Günlük yaşamda çoğu zaman "alışkanlık" olarak adlandırılan uyuşturucu ve sanal bahisin ilerleyen süreçte bireyin kontrolünü aştığı, önlem alınmadığı takdirde sağlık, aile ve toplumsal yaşam üzerinde kalıcı etkiler bırakabilen bir bağımlılık tablosuna dönüşebildiği bildirildi.
Kullanım veya davranışın giderek artması, bırakma girişimlerinin başarısız olması ve olumsuz sonuçlara rağmen devam edilmesiyle belirginleşen bu tablonun bağımlılığın bireysel bir tercih olmaktan çıkarak çok boyutlu bir sağlık sorununa dönüştüğünü ifade eden uzmanlar, bağımlılık sürecinde kişinin yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal ve sosyal açıdan da ciddi kayıplar yaşayabildiği yönünde uyarılarda bulunuyor.
Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Dr. Gökhan Umut, AA muhabirine, kişinin planladığından daha fazla ve daha uzun süre madde kullanmasının, bırakmak istemesine rağmen sonuç vermeyen girişimlerde bulunmasının ve maddeyi temin etme, kullanma veya etkilerinden kurtulmak için aşırı zaman harcamasının bağımlılığın temel göstergeleri arasında yer aldığını söyledi.
Madde kullanımının çoğu zaman kontrol edilebileceği düşüncesiyle başladığını belirten Umut, "Aslında amaç ilk zamanlarda eğlence amaçlı kullanmaktır fakat daha sonrasında artan kullanımlarla birlikte madde bağımlılığı kaçınılmaz hale gelmektedir." dedi.
Umut, gençlerin madde bağımlılığı noktasında daha büyük bir risk altında olduğunu, bu riskin gençlerin beyin gelişimlerinin devamı nedeniyle oluştuğunu ifade ederek, "Özellikle öz denetimi sağlayan, akıl yürütme, yargılama gibi işlevlerden sorumlu olan ön beyin bölgesi daha henüz gelişimini tamamlamamış durumdadır. Bir de bunun dışında limbik sistem dediğimiz duygusal sistemin de daha önce gelişimi tamamlaması nedeniyle gençler bu maddelere maruz kaldığında 'hayır' deme şansları daha azalıyor ve dürtüsel olarak davranışla madde kullanımına başlayabiliyor." diye konuştu.
Alkol ve madde kullanımının ailede kabul gören bir davranış olması halinde gencin de bunu sürdürme olasılığının daha yüksek olduğuna dikkati çeken Umut, aynı zamanda ailede çatışma, ihmal, istismar ya da tutarsız bir ebeveynlik durumunda gençlerin sıkıntılı duygulara baş etmek için madde aramalarının karşılarına çıktığını vurguladı.
Umut, sosyal medyanın da bağımlılık açısından önemli bir risk alanı haline geldiğini, içerik üreticilerinin alkol ile madde kullanımını eğlenceli ve olumlu bir çerçevede sunmasının çocuklar ve ergenlerce risklerinin yeterince algılanmamasına yol açabildiğini anlattı.
"Madde kullanımının kronik beyin hastalığı olduğunu söylüyoruz"
"Bağımlılık bir irade zayıflığı mı, yoksa hastalık mı?" sorusunu da cevaplayan Umut, "İrade ilk zamanda 'hayır' derken olması gereken bir şey fakat biliyoruz ki maddeye 'evet' dedikten sonra tekrarlayan kullanımla beyinde birtakım kimyasal ve fizyolojik değişiklikler ortaya çıkıyor. Ortaya çıktığı zaman da biz artık madde kullanımının kronik bir beyin hastalığı olduğunu söylüyoruz." değerlendirmesini yaptı.
Umut, bağımlılık tedavisinin kullanılan maddenin özelliklerine göre planlandığını, yoksunluk belirtilerine yol açan maddelerde bu süreci hafifletmeye yönelik ilaç tedavilerinin uygulanabildiğini söyledi.
Tedavide bireysel psikoterapiler, grup terapileri ve rehabilitasyon dönemlerini kapsayan psikososyal tedavilerin de sürecin temel unsurları arasında yer aldığını dile getiren Umut, tedavinin gönüllülük esasına dayandığını, kişinin yaşam biçimini değiştirmesinin, madde kullanılan ortamlardan ve arkadaş çevresinden uzaklaşmasının sürecin en zor ama en kritik aşamalarından biri olduğunu aktardı.
Başhekim Umut, bu tedavide kişinin yaşam şeklini değiştirmesinin ve madde kullanılan ortamdan uzaklaşması gerekeceğinin altını çizerek, "Kişi, madde kullanan arkadaşlarıyla ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi gerekecek. Gerçekten zor bir süreç ama bunlarla baş etmede destek alabileceğini de gençlerimizin unutmaması lazım." dedi.
Bağımlılık tedavisi için Sağlık Bakanlığının bünyesinde hizmet veren merkezlere başvurulabileceğini, erişkinler için eskiden AMATEM ismiyle bilinen "Erişkin Arındırma Merkezleri"nin faaliyet gösterdiğini, çocuk ve ergenler için ise "Çocuk ve Ergen Arındırma Merkezleri"nin bulunduğunu belirtti.
Umut, bu merkezlerde hem ilaç tedavilerinin hem de psikoterapi uygulamalarının yürütüldüğünü, bağımlılıkla mücadelede sivil destek mekanizmalarının da önemli yer tuttuğunu aktararak, "Bağımlı kişiler, Yeşilayın YEDAM Bağımlılık Danışma Merkezlerine başvurabilirler. Adsız Alkolikler, Adsız Narkotikler gibi yardım kuruluşları var. Bunlar da seçenekler. Hayata bağlı kalın, maddeye değil." şeklinde konuştu.

"Ülkemizde her 10 kişiden birinin kumarla temas ettiği bilgisini edindik"
Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Merih Altıntaş ise Türkiye ve dünyada kumar bağımlılığının giderek yaygınlaştığına dikkati çekerek, bu durumun artık toplumsal bir alarm niteliği taşıdığını vurguladı.
Yeşilayca hazırlanan rapora işaret eden Altıntaş, "Bugün ülkemizde her 10 kişiden birinin kumarla temas ettiği bilgisini edindik. Bu şu demek: Yani evet bir temas olmuş, bir başlangıç var ama bunun kumar bağımlılığına doğru evrilme ihtimali de çok yüksek. Bu açıdan kesinlikle toplumsal olarak bunun farkında olmamız gerekiyor. Aynı şey dünya için de geçerli. Özellikle kumar oynama yaşı çok düştü. Özellikle 15-25 yaş grubunda ciddi bir kümelenme var." diye konuştu.
Altıntaş, geçmiş yıllarda kumarın daha çok bayiler ve fiziksel ortamlar üzerinden oynandığını, özellikle pandeminin ardından çevrim içi kumar ve dijital bahislerin hızla yaygınlaştığını kaydederek, şöyle devam etti:
"Bugün bize olan başvuruların birçoğu aslında online kumar oynayan kişilerden oluşuyor. Bunun tehlikesi, çok daha hızlı bağımlılık yapma potansiyeli var. Çünkü herkesin elinde bugün bir akıllı telefonu ya da ulaşabileceği bazı cihazlar var. Çocuklardan tutun da erişkin yaş grubuna kadar herkes çok daha rahat ulaşabiliyor. Kumar online oynanmaya başladıktan sonra aslında daha tehlikeli bir sürece girmiştir diyebiliriz. Özellikle canlı bahisler, daha hızlı oyun, daha hızlı kazanmak, bununla ilgili hazza daha çabuk ulaşmak, bu oyunlara, bu kumara olan bağımlılığı biraz daha artırabilir."
Kumarın çoğu zaman masum bir eğlence ya da sosyalleşme aracı olarak başladığını, daha sık oynanabildiğini ve daha çok paranın ortaya koyulabildiğini anlatan Altıntaş, o zaman biraz daha riskli bir duruma gelindiğini ifade etti.
Altıntaş, bu durumun sürmesi halinde o zaman kumar bağımlılığına doğru evrilebileceğine işaret ederek, bağımlılık olduktan sonra mücadele edecek durumların biraz daha zorlaşabildiğini dile getirdi.
Oyundan kumara geçişin son derece hızlı gerçekleştiğine dikkati çeken Altıntaş, bunun özellikle çocuk yaş grubu açısından büyük bir risk oluşturduğunu vurguladı.
Bu alanda toplumsal ve kurumsal önlemlerin de hayati önem taşıdığını vurgulayan Altıntaş, "Bazı yasal düzenlemelerin, bazı kontrollerin aile, okul ve çevrede yapılıyor olması gerekli. Yasal ve yasal olmayan kumarla ilgili bazı vurgular var. Kumar kumardır, hangi şekilde oynanırsa oynansın. İster online, ister bayiden oynansın, her şekilde bizi o bağımlılık sürecine götüren bir yolun başlangıcıdır." değerlendirmesini yaptı.
Özellikle çocukları hedef alan ya da dolaylı olarak etkileyen içeriklere karşı daha sıkı denetim mekanizmalarının devreye sokulması gerektiğini ifade eden Altıntaş, kumar reklamlarının kontrol altına alınmasının ve çocukların oynadığı dijital oyunların içeriklerinin yetkili kurumlar tarafından denetlenmesinin politika yapıcılara yönelik önemli mesajlar içerdiğini söyledi.
"Zaman kaybetmeden bir an önce başvurmak önemli"
Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Altıntaş, şu uyarılarda bulundu:
"Özellikle Yeşilayın danışmanlık merkezleri, psikiyatri klinikleri, ruh sağlığı hastaneleri, alkol madde tedavi merkezleri gibi birçok alanda bu konuda hizmet veren profesyoneller var. Zaman kaybetmeden bir an önce başvurmak ve tedavi sürecine başlamak süreci çok olumlu bir şekilde götürüyor. Bunun bir hastalık olduğunu bilmek ve zaman ne kadar erken olursa o kadar karlı olacağını unutmamak gerekir."
AA