12 Haziran 2026
Altın 6250.18
BIST 13984.64
Dolar 46.2582
Euro 53.5901
Sterlin 61.7962
Ankara 30°C

Diğer Yazılar

NEDEN ADAY OLDUM?

NEDEN ADAY OLDUM?

12 Haziran 2011 günü yapılacak seçimde, Cumhuriyet Halk Partisinden ve Muğla İli kontenjanından milletvekili aday adayı oldum. Geçenlerde bir arkadaşım “Seni biz biliyoruz da, toplum bilmiyor. Adaylar ekran ekran dolaşıyorlar. Lakin sen sığınağından bir türlü çıkmıyorsun” deyince, bugün yaptıklarımdan bazılarını dile getirmeye karar verdim.

Aslında öğünmeyi, yaptıklarıyla sürekli kamuoyunun gündeminde olmayı sevmem. Kaldı ki ben işimi yapayım, takdir edecek biri bulunur diye düşünürüm.  Bu yüzden topluma hiçbir şey vermediği halde ekranları ve gazete sayfalarını işgal edip, önemli adam kesilen şovmenler gibi görünmek istemediğimden çok sayıda televizyon programı davetini geri çevirdim.

Lakin artık siyasi bir kimliğim var ve vatandaşlar oy verecekleri kişiyi daha yakın tanımalılar düşüncesinden yola çıkarak, sizleri biraz geriye götürmek istiyorum.

Yıl 2003 ve Neşter 2 operasyonuna hazırlanıyoruz. Aslında soruşturmanın konusu başka bir olay ama dinlediğimiz telefon görüşmelerinden, ülkemizdeki önemli bir holdingin özelleştirme aşamasında olan Telekom’a talip olduğunu öğreniyoruz. Bu holdingin iki üst yöneticisi arasında gerçekleşen görüşmede Telekom’un o anki % 50’lik değerinin 2,5 milyar dolar olduğu saptaması yapılıyor.

Özal zamanında 40 milyar dolar değer biçilen bir kurumun, bu fiyata satılır duruma gelmesi dikkatimizi çekiyor ve konuya önem vermeye başlıyoruz.

Sonunda meseleyi anlıyoruz: Telekom ile cep telefonu firmaları arasında sözleşmeden kaynaklanan bir ihtilaf var ve o zaman devletin elindeki Telekom, GSM firmalarından 2 milyar dolar alacaklı. Keza bu alacak konusunda kesinleşmiş bir yargı kararı bulunuyor. Lakin bu parayı ödemek istemeyen bir GSM firması ihtilafı bir başka mahkemede dava konusu yapıyor. Olağan halde davanın derhal reddi gerekiyor. Zira ortada aynı konuda kesin bir hüküm var. Ancak GSM firması yetkilileri istedikleri kararı çıkarmak için davaya bakan hâkimleri, bazı yüksek yargıçlar aracılığıyla tehdit ettiriyorlar. Yoğun trafik içeren bir süreç sonrası yerel mahkemeden istenen kararı çıkartmayı başarıyorlar ve dava dosyası Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun önüne geliyor.

İşin ilginç yanı davada Telekom yüzde yüz haklı. Buna rağmen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı onaylarsa Telekom hem iki milyar dolarlık alacağından olacak ve hem de yıllar itibarıyla milyarlarca lira gelir kaybı yaşayacak.

Dolayısıyla böylesi bir ortamda kasası neredeyse tam takır olan ve geliri azalan Telekom gerçek değerinin oldukça altında bir fiyata özelleşecek duruma gelecek.

İşin bir diğer ilginç yanı ise, tüm bu ortamı yaratan GSM firması Telekom’a 2,5 milyar dolara talip olacak firma. Yani hem kuruma borcunu ödemeyen ve akabinde içi boş kurumu satın almaya niyetli olan aynı şirket!

Bu işi kotarmanın tek yolu 45 kişilik Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23 üyesini razı etmekten geçiyor ve bu üyeleri etkilemek için yoğun bir temas başlıyor. Yargıtay üyelerini tanıyan herkes devreye sokuluyor, fazla detaya girmeden söylemem gerekirse onların oyunu etkileme anlamında ne gerekiyorsa yapılıyor.

Biz de bu olguyu daha dikkatlice izlemeye başlıyoruz. Yaptığımız teknik takip sonucu her şey o kadar belli ki, her üyenin kimler tarafından hangi yöntemle bağlanacağı, kişilik yapısı ve ne yönde oy kullanacaklarını ayrıntılarıyla öğreniyoruz. Sonuçta 28 üyeyi kendi yanlarına çekmeyi başarıyorlar ve çok değil 20 gün sonra hukuk genel kurulu toplanıp, GSM firması lehine bir karar verecek.

Bu andan sonra düşünmeye başlıyorum. Neşter 2 operasyonunu 20 gün sonra yaparsam, kimsenin ruhu duymaz, lakin devletin milyarları gider. Bu arada muhalefet, Telekom’u ucuza peşkeş çektiler diye biraz bağırır çağırır o kadar.

Yok! Eğer operasyonu 20 gün içinde yaparsam bu kez de yüksek yargıdaki en güçlü lobi ile büyük medya gücüne sahip iki holdingi karşıma alacağım, mesleki kariyerim bitecek, sürgün yiyeceğim, tehditle dolu bir yaşamım olacak. Bir memur çocuğu olarak ve tırnaklarımla kazıya kazıya geldiğim noktada her şeyimi kaybetmem olası. Yaptığım özveriyi, gösterdiğim cesareti, göze aldığım zorlukları ve o ana kadar nasıl çabaladığımı kimse görmeyecek. Aferin, helal olsun diyen de çıkmayacak, güç günlerimde ailem dışında arkamda olan da.

Evet! O günlerde çok düşündüm. Menfaat için başkasının bir bardak suyunu bile içmediğim aklıma geldi. Babamın ölene kadar tekrarladığı “daima dürüst ol” telkinleri de kulaklarımdan hiç çıkmadı.

Hani derler ya, her kamu görevlisinin bir fiyatı vardır, burası Türkiye, boş ver, her şeyi kafaya takma, bu düzeni sen mi değiştireceksin, bak millet nasıl yolunu buluyor diye, o sözleri de anımsadım.

Sonuçta kararımı verdim. Bir hukuk adamının hukuk formasyonu gelişmeyebilir, yasaları yeterince takip etmeyebilir, ön yargılı olabilir, çevresinden fazlaca etkilenebilir, güçten korkabilir, gelecek kaygısı taşıyabilir, lakin o hukuk adamında hatta bir insanda en azından tek bir şey var olmalıdır: VİCDAN

Kimse aferin demese de, kahraman yerine konmasam da, her şeyimi kaybetsem de, bende her daim kalacak olan vicdanım, Cumhuriyetin en önemli kazanımlarından biri olan Telekom’un soyulmasına izin veremezdi.

Operasyonun düğmesine bastım. Olay medyaya intikal etti ve gerçekler ortaya çıktı. 20 gün sonra toplanan hukuk genel kurulu 1’e karşı 44 oyla Telekom’u haklı buldu. O 28 üye işin renginin böyle olduğunu bilmiyorduk demeye başladılar. GSM firmaları bu kurumumuza 2 milyar dolar ödemek zorunda kaldı. Taraflar arasında yeni sözleşmeler yapıldı ve Telekom’un kasasına para akmaya başladı. 2.5 milyar dolar değer biçilen Telekom’un % 51’lik hissesi 6,5 milyar dolara satıldı. Bizim operasyon sayesinde kasası dolan Telekom’u satın alanlar üç yıllık kazançla 6,5 milyar dolar borcu kolayca ödediler.

Belki anımsarsınız, Telekom’un özelleştirileceği günlerde kasasında 1,5 milyar dolar para vardı ve Deniz Baykal, bu paranın Telekom’u satın alacak şirkete verilmemesi gerektiğini ısrarla vurguluyordu. İşte bu para, ben ve değerli ekip arkadaşlarımın çabasıyla o kasaya girmişti.

Bana ne oldu diye sorarsanız, bu operasyonun hemen akabinde kızağa çekildim. Sonra meslekten atılmam için bir hayli uğraşıldı. Gerekçe neydi biliyor musunuz; bu olayı basına sızdırmak. Önce Gaziantep’e, sonra Mardin’e ve en nihayet Erzurum’a sürülmem için girişimler yapıldı. Bereket vicdanı olan yüksek yargıçlar da vardı ve sayelerinde Ankara’da kalabildim. Ama mesleki kariyerim bitti.

Ulaştırma Bakanının bir sohbet sırasında “Allah o savcıdan razı olsun, sayesinde Telekom’u kurtardık” dediğini aktardı birileri, ancak yanıma gelip bir teşekkür eden bile olmadı. Zira bu memleketin namuslu bir insanıydım, ama onlardan değildim.

Dürüst geçinen, kapalı kapılar ardında methiyeler düzen hukuk adamları, bana yapılanlar karşısında kafalarını kuma gömdüler. İş öyle noktalara vardı ki, büyükler kızar diye çoğu meslektaşım selam vermeye korkar oldular.

Derken 2007 yılında Telekom’un özelleşmesi sırasında dönen dolaplara ilişkin bir ihbar aldım. Telekom’u satın alan yabancı firma aslında 20 yıllık kullanım sonrası kuruma ait bina ve yerleri hazineye iade etmesi gerekirken, ihale şartnamesindeki basit bir kelime değişikliğiyle Telekom’un tüm mamelekinin üstüne konuyordu. İhbarda ayrıca bu özelleştirme sırasında alınan rüşvetlerin Dubai bankalarına aktarıldığı belirtiliyordu.

Çektiklerim yetmiyormuş gibi yine vicdan galip geldi ve ihbarı deşmeye başladım. Bir telaş ki, sormayın. Bakanlığın, özelleştirmenin, Telekom’un ve yabancı firmanın yetkilileri seferber oldular. Evrak paylaşımında bu evrakı bana tevdi eden meslek büyüklerimin yukarıdan yedikleri fırçanın bini bir para..

Kurum yetkililerinin yargılanması için yasa gereği olması gereken izin iktidar tarafından verilmediğinden ve Dubai ile adli yardımlaşma anlaşmamız olmadığından evraktan adli anlamda bir sonuca ulaşamasak da, yaptığım girişim yeterince korkutmuş olacak ki, yabancı firma yöneticileri apar topar Türkiye’ye geldiler, olağanüstü toplantı sonucu o kelimenin “sehven” yazıldığı belirtilerek, sözleşme değiştirildi ve hiç değilse Telekom’un milyarlarca liralık mamelekinin 20 yıl sonra hazineye intikal edilmesi sağlanmış oldu!

Bu andan sonra iktidarı buldum karşımda, lakin yüksek yargıdakiler gibi asıp-kesmekten söz etmediler. Haklarındaki yolsuzluk dosyalarını kurcalamama olanak yaratmamak için sinsi bir yöntemle yetkisiz ve etkisiz kalmamı sağladılar. Hatta bana tahsis edilen koruma aracını bile altımdan aldılar. Koruma sayısını azaltıp, özel koruma statüsünü yakına çevirdiler. Sırf yurtdışı göreve gitmemem için uzmanı olduğum konulara ilişkin uluslararası projelerden adımı sildiler.

Sonuçta o ortamda bu mesleği sürdürmenin, savaşmanın, ülkem ve yargı için bir şeyler yapmanın anlamı kalmadığını anladım. Emekli ikramiyem, onurum ve iki ödül plaketimle evime döndüm.

Uzunca süre dinlendim, kitap okudum, anılarımı yazmayı düşündüm, derken internette yazmaya başladım. Her gün başka bir güzergâhtan evime gidip geldiğim, benim ve ailemin başıma ne gelecek diye düşünmek durumunda kaldığım o eski kasvetli günlerden uzakta, huzur içinde bir yaşamım varken, yine vicdan hınzırı ortaya çıkıverdi.

Bakmayın süslü laflar ve soytarılıklara bu güzel ülkede çoğu şey doğru gitmiyor. Gök kubbe başımıza yıkıldığında hepimiz zarar göreceğiz. Akıl dışılık, şımarıklık, görgüsüzlük ve kör edici hırsın olduğu yerde vicdan olmaz!!

İşte! Vicdan, sağduyu, akılcılık, sevgi ve saygının yeniden egemen kılınmasına katkıda bulunmak için aday oldum. Bir de savcı olarak yaptıklarımdan, milletvekili olduğumda yapacaklarımın daha iyi olacağını düşünerek..

YORUMLAR (3)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum