karşıya kaldı ve bütün bunları da milletimizle demokrasiyle ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'la aştık. Biz AK Parti'yiz. Tarihin doğru tarafındayız. İsmimiz gibi 'ak' bir partiyiz. Çok büyük krizleri, badireleri atlatan partimiz, yeni döneme yeni bir kızıl elma, yeni bir hayal, yeni bir ütopya vaadiyle inşallah yoluna devam edecektir. AK Parti'nin rakibi AK Parti'dir. AK Parti kendisiyle yarışmaktadır."

AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş
AK Parti'nin iktidar olduğu 3 Kasım 2002 seçimlerine girmeden önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Kayseri'ye davet ettiklerini anlatan AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, arıza nedeniyle uçağın Kayseri'ye 20.00'de indiğini ve kendisini bekleyen kalabalığın Erdoğan'dan bir konuşma yapmasını istediğini aktardı.
Elitaş, dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın güneşin batmasının ardından uygulanan sözlü propaganda yasağını gerekçe göstererek "Tayyip Erdoğan konuşursa dava açarım, yasaklama kararı getiririm." şeklindeki açıklamaları nedeniyle Erdoğan'ın sadece otobüsün camından kendisini bekleyen kalabalığa el salladığını söyledi.

Konuşmasında 27 Nisan e-muhtırasına da değinen Elitaş şunları kaydetti:
"28 Şubat'ları, 12 Mart'ları, 12 Eylülleri, 27 Mayıs'ları yaşarken hatırlayın, bir cumhurbaşkanımız vardı, bir başbakanımız vardı, 'Altı kere gittim, yedi kere geldim' diye övünürdü. Hiç kimse de sormazdı 'Ya Sayın Başbakan, altı kere niye gittin?' Vatandaş da 'Yedi kere niye ben sana oy verdim' diye sorgulamazdı. Üç kere şapkasını alıp gidişinin sebebi muhtıralarla, darbelerle oldu. Öbürleri seçim kaybetmekle oldu. Hiç kimse 'Niye şapkanı alıp gidiyorsun,12 Mart muhtırasına niye boyun eğiyorsun?' diye sorgulamadı. Ama cumhuriyet tarihinin, demokrasi tarihinin taçlanmasının miladı, 28 Nisan 2007 tarihidir. 27 Nisan'da verilen e-muhtıraya karşı ilk defa bir hükümet, şapkasını alıp gitmek yerine dimdik durarak 'Anayasadan aldığı hakkı, milletin verdiği iradeyi, milletin sahibinden başka kimse alamaz.' dedi."
Milletvekili seçildikten sonra dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından kendisinin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna davet edildiğini ancak eşinin başörtülü olması nedeniyle resepsiyona davet edilmediğini anlatan Elitaş, bir gazetede AK Partili milletvekillerinin bazılarının eşlerinin başörtülü olduğuna dair haber çıktığını aktardı.

"Üç tane aslan gibi oğlanın anasını Çankaya Köşkü'ne davet etmeyen adamın davetine katılmıyorum." diyerek Kayseri'ye gittiğini anlatan Elitaş, Kayseri Valiliğinin orduevinde düzenlediği resepsiyona eşiyle katıldıklarını anlattı.
Ertesi gün gazetelerde "AKP milletvekilinin başörtülü eşi orduevini fethetti" şeklinde haberler yayımlandığını söyleyen Elitaş, "Üzücü olan hadise, o zamanki garnizon komutanını emekli etmişler, albayı sürgün etmişler, başçavuşu 14 gün göz hapsine almışlar. Benim eşimin başörtülü olarak ordu evine girmesinden kaynaklı yapılan işin sonucu bu olmuş. Bilseydim gitmezdim." diye konuştu.
"Hatıra diye anlattıklarımız, bundan sonra olmaz diyebileceğimiz şeyler değil"
"Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür" sözüne atıfta bulunan Elitaş, "20 sene önceyi tamamen aklımızdan çıkardık." dedi.
"Hatıra diye anlattıklarımız, bundan sonra olmaz diyebileceğimiz şeyler değil." ifadesini kullanan Elitaş, "Seçime 1,5 seneye yakın bir zaman var. Zaman çok hızlı geçiyor. Bizim de eksikliklerimiz, noksanlarımız hatta hatalarımız olabilir. Ama bir teraziye koyalım." ifadelerini kullandı.
AK Parti Genel Başkanvekili Elitaş, 2028'deki seçimlere kadar ilk günkü aşkla, heyecanla, geçmişi yaşamamak ve yaşatmamak için gayret göstererek çalışılması gerektiğinin altını çizen Elitaş, "Allah göstermesin, farklı bir şey olursa bir günde elimizden alırlar bunu. Bizim 13 yılda düzeltmeye çalıştığımızı 3 saatte bitirirler. Onun için bundan sonra ilk günkü aşkla heyecanla durmak yok, yola devam." diye konuştu.

"Türkiye'nin dış politikada tek ekseni vardır o da Ankara eksenidir"
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, programda yaptığı konuşmada, kavramlara, siyasete ve yürüdükleri yola enerji katan şeyin "siyasal duruş" olduğunu söyledi.
Türkiye'deki büyük demokratik devrimi ve dönüşümü gerçekleştiren iradenin, bu salonlardaki birlik ve bütünlük olduğuna işaret eden Çelik, "Bizden önce demokrasiyi, millet iradesini hakim kılmak isteyenleri nasıl engellediler? Bir, teşkilatlarını dağıttılar. İki, milletvekili gruplarını dağıttılar ama bakın vesayetin en karanlık günlerinde bile bizden bir tek mahalle temsilcimizi bile söküp alamadınız. Türkiye'de demokrasinin nöbetçileri kimdir, dendiğinde AK Parti'nin mahalle temsilcilerine bakacaksınız." ifadelerini kullandı.
Türkiye'de 2000'li yılların başında "siyasi partilerin, siyasi parti niteliğini büyük oranda kaybettiğine" değinen Çelik, AK Parti'nin böyle bir dönemde, belli bir siyasi fikir temelinde, muhafazakar demokrat bir kitle ve merkez partisi olarak kurulduğuna dikkati çekti.

Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "AK Parti sağda mı, yoksa solda mı yer alıyor?" sorusuna, "Biz sağda ya da solda yer almıyoruz. Biz toplumsal merkezi temsil eden siyasal merkezi temsil ediyoruz." yanıtını verdiğini anımsatarak, "Avrupa Parlamentosu içerisinde Avrupa Konseyi'nde, AKPM'de muhafazakar grup içinde olduğumuz gibi, Sosyalist Enternasyonal'den de bize davet gelmiştir 'gelin bize katılın' diye, bir merkez partisi olmanın hüviyeti çerçevesinde. Siyaset, bütün bu yaptığımız eserlerin, Cumhurbaşkanımız liderliğinde yürüdüğümüz yolun ana enerjisidir, ana omurgasıdır. Onun için en büyük eserimiz AK Parti'dir." diye konuştu.
Milletin, sorunlarının çözümü için AK Parti'yi iktidar yaptığını vurgulayan Çelik, şu değerlendirmede bulundu:
“Dünyanın her yerinde AK Parti nasıl iktidara gelmiştir, AK Parti nasıl siyaset yapmıştır, halen tartışılmaktadır ve AK Parti'nin benzerleri kurulmaktadır. Bunun en önemli göstergelerinden bir tanesi AK Parti'mizde dünyanın çeşitli yerlerinden gelen partilere siyaset nasıl yapılır, siyaset yoluyla toplum nasıl dönüştürülür, toplumun talepleri nasıl yerine getirilir bununla ilgili yaptığımız çalışmalardır.”
AK Parti'nin dış politika yaklaşımına ilişkin konuşan ve geçmişte "Türkiye eksen kayması yaşıyor" iddialarının ortaya atıldığını anımsatan Çelik, şöyle konuştu:
"Biz bunu anlamaya çalıştık. Bunlar bize ne demek istiyorlar? Söyledikleri şey şu. Dış politikanızı batı eksenli yaparsanız eksen kayması yaşamıyorsunuz. Dış politikanızı batı eksenli yapmazsanız dış politikanızda eksen kayması yaşıyorsunuz. Onun için bizim tarihi dönüşümlerimizden bir tanesi 'eksen kayması' kavramıyla mücadele etmektir. Cumhurbaşkanımızın dediği şekilde Türkiye'nin dış politikada tek ekseni vardır o da Ankara eksenidir. Onun dışındaki hiçbir eksen Türkiye'nin dış politikasına yön veremez."
Çelik, AK Parti iktidarının "komşunu zayıflat ki kendini daha güvenli kıl" anlayışını da elinin tersiyle ittiğine değindi.
"Hiçbir komşumuzun zayıf, fakir olmasını istemiyoruz." diyen Çelik, şöyle devam etti:
"Hiçbir komşumuzun güvenlik güçlerinin ortadan kalkmasını istemiyoruz. Zengin komşular istiyoruz, güvenlik içinde komşular istiyoruz ve istikrarlı komşular istiyoruz. Çünkü şunu öğrendik ve AK Parti bunu bölgeye öğretti. O da şudur. Hepimiz güvende değilsek hiçbirimiz güvende değiliz. Onun için bizim güvenli olmamız kadar, bizim istikrarlı olmamız kadar Suriye'de, Irak'ta, İran'da, Akdeniz'deki bütün ortaklarımız da güvenli olacak."
Türkiye'de bazılarının, yaptığı kötülükleri "vatanseverlik" adına yaptığını söylediğine dikkati çeken Çelik, "AK Parti'nin Türkiye'ye kazandırdığı önemli kavramlardan biri 'Hukuk dışı vatanseverlik olmaz.' Kim hukukun dışına çıkarak vatanseverlikten bahsediyorsa onun yaptığı şey vatan hainliğinden başka bir şey değildir." değerlendirmesini yaptı.
"Çok daha büyük mücadelelere hazırlanmamız gerek"
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Teşkilat Başkanı Ahmet Büyükgümüş de bugünlere gelmelerinin, partinin mücadelesini kendi yaşam tarzı haline getirenlerin emeği sayesinde gerçekleştiğini ifade etti.
AK Parti iktidarlarının başarılarıyla büyük bir dönüşüme imza atıldığının altını çizen Büyükgümüş, Anadolu'nun dört bir yanında kendi mahallesini, şehrini, ilçesini ev gibi bilerek hizmet etme gayretiyle davaya gönül veren teşkilatların sayesinde partinin zorlukların üstesinden geldiğini söyledi.
Birçok hizmeti hayata geçirdiklerini ve geçirmeye devam edeceklerini aktaran Büyükgümüş, AK Parti olarak 24 yılda büyük bir özgüven devrimi gerçekleştirdiklerini dile getirdi.

Türkiye'de yaşayan insanların başarabileceklerini, hedeflerine ulaşabileceklerini, bu toprakların değerlerinden aldıkları ilhamla yarınlara cesaret edebilmelerini sağladıklarının altını çizen Büyükgümüş, şöyle konuştu:
"Hayata geçirdiğimiz hizmetler, eserler, yollar, köprüler, okullar hepsi gerekli. Biz yola Anadolu'nun dört bir yanına demir, çimento serelim diye yola çıkmış bir siyasi hareket değiliz. Yaptığımız her işte, verdiğimiz her mücadelede yeryüzünde yeniden adaleti tesis etmenin davasının peşindeyiz. Biz büyük dönüşüm Türkiye diyerek mücadele ederken, bu sayısız hizmetleri hayata geçirirken hep aradığımız, mücadelesini verdiğimiz nasıl bu salonlarda, nasıl toplantılarımızda bir araya gelerek sözümüzle, kavlimizle, varlığımızla adeta dua ederek oluşturduğumuz bir bereket varsa bu başarının arkasındaki en önemli faktör birliğimiz, beraberliğimiz ve bir beraber olarak ortaya koyduğumuz bu berekettir.
Zaman zaman hedeflerimizden uzak kalmışsak, istediğimiz noktaya istediğimiz zamanda ulaşamadıysak, kendimizi geride hissetmişsek dönüp bakmamız gereken işte bu bereket faktörüyle olan ilişkimizdir, münasebetimizdir. İnşallah bu önümüzdeki yeni dönemde de birçok toplantımızda şu ifade edilmiştir, şu seçim çok kritik, bunu geçelim, arkasından çok daha kolay bir dönem gelecek, arkasından çok daha büyük başarılar elde edeceğiz. Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, geldiğimiz bu aşama, çok daha büyük mücadelelere hazırlanmamız gerektiğini işaret ediyor."
"Gerçekleştirdiğimiz büyük dönüşümü yeni bir anayasayla tarihe kazımaya ant içmiş bir kadroyuz"
Büyükgümüş, her seçimin, kararın ve yol ayrımının bundan sonra çok daha kritik bir anlam taşıyacağını belirtti.
1960 darbesi sürecine ve ardından oluşan anayasal düzene değinen Büyükgümüş, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Millet, bu egemenlik yetkisini seçilmiş temsilcileri vasıtasıyla kullanır ama buna bir ilave edilmiştir. Seçilmiş temsilciler ve kurumlar vasıtasıyla bu egemenlik kullanılır. Peki bu kurumlar değerlerini, istikametini milletin istikametinden, milletin değerlerinden mi alır, hayır. İşte bu, 25 yıl boyunca verdiğimiz mücadele hep bu kurumlarla mücadele etmekti. Onların millete oluşturmuş olduğu engelleri kaldırarak AK Parti'miz ve bu kutlu kadro bugünlere geldi." dedi.

Partinin davasını ve mücadelesini kimsenin yıpratmasına asla müsaade etmeyeceklerini vurgulayan Büyükgümüş, şöyle devam etti:
"Biz siyaseti iktidarımızı sürdürmek için bir araç olarak görmüyoruz, görmedik ve görmeyeceğiz. Tarihin her döneminde olduğu gibi okçular tepesini beklemek için görevlendirilen, milletin, memleketin kaynağını denetlemesi, gözetlemesi için görevlendirilen eğer görevini bırakıp ganimet peşine düşmüşse, tarihte nasıl zelil olmuşsa, bugün nasıl zelil oluyorsa, inşallah bu yolda her zaman zelil olacaktır. Siyasi hareketlerin en önemli imtihanı kendileriyledir, sahip oldukları ahlaki zeminledir. Biz ana sığınağımızın yegane ahlak olduğuna inanan bir siyasi hareketiz, böyle de olmaya devam ediyoruz. Bugün karşılaştığımız zorluklarda her zaman bu sahip olduğumuz değerlere, bu sahip olduğumuz inanca, kardeşliğe ve bu yüksek siyaset yapma sebebimize sığınıyoruz. Onun için davamızla, mücadelemizle Türkiye'deki gerçekleştirdiğimiz büyük dönüşümü yeni bir anayasayla tarihe kazımaya ant içmiş bir kadroyuz."
"Bugün büyük bir imtihan içerisindeyiz, bunu biliyoruz"
Büyükgümüş, büyük ve güçlü Türkiye istikametinde Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşmada ne başarıldıysa önlerindeki istikamette yapılması gerekenin bu başarıları "değişmez bir kurallar setine" bağlamak olduğunu ifade etti.
Bunun için yeni anayasayı önemsediklerini söyleyen Büyükgümüş, "Aksi halde milletle devlet arasına duvarlar örmeye kalkarlar. Bu girişimlerin türlü türlüsüyle Türkiye yeniden muhatap olacak ve başardığımız onca büyük dönüşüm Türkiye'yi geleceğe taşımakta noksanlık çekecektir. Bugün büyük bir imtihan içerisindeyiz, bunu biliyoruz. Bu imtihanı kalbimizde, ruhumuzda yaşıyoruz. Bunların hepsini teker teker en üstün başarıyla verip milletimizle birlikte bu istikamette yürüyeceğiz, yarına dair inancımız budur." diye konuştu.
AA