Gezi Parkı eyleminin benzeri yok

Sosyal medya uzmanı Çelik, Gezi protestolarını “Çok farklı gruplar sosyal medya üzerinden bir araya gelerek ‘Ben de varım ve daha fazla baskı istemiyorum’ diyerek artan otoriteryanizme başkaldırdı" diye değerlendirdi.

"Gezi Parkı Eyleminin Bir Benzeri Yok"

Sosyal Medya Uzmanı Çelik, Gezi protestolarını “Çok farklı gruplar sosyal medya üzerinden bir araya gelerek ‘Ben de varım ve daha fazla baskı istemiyorum’ diyerek artan otoriteryanizme başkaldırdı! Kimse sistem değişikliği istemiyor. Bu herkesin ‘Yeter’ dediği bir manya hali” diye değerlendirdi.. ŞENAY YILDIZ/AKŞAM GAZETESİ

Türkiye günlerdir Gezi Parkı’nda başlayıp Türkiye geneline hatta yurtdışına sıçrayan protesto eylemlerini tartışıyor. Bu eylemlerin temel örgütlenmesi sosyal medya üzerinden yapılıyor. Öyle ki, uluslararası medyaya bile fotoğraf ve videolarını ulaştırmayı başardılar. Türkiye gibi sivil toplum kültürünün çok gelişkin olmadığı bir ülkede yaşanan bu yeni tecrübenin arka planını Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Burçe Çelik’le konuştum:

*Gezi Parkı’nda birkaç gündür yaşananlar Türkiye’de sosyal medyanın serüveni açısından çok önemli. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu olayları?
Türkiye’nin tarihinde çok özel bir yeri var bu olayın. Maço, feminist, türbanlı, laik, solcu… birbirinden çok farklı ve hiçbir organizasyonu olmayan gruplar bir araya geldi. İşin ilginç yanı, bunların hiçbir politik sponsoru yok, yani kimse örgütlemiyor bu insanları. Kendileri sosyal medya üzerinden örgütlenip, tepki veriyorlar.

'GENÇLER KAHRAMAN'
- Bu kişilerin politik angajmanı olmadığını nasıl biliyorsunuz sosyal medya uzmanı olarak?

Birincisi, sürekli sosyal medyayı izliyorum. İkincisi, kendim de protestolara katılıyorum ve görüyorum. Hiçbir politik angajmanı olmayan öğrenciler de var içinde. Bu tamamen “Onu yaparım, bunu da yaparım” şeklindeki diktatöryel tavra karşı duyulan müthiş öfkenin dışa vurumu. Netizenlerin (internet kullanıcısı) apolitik olduğu söylenir hep ama çok kolay mobilize olup, bütün bilgiyi hızla halka yayıp, müthiş bir etkinlik gerçekleştirdiler. Bence bu işin asıl kahramanı gençler.

'POLİSMANYA HAKİM OLDU!'
- Gezi Parkı eylemi olarak başlayan gösteriler, artık bambaşka bir boyuta geçmiş durumda. Burada kritik soru şu: Bu kadar apolitik bir gençlik, birkaç günde nasıl bu kadar örgütlenip, politize oldu?

Evet, artık Gezi Parkı sembolik bir şey haline geldi. Bu işin bu kadar büyümesine polis neden oldu. Bu yaşanan şeyin adı polismanya. Manya dediğim bir delirme hali. Her şeyin polis gücüyle kontrol altına alınması, polisin orantısız güç kullanması, polisin düşman gibi davranması… Mesela Akaretler’de insanların evinin içine gaz bombası atılıyor… Polisin müdahale değil; adeta saldırıya dönüşen tepkileri bu manyaya neden oldu. Bu gençlerin politik angajmanları olmayabilir ama özgürlük isteyen, bilgiye aç, kendini ifade etmek isteyen gençleri öyle zapturapt altına alamazsınız.

- Liderliği ve kurumsal örgütü olmayan bütün olaylar gibi bu olaylar da provokasyon tehlikesine çok açık bunlar görebildiğim kadarıyla. Bu nedenle bilgi kirliliği ve vandalizm de yaşanıyor… Bu nasıl engellenebilir?
Bizim medyamız çok geniş bir yelpazede ama o kadar suskun ki, o nedenle bu olayda bildiğimiz medyanın yerini sosyal medya aldı. Evet, burada dezenformasyon ve provokasyon ihtimali çok yüksek ama enteresan bir şekilde bu dijital vatandaşlar kendi kendine örgütlenip, “Emin değilseniz, her bilgiyi yaymayın” uyarılarıyla kendi içinde kontrol mekanizması getirmeye çalışıyor. Gezi occupy (Gezi’yi işgal) Twitter’da TT (en çok konuşulan gündem) olunca, hemen arkasından AKP Gençlik Kolları da harekete geçti mesela. Burada iki alanda mücadele var: 1- İnternette 2- Sokakta. İnternette de sokakta da kendileri olayların kötüye gitmesini, yanlış bilgi yayılmasını ve vandallığı önlemeye çalışıyorlar. Vandalizm yapanlar küçük bir grup aslında ve yine gençler kendileri engelliyor bunları..

'ÖZGÜVEN KAZANDILAR'
- Bundan sonrasında ne olur peki bu mücadele alanlarında?

Çoğunlukta laik ama içlerinde türbanlı arkadaşların da olduğu çok çeşitlilik bulunan bir grup bu. Ve çok enteresan bir dayanışma yaşanıyor. Özellikle 18–30 yaş arası grubun kendine güveni geldi bu eylemle. Dayanışabileceğini ve sesini çıkarabileceğini gördü. Bunlar çok iyi internet kullanıyor, özgürlük istiyorlar, uluslararası medyaya bilgi akışı sağladılar, birkaç dilde tweet atıyorlar ve seslerini bir şekilde istedikleri yerlere duyuruyorlar.

'MEDYA NEFRET OBJESİNE DÖNÜŞTÜ!..'

- Başbakan’a soru soran Reuters muhabiri Twitter’da birkaç saatte on binlerce takipçi edindi. Bu bize ne söylüyor?
Mevcut isyan hareketi hem soysal medya hem de sokaklarda devam ediyor. Sosyal medyadaki en önemli şey çok büyük bir kızgınlık var. Bu kızgınlık birincisi Erdoğan ve AKP ile beraber Türkiye’nin otoriteryenleşmesine, ikincisi medyaya. Medyanın bu kadar suskun olması, onun da bir nefret objesine dönüşmesine neden oldu. Dolayısıyla bir gazeteci minicik bir soru sorduğunda bile, onu kahraman yapıyor. Çünkü kimse konuşmuyor. Evlerinde oturan, sosyal medyayı takip edemeyenler Halk TV’yi izliyor. O insanlar aslında sürekli CHP propagandası izlemek istemiyor. Ama diğerleri olayları vermediği için buna mahkûm olmuş durumdalar!..

- Başbakan’ın “Yüzde 50’yi evlerinde zorla tutuyoruz ” sözlerini nasıl değerlendirdiniz?
Bu daha çok bölen bir hal. Otoriteryenleşme bu insanların birleşme noktası. Sokaktaki bu insanlar zaten biliyorlar hükümetin yüzde 50 destek aldığını. Bununla ilgili sıkıntıları yok ki! Onlar “Biz de varız ve bu kadar baskı istemiyoruz!” diyorlar. Bu şekilde tırmandırmanın faydası yok, tam tersine sonuçları korkunç olur.

'SOSYAL MEDYA BAŞ BELASI'
- Başbakan “Sosyal medya baş belasıdır” dedi. Dünyada da siyasiler böyle mi bakıyorlar?  

Sosyal medya yönetenler tarafından genel olarak tehlike aracı olarak görülüyor çünkü tam olarak kontrol edilemiyor. Türkiye’de şu anda tüm bu protestoların kontrol edilmesi için internetin kesilmesi lazım. Bu mümkün olmadıkça, tamamen kontrol edilemeyecek. Bu nedenle kendisi için bir baş belası olabilir, evet. Ama unutmayalım ki, kendileri de seçim kampanyaları sırasında, AKP destekçisi gençler de sosyal medyayı kullanıyorlar. Ama tek taraflı bilgi akışı sağlayamadıkları zaman kontrol edemiyorlar ve kendileri için baş belası olabilir. Wikileaks, Pentagon’un 21’inci yüzyılın en büyük terör belasını siber terör olarak gördüğünü hatırladığımız zaman bu gözetim meselesi dünyanın her yerinde olan bir şey. İnternet dünyanın her yerinde kontrol altına alınmaya çalışıyor. Ama hiçbir gelişmiş ülkenin başkanı veya başbakanının bunu böyle söyleyeceğini düşünemiyorum. Düşünse bile böyle söylemez sanırım.

'HERKESİN ÖFKESİ FARKLI'
- Dünyadaki veya Türkiye’de daha önce yaşanmış eylemelere bakınca bununla paralellik kurduğunuz bir olay var mı? Benim pek aklıma yatmadı ama Türk Baharı gibi isimlendirmeler yapıldı, siz katılır mısınız bu değerlendirmelere? Nasıl bir eylem bu?

Hiç alakası yok. Arap Baharı sistemi değiştirmeye yönelikti, burada sistemi değiştirmeye yönelik bir şey yok. Burada temelde 2 öfke var: 1- Başbakan’ın otoriter söylemlerine karşı bir öfke. Tabii burada yekpare bir öfke yok. Kimisi alkol yasasını protesto ediyor, feministler “Bedenime de karışma, bana da” diyor, Çarşı grubunun polis saldırısına öfkesi, solcuların 1 Mayıs’la ilgili öfkesi… Bunları anti kapitalist, anti global diye etiketlemek zor. Bu doğrudan Türkiye’de giderek görünürleşen otoriteryanizme karşı bir hareket.

'SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİ İSTENMİYOR!..'
- Bu kadar farklı beklentisi olan grupların eyleminde ortak bir somut sonuç doğar mı peki? 

Bir sistem değişikliği, hükümet değişimi falan olmaz ama belki ders çıkarılır. Tüm bu insanlar “Ben yaptım, oldu” denilmesinden vazgeçilmesi için çalışıyor belki de. Eğer oraya bir polis müdahalesi olmasa bu rakam yüzlerle kalacaktı muhtemelen. Başbakan “Tüm bunları seçim propagandama koydum ve bununla oy aldım” diyor. Kendisi haklı ama mesele artık sadece Gezi Parkı değil. Başka bir öfke var ve bu CHP, TKP, BDP gibi siyasi yapılarla da ilişkili değil. İnsanlar gözaltı, gaz bombası yeme gibi çok maliyetli sonuçları olmasına rağmen bunu yapıyor. Bunlar bizim “Hep kendini düşünür” dediğimiz, bireyci bir grup. Demek ki, o kadar canına tak etmiş, “Artık yeter be!” diyor. Bu grubu birleştiren tek şey bu. Ne ABD’deki işgal hareketleri gibi anti kapitalist ne de Arap Baharı gibi sistem değişikliği arıyor. Bu herkesin “Yeter be! Artık bana böyle davranma” dediği bir manya hali.