12 Haziran 2026
Altın 6249.77
BIST 13984.64
Dolar 46.2598
Euro 53.5565
Sterlin 62.0286
Ankara 30°C

Diğer Yazılar

ÖZERKLİK MESELESİNDE DIŞ ETKEN

ÖZERKLİK MESELESİNDE DIŞ ETKEN

 

Görünürdeki tabloyu kolaylıkla değerlendirmek mümkün ise de, demokratik özerklik talebine ilişkin olarak resmin geneline bakmanın doğru olduğunu düşünüyoruz. Bugün olayın dış boyutu üzerinde duracak ve daha sonra ise ülke içi faktörleri değerlendireceğiz.

           

            Kuzey Irak:

Kuzey Irak’taki Kürdistan Özerk Bölgesinin ABD için yaşamsal bir önemi bulunmaktadır. Buna ilişkin bazı verilere bakarsak; 1. Körfez Savaşı sonrası bölge Saddam’a yasaklanmış ve binlerce peşmerge deniz aşırı uçurulup askeri üslerde eğitilmiştir.

Keza 2. Körfez Savaşı sırasında ise işgalci güçler tarafından, Talabani ve Barzani karşıtı olan Ensar El-İslam örgütünün bölgesi yoğun bombalamaya tabi tutulmuş ve çoluk çocuk demeden binlerce Kürt birkaç gün içinde öldürülmüştür.

Buna karşın Talabani Cumhurbaşkanı yapılmış, Barzani bölge lideri haline getirilmiş, idari yapılanma ile kentlerin inşası için bölgeye dolar pompalanmış ve gelecekte kullanılmak üzere devasa havaalanı yapılmıştır.

Zira ABD, bölgeyi ön Asya politikası açısından stratejik üssü yapma arzusundadır.

Lakin ABD’nin Irak’tan tümüyle çekilmesinden sonraki en büyük korkusu güneyden Sünni Arapların ve kuzeyden de Türkiye’nin kıskacına girecek Kuzey Irak yönetiminin geleceğidir.

Bu bölgedeki terör örgütünün varlığı, Irak Türkmenlerine yönelik saldırılar ve Musul-Kerkük petrolünün cazibesi gibi nedenler olduğu sürece, Türkiye’nin Kuzey Irak’a girme olasılığı ABD için ciddi bir endişe kaynağıdır.

Öte yandan Sünni Arapların, ABD’ye işgal sırasında kucak açan Barzani ve Talabani’ye yönelik kin duyguları henüz soğumamıştır. Zira Saddam sayesinde Irak’ın etkin gücü olan Sünniler, işgal sonrası Kürtler ve Şii Arapların ardından üçüncü sınıf topluluk konumuna düşmüşlerdir. Ülkedeki zengin petrol yatakları güneyde Şii Arapların, kuzeyde ise Kürtlerin denetiminde kalmıştır.

Dolayısıyla ABD’nin bölgeden çekilmesinden sonra ülkedeki nüfuzlarını yitirmelerine neden olanlara yönelik bir intikam hamlesine girişmeleri ve kuzeydeki petrol alanlarını ele geçirmeleri güçlü bir olasılıktır.

Bu hallerde yani Kuzey Irak’ın Türkiye veya Sünni Araplar tarafından işgali durumunda ABD’nin uzun süreli yatırımı boşa gideceği gibi, aynı zamanda dünyadaki imajı da zedelenecektir.

Zira emperyalistler yeni müttefikler bulabilmek için işbirlikçilerini korumak durumundadırlar.

 

Önce Dolar, Olmadı Çuval:

Bu nedenle ABD açısından öncelikle yapılması gereken Türkiye’nin Kuzey Irak’a girme anlamında bir niyetten uzak durmasını sağlamaktır.

Bu amaçla işe ilk olarak para teklifiyle başlanmıştır. 24 Mart 2003 günü senato onayından geçen ve Türkiye adına Ali Babacan tarafından imzalanan anlaşmadaki parayla ilgili olarak masaya iki seçenek konmuştur. Ya 1 milyar dolar hibe ya da 8,5 milyar dolar kredi.

Lakin bir de koşul vardır; Türkiye paraya karşılık olarak Kuzey Irak’a hiçbir şekilde girmeyeceğini kabul edecektir. Anlaşma metni ortaya çıkınca, muhalefet tepki göstermiş ve plan işlememiştir.

Kuzey Irak’a girmeme karşılığı para teklifi işi yatınca sıra kulak çekmeye gelmiş ve Irak’ta konuşlanan özel kuvvetler üzerinden malum “çuval geçirme operasyonu” gerçekleştirilmiştir. Zira Türkiye’nin Kızılay araçlarıyla Sünni Araplar ile Türkmenlere silah sevkiyatı yaptığı yönünde iddialar vardır ve bu olgu cezalandırılmak istenmiştir.

Kısaca önce para teklifi, sonra askeri küçük düşürme girişiminin anlamı; Kuzey Irak’ta benim arzuladığım bir yapı oluşacak, engel olmaya ve burada at oynatmaya kalkma demektir.

Bu arada dikkate değer bir olay da Aralık 2007’de gerçekleşen BBG Evi operasyonudur. Askerin en az 1 yıl kalacağı belirtildiği halde Kuzey Irak’a girilip çıkılması bir olmuştur. Belli ki ABD, Türk ordusunun bölgede fazlaca kalmasına tahammül edememiştir.

Aynı dönemde terör eylemlerinin arttığını, her gelen şehit ve terör örgütü üyelerine ait cenazelerin ülkenin farklı yerlerinde farklı duygu ve düşmanlıklar yarattığını unutmamak gerekmektedir.

 

Dolar ve Çuval Sonrası:

Artan terör eylemlerinin Türkiye’yi yönetenler üzerinde yarattığı çaresizlik hali sonucu gelinen noktada planın ikinci aşamasına geçilmiş ve iki öneri ortaya çıkmıştır. Terörü sona erdirmek için; (1) Kürt açılımı yap, (2) Irak’taki özerk yönetimle iyi ilişkiler içinde ol.

Bu önerinin yapıldığı dönemde komşularla sıfır sorun anlayışındaki Ahmet Davutoğlu’nun dışişleri bakanı olması rastlantı mı bilemeyiz ancak 2009 ilkbaharından itibaren Talabani ve Barzani ziyaretleri, Mesut Ağabey muhabbeti, Kuzey Irak’ta çarşı-pazar gezileri ve konsolosluk açma girişimleri dikkat çekicidir.

Aynı yıl içinde içeriğinin ne olduğunu hala bilemediğimiz açılım sürecine başlandığını da anımsatalım.

Cumhurbaşkanının o dönemde “biz çözemezsek, başkaları çözer” cümlesi; açılımın, Türkiye’nin iç unsurlarının çabasından öte bir girişim olduğunu göstermektedir.

 

İşin Özü:

ABD; Kuzey Irak Kürt yönetimini ayakta tutmak istemektedir.

Iraklı Kürtler ile Araplar arasındaki ilişki kan davası boyutunda olduğundan, bu yönetimin Irak’ın toprak bütünlüğü içinde kalması da olanaksız gibidir. Öte yandan denize sınırı olmayan Türkiye, İran ve Suni Araplar tarafından kıskaca alınmış bağımsız bir devletin yaşatılması sorunlu olacaktır.

O halde en uygun çözüm bu yapıyı Türkiye’ye yamamaktan geçmektedir. Örneğin Kuzey Irak, Türkiye’nin yeni Kıbrıs’ı olabilir. İşin havucu, Kuzey Irak’ı Türkiye için bir pazar haline getirmektir.

Böylesi bir halde Kuzey Irak yönetimi varlığını sürdürecek ve aynı zamanda da Türkiye’nin garantörlüğü sayesinde Sünni Arapların saldırısından korunmuş olacaktır.

Lakin bu noktaya gelebilmek için bir sorunun giderilmesi gerekmektedir. O da Türkiye’nin baş belası konumundaki terörü sonlandırmak. Zira gerek ABD ve gerekse Barzani yönetimi Irak topraklarına Türk askerinin girmesini istemediği gibi, terör örgütüyle çatışarak çözüme katkı yapma niyetinde de değildir.

Yapılması gereken Türkiye’nin terör örgütünün siyasallaşması için girişimde bulunmasıdır. Ağır aksak başlasa da açılım bu amaçla gündemdedir.

Nihayet bir sorunun daha halledilmesi gerekmektedir. Düşünün Türkiye’ye kenardan bağlı Kuzey Irak’ın özel bayrağı, kurumsal yapıları, özel güvenlik gücü, yerel önder ve yöneticileri bulunurken, birkaç kilometre ötedeki Kürtlerin böylesi bir durumdan yoksun kalmaları sürdürülebilir mi?

 Bu birlikteliğin sadece ulaşım, enerji ve ticari yatırımlara dayalı işbirliğiyle yürütülmesi mümkün değildir ve mutlak anlamda sosyal ve siyasal yansımaları da doğal olarak gelişecektir.

Böylesi bir durumda olması gereken kuzeydeki ve güneydeki Kürtlerin yönetim anlayışı bakımından uyumlaştırılmasıdır. Bunun yolu da çıtası yüksek bir özerklikten geçmektedir.

Bu durumda hem Kuzey Irak yönetimi Türkiye tarafından kolaylıkla hazmedilebilecek ve hem de iki parça arasındaki entegrasyon sürecinin hızlanması sağlanmış olacaktır.

Peki! Gelinen noktada dışarının isteğiyle, Kürt siyasetçiler arasındaki düşünce örtüşmesi ortak hareketin varlığını mı göstermektedir?

Bu sorunun yanıtı hem evet, hem de hayırdır.

Zira demokratik özerklik talebini hararetle savunanlar içinde yer alan bazı Barzaniciler ile sık sık Kuzey Irak ziyaretleri yapanların, olaya ABD gözlüğünden baktıklarını düşünmek mümkündür.

Buna karşın BDP içindeki önemli bir kesim ise, küçük burjuvalardaki klasik düşünce hastalığının sonucu olarak küresel niyete hizmet eder duruma düşmektedirler.

Dolayısıyla olayın son Demokratik Toplum Kongresine bildiri sunan birkaç gencin hayalci düşüncelerinin dışında anlamı vardır. Dış etken göz ardı edilerek yapılan değerlendirmeler meseleyi hafife almak demektir.

Bir yandan biz ayrılmak istemiyoruz ki söylemleri, diğer yandan tek bayrak, tek millet, tek devlet sloganları olayın bütününü kavrama yoksunluğunun en önemli göstergesi olarak karşımızdadır.

Sonraki yazılarımızdan birinde olayı AKP, CHP, BDP ve PKK gibi ülke içi dinamikler açısından değerlendireceğiz.

Ancak güncel olması nedeniyle bir sonraki yazıyı tutukluların tahliye edilmesinde suç kimin konusuna ayırdık.

Salı günü görüşmek üzere..

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.