MEMUR YATAĞA KİMLE GİRECEK?
Geçenlerde referandum kapsamında Hatay mitinginde konuşan Başbakanın gözüne bir pankart takıldı. Pankartta; “Nikâh masasında bile bu kadar iştahla ‘EVET’ dememiştik” yazılıydı.
Pankart; Eğitim-Bir-Sen Hatay Şubesinin binasından sarkıtılmıştı. Başbakan Erdoğan pankartı görünce oldukça keyiflendi ve “Bu arkadaşlar çok zeki, 12 Eylülde nikâh masasına oturacağız. Milletin anayasasıyla kim nikâh ahdetmez” dedi.
Pankartı açan ve bu övgü dolu sözlere muhatap olan sendika üyesi öğretmenler, Başbakana sevgiyle el salladılar.
Gerçekten bu sendika üyesi memurlar zeki mi? Keza nikâh masasındaki iştahlı bir evet sonrası, kiminle yatağa gireceklerini biliyorlar mı?
Yeni anayasa değişikliğindeki bir madde memur sendikalarına toplu sözleşme hakkı verilmesiyle ilgili. Hükümet ile memurlar arasında anlaşma olmazsa, uzlaştırma kurulu yargı yolu kapalı olan bir karar verecek.
Getirilmek istenen düzenlemede grev hakkı yok. Grev hakkını sonradan vereceğiz yaklaşımı; seçim öncesi milletvekili adayının kapağını verip, tencereyi seçim sonrasına bırakmasına benziyor.
Aslında bu madde anayasa değişikliğine ileride yapılacak işçi-memur ayrımının kaldırılması operasyonuna zemin hazırlamak üzere konmuştur. Memurlara bir hak gibi verilen toplu sözleşmenin ne gibi tuzak içerdiğini son bölümde belirteceğiz.
Anayasa değişikliğinde memurlar açısından üzerinde duracağımız ikinci husus 11. maddeyle getirilmek istenen düzenlemedir. Madde; “Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz” biçimindedir.
Hukukçu olmayanlar açısından özetlemek gerekirse; Hani her gelen iktidar partisi bir önceki iktidarın adamı sayılanları veya kendinden olmayanları görevden alır ve doğuya gönderirdi, keza bunlar da mahkemeye başvurup, yapılan atama ve görevden almanın siyasi olduğunu öne sürer ve görevlerine geri dönerlerdi ya, işte bu düzenleme ortadan kaldırılmaktadır.
Yani sadece bu iktidar değil, bundan sonra gelecek iktidarlara da, siyasi nedenle istediği kamu görevlisini yargı denetimi olmaksızın sürme özgürlüğü tanınmış olacaktır.
Yine bu yolla geçmişte yargı kararlarını uygulamadıklarından dolayı haklarında çok sayıda hapis cezası verilen ve sırf hapse girmesinler diye AKP’den milletvekili yapılan yüksek bürokratların da beraat etmeleri sağlanacaktır. (Örneğin eski Sağlık Bakanlığı Müsteşarı.)
Hani Başbakan konuşuyor ya; yahu bir valiyi görevden alıyorum, adam mahkemeye gidip karar çıkartıp geri geliyor, olur mu böyle şey, yürütmenin başı ben değil miyim diye.
Değişiklik gerçekleşirse Başbakan arzusuna kavuşacak, lakin o koltuktan indikten sonra kendi adamları da aynı akıbete uğrayacaklar.
Ne yazık ki partizanlığı mümkün olduğunca engelleyen bir düzenleme tarihe gömülmek üzeredir.
Sırf Başbakana dilediği atamaları yapmasını sağlamak için Türkiye’deki milyonlarca memur bir gün kendilerine lazım olacak yasal korumadan yoksun bırakılmak istenmekte ve bu durum özgürlükçü anayasa olarak sunulmaktadır.
Özgürlük tanımlaması bir açıdan doğru: Memuru sürme özgürlüğü.
Kamu görevlileriyle ilgili üzerinde duracağımız son konu ise Başbakanın bir süredir dile getirdiği işçi-memur ayırımının kaldırılması girişimidir. Buna gerekçe olarak AB uygulamaları gösterilmektedir. Bu proje için de Anayasa değişikliği beklenmektedir.
Memleketimizde memurlar için, bir kez devlete kapağı attılar mı yan gelip yatarlar, bir yığın işsiz varken hem rüşvet yerler ve hem de geçinemiyoruz derler anlayışı vardır.
Nasıl yargıda değişiklik yapmak için yıllardır yargı kötülenmiş ise, bundan sonra da yukarıdaki toplum algısı kullanılarak memur yapısı kötülenecek ve yeni bir operasyon ortamı yaratılacaktır.
Zira bu anayasa değişikliğinin temel amaçlarından biri de Türkiye’yi yenidünya düzenine uyumlaştırmaktır. Çünkü bağımsızlıktan yana olan, milli duyguları gözeten, dayatmalara karşı onurlu duruş sergileyen kamu kurumları ile görevlileri bu projeye uygun düşmemektedir.
Anayasa değişikliğinin geçmesi halinde işçi-memur ayrımını kaldırıyoruz, toplu sözleşme hakkını verdik, işçi olunca grev hakkınız da gerçekleşmiş olacak, bunu AB müktesebatı kapsamında yapıyoruz denerek memurluk işçi statüsüne dönüştürülecek ve memurların emekliliğe kadar süren iş güvenceleri tarihe karışacaktır.
Bu yolla iktidarlara istediği kamu görevlisini tasfiye olanağı yaratılacaktır.
Keza yargı tarafından yerindelik denetimi yapılamayacağından, tasfiye kararları yargıdan dönmeyecek ve Anayasa Mahkemesinin yapısı değişeceğinden bu düzenlemenin anayasaya aykırılığına da dur denmeyecektir.
Bu küresel bir projedir. Yakın zamanda aynı uygulama Sırbistan’da denenmiş ve iktidarın hoşuna gitmeyen kamu görevlilerinden 1/3’i işlerinden olmuşlardır.
İşte böyle iştahlı memurlar; nikâh masasına giderken gelinin methedilen yüz güzelliği yerine iç güzelliğine bakın ve sizi zeki bulanların gazına da aldanmayın!
