12 Haziran 2026
Altın 6250.18
BIST 13984.64
Dolar 46.2582
Euro 53.5901
Sterlin 61.7962
Ankara 30°C

Diğer Yazılar

LİDERLİK ÖNGÖRÜSÜ ÖDÜLÜ

LİDERLİK ÖNGÖRÜSÜ ÖDÜLÜ

 

Önce Lübnan, sonra Libya… Arap Dünyası Başbakana ödül verme yarışında. Recep Tayyip Erdoğan tüm madalyaları toplayan sporcu gibi..

 

Başbakan; geçtiğimiz Mart ayında Suudi Arabistan’da “Kral Faysal Uluslararası Ödülünü”, Kasım ayı içinde ise Lübnan’da Arap Bankalar Birliğinin “Yılın Liderlik Öngörüsü Ödülünü” ve ardından da Libya’da “Kaddafi İnsan Hakları Ödülünü” aldı.

Bizim üzerinde duracağımız konu Lübnan’da alınan ödül ve bu ülkeye yapılan ziyaretin altında neyin yattığı.

Öncelikle ödülden başlayalım.

Ödülü kim verdi? Arap Bankalar Birliği Başkanı Adnan Ahmad Yusuf Abdulmalek. Ödül töreni sırasında kim hazır bulundu? Lübnan Başbakanı Saad Hariri.

Peki! Arap Bankalar Birliği Başkanının başka unvanları da var mı? Adnan Ahmad Yusuf Abdulmalek aynı zamanda hem Albaraka Banking Group ve hem de Albaraka Türk Katılım Bankası A. Ş.’nin yönetim kurulu başkanı.

Albaraka Türk’ün başkan yardımcısı kim? Yalçın Öner. Başbakanın eski danışmanı Cüneyt Zapsu’nun sahibi olduğu Bim Mağazalarının yönetim kurulu üyesi.

Albaraka Türk’ün % 54.06 oranındaki hakim ortağı olan Albaraka Banking Group kimin malı? Hariri’lerin, yani Lübnan Başbakanının ailesinin.

Velhasıl işin özü Arap Bankalar Birliği işin süslü tarafı, gerçekte ödülü veren Hariri ailesinden başkası değil.

Liderlik öngörüsü ödülünün, Lübnan Başbakanının halası Bahia Hariri’nin Kur’anı Kerim hediye etmesinin, Türkmen köyünde miting gibi karşılamaların, “Kalbimizdesin Tayyib-Hoş Geldin Sultanım-Hepimiz AK Partiliyiz, Hepimiz Erdoğanız” yazılı pankartların; TİKA adlı kuruluşumuzun Lübnan’da yaptırdığı bir okul dolayısıyla duyulan minnetin ötesinde anlamları olduğuna kuşku yok.

 

O zaman bu ihtimamın perde gerisinde neler olabileceğine bir göz atalım.

Aslında Hariri ailesi ülkemizin en önemli ortaklarından biri konumunda, çünkü Türk Telekom’un % 55’i onların, % 30’u Türkiye Cumhuriyeti Hazinesinin…

Ayrıca MNG (T-Bank) Bank, ADSL, AVEA, ARGELA, SEBİT, İNNOVA gibi firmalar da artık bu ailenin malı.

Ancak Hariri’ler bu kadar yatırımla yetinecek gibi görünmüyor. Ailenin bugünlerde özelleşecek otoyollar, boğaz köprüleri, enerji ihaleleriyle ilgilendiği ve hatta özel havayolu kurma girişiminde bulunacağı söyleniyor. Bu konudaki en önemli iddia ise, Türk Telekom’da (% 15’i halka açıldıktan sonra) kalan % 30’luk devlet hissesini de almak istedikleri yönünde.

Dolayısıyla 2011 seçimlerine kadar geçecek süreçte Hariri ailesinin Türk Telekom’un kalan hissesini nakit parayla satın alması veya yeni özelleştirmelere iştahla yanaşmasını görür isek hiç şaşırmayalım.

Hariri’lerin Türk malına, iktidarın da seçim finansmanına gereksinimi varsa neden olmasın?

* * *

Lübnan ağırlamasının bir başka yönüne de değinmek gerek.

Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin babası olan ve 14 Şubat 2005 günü öldürülen Refik Hariri’ye yapılan suikastla ilgili Birleşmiş Milletler nezdinde oluşturulan bağımsız araştırma komisyonunun hazırladığı raporu bu ay içinde açıklaması bekleniyor.

Mayıs 2009’da Alman Der Spiegel dergisinde yayınlanan bir yazıda; komisyonun eylemi Hizbullah’ın gerçekleştirdiğine ilişkin bilgilere ulaştığı belirtilmişti. Keza derginin bu bilgiyi komisyon üyelerinin telefonlarını dinleyen İsrail’den aldığı da gündeme gelmişti.

Bunun üzerine Hizbullah yetkilileri Saad Hariri’yi üyeleri hakkında soruşturma açması halinde “o elleri keseriz” biçiminde tehdit etti.

Hizbullah; Lübnan’daki en önemli silahlı güç ve Lübnan devletinin etkili bir ordusu bulunmuyor.

Dolayısıyla bir yanda büyük bir silahlı güce sahip ve açıklanacak rapora göre suçlu gösterilen Hizbullah ile diğer yanda seçmen desteğine sahip olmakla birlikte babasının katillerini yakalamak durumunda olan, ancak suçluyu yakalayacak güçten uzak bir orduya sahip Başbakan Saad Hariri.

Raporun beklendiği gibi açıklanması halinde Hizbullah’ın güç kullanması sonucu ülkede iç çatışma yaşanması ve bölgenin de bu durumdan olumsuz etkilenmesi söz konusu olacak.

Bu nedenle aylardır Suudi Arabistan, Suriye ve Türkiye’nin içine dahil olduğu bir çaba söz konusu. Hizbullah frenlenmeye çalışılırken, Saad Hariri’nin bu ortamı yumuşatacak bir tutum izlemesi, daha doğrusu işin üstünü örtmesi bekleniyor.

Saad Hariri de bir yandan kendi geleceğini düşünürken, diğer yandan da babasını katledenleri sineye çeken biri olmak durumuna da düşmek istemiyor. Kısaca ne yapacağını bilemiyor ve olası gelişmelere karşı belli çevrelerin arkasında olduğu kanısını yaratma telaşında.

Bu noktada işin bir başka boyutu daha var. Bilindiği gibi Hizbullah, İran’a yakın bir örgüt. İran bölgedeki önemli bir müttefiki olan Hizbullah’a sahip çıkmak ve onu yedirmek niyetinde değil.

Nitekim geçtiğimiz Ekim ayı içinde Lübnan’ı ziyaret eden Ahmedinecad Hizbullah tarafından görkemli bir şekilde ağırlandı, ülkenin güneyindeki bir kasabada 15 bin kişiye hitap etti ve İsrail ile ilgili ağır ifadeler kullandı.

Ahmedinecad’dan hemen sonra, bizim Başbakanın gezisinin de benzer özellikler taşıması dikkate değer nitelikte.

Bizim Başbakan ise ülkenin Kuzeyindeki bir kasabada 20 bin kişiye konuştu ve o da İsrail’e veryansın etti.

Gerek Ahmedinecad ve gerekse Erdoğan’ın peş peşe yaptıkları Lübnan ziyaretlerindeki ortak nokta; Lübnan’da iç çatışma olmaması yönündeki temennileri ile İsrail’e yönelik sözleriydi. Ancak iki gezinin farklı olan yanı ise ülke içindeki iki ayrı dinamikle kurdukları birlik görüntüsüydü.

İran Hizbullah’ın, Türkiye ise batı yanlısı Hariri’nin yanında olduklarını göstermek ister gibiydiler.

Belki sadece görüntü de olsa, Hariri ailesi Türkiye Başbakanının arkasında olduğu imajını yaratmış oldu. Keza Türk tarafı da bu imajı pekiştirmekte pek sakınca görmedi.

 

Başbakanın Lübnan gezisi bir iç savaş yaşanmaması için gösterilen çabaya dönük ise ortada takdir edilecek bir durum vardır.

Ancak eğer bu gezi ülke içindeki taraflardan birine arka çıkma anlayışının ürünü ise, füze kalkanı için atılan imza farklı anlamlar kazanmaya başlar.

Düşünün füze kalkanı anlaşmasından sonra hiç istemesek de olası bir iç çatışmada taraf olunması demek; uzun vadede Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmek demektir ki, bu durum Türkiye’yi, ABD ve İsrail’in ateşe uzattığı maşa konumuna sokar.

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.