İŞTE DÜNDEN BUGÜNE AHMET DAVUTOĞLU

Türkiye'nin yeni başbakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu'nu daha yakından tanıyalım!

Ahmet Davutoğlu, Soğuk Savaş sonrasında Türkiye’nin izlemeye başladığı ‘yeni dış politika’nın hem mimarlığını hem mühendisliğini yaptı.

Bu yeni dış politikayı Merkez Ülke, Çok Boyutlu ve Çok Kulvarlı İlişkiler, Özgürlük-Güvenlik Dengesi, Komşularla Sıfır Sorun, Ritmik Diplomasi gibi genel prensipler üzerinden yürüttü.

2002 yılında iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti / AKP) perde gerisinde duran kilit isimlerinden biriydi. Bu kilit rol kendisini AKP iktidarının ilk yıllarında özellikle Kıbrıs ve Irak dosyalarında net biçimde gösterdi.

‘Arka oda’daki danışman bütün kritik kararların perde arkasındaki isimdi. The Economist dergisi 2007’de Davutoğlu’nu “eminence grise” (perde arkasındaki güç) diye nitelendirmişti.
‘Davutoğlu Etkisi’nin dış politika alanıyla sınırlı olmadığı sonraki yıllarda daha net biçimde anlaşılacaktı.

1 Mart tezkeresine karşı çıkışı, Büyük Ortadoğu Projesine mesafeli yaklaşımı onu zaman zaman Başbakan Tayyip Erdoğan ile ayrı düşürdü ancak Erdoğan onunla çalışma kararından vazgeçmedi. Gerek danışmanlık yaptığı yıllarda gerekse dışişleri bakanlığı döneminde ağır eleştirilere ve suçlamalara mâruz kaldığı dönemlerde Erdoğan hep arkasında durdu. “Üç beş ay, bilemediniz bir iki yıl için” taşındığı Ankara’dan on yılı aşan bir zamanda çıkamamış olmasının arkasında yatan ve en sonunda danışman olarak başladığı görevin parti liderliğine ve başbakanlığa doğru yol almasının arkasında bu güven ilişkisi yatıyor.

Davutoğlu’na telefon edip onu Ankara’ya çağıran kişi Abdullah Gül’dür. “Onu siyaset ve devlet hayatına ben kazandırdım” derken doğru söylüyordu. Davutoğlu, Erdoğan ile Gül ile önceden tanışıyor, görüşüyordu. Ama onu Ankara’ya ‘göreve’ çağıran Gül idi.

Erdoğan-Gül-Davutoğlu üçgenindeki güven ilişkisi AKP iktidarının ilk yıllarından başlayarak sarsılmadan devam etti. Sadece ‘başdanışman’ sıfatını taşıdığı dönemde bile bir ‘danışmanın çok ötesinde’ etki yaratabilmesinin arkasında bu ‘üçlü uyum’ vardı.

Davutoğlu’nun hayattaki en büyük şanslarından biri de burada ortaya çıktı. Strateji ve dış politika hakkındaki görüşleri hayata geçebilmişse bu, AK Parti’nin 2002, 2007 ve 2011 yıllarındaki seçim zaferleri sayesinde oldu. Bu partinin arkasındaki kamuoyu desteği ve Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’ın bu görüşlerin hayata geçişindeki siyasi iradeleri Stratejik Derinlik’teki görüşlerin hayata geçmesini sağladı.

İddialı bir danışman

Davutoğlu’nun görüşleri tarih-coğrafya bilinci ekseninde belirlenmiş iddialı görüşlerdi. “İddialı konuşan” bir ‘danışman’ ve ‘dışişleri bakanı’ydı. “Bu bölgede düzen kurma misyonu bizimdir” gibi iddialı ifadeler kullanmaktan çekinmedi. ‘Hayalcilikle’, ‘Türkiye’nin eksenini değiştirmeye çalışmakla’, ‘Batı karşıtlığı’yla ‘İran yanlısı’ olmakla suçlandı. Bu eleştirilere, “İddialı olmak zorundayız, iddialı olmazsak bu coğrafyada tutanamayız” cevabını verdi.

Davutoğlu için Cumhuriyet tarihinin, icraatları ve söylemleri en çok tartışılan, hem takdir edilen hem eleştirilen Dışişleri Bakanı olduğu söylenebilir.

Davutoğlu’nun, uluslararası sistemin sancılı bir değişim sürecinden geçtiği bir dönemde Türk dış politikasını oturttuğu bu yeni çerçeve, gerek yurt içinde gerek yurt dışında birbirinden farklı değerlendirmelere konu oldu; kimi zaman ağır eleştirilere uğradı, kimi zaman takdir edildi.

Davutoğlu’nun dış politika vizyonu, Türkiye’nin yalnızca siyasi değil ekonomik ve kültürel alanda da hem bölgesel hem de küresel çapta yeni ilişkiler kurmasını öngörüyordu. Bu bağlamda, Latin Amerika’dan Afrika’ya uzanan çok geniş bir coğrafyada yeni diplomatik temsilcilikler açılması, birçok ülkeyle yeni ticaret anlaşmaları imzalanması ve vizelerin kaldırılması, Davutoğlu’nun dış politikasının en etkili hamlelerindendi.

Türkiye’nin uluslararası meselelerde aktif bir siyaset izlemesi ve özellikle nüfusu Müslüman olan ülkelerle çok güçlü ilişkiler kurması, ABD ve Avrupa Birliği’ndeki çevrelerden Davutoğlu’na, ‘Eksen Değişikliği’ arayışı, ‘Yeni Osmanlıcılık projesini’ hayata geçirme çabası olarak görülüp eleştirildi. ‘Eksen Değişikliği’ argümanı üzerinden yöneltilen eleştiriler 2003 başından 2010 yılının sonlarına kadar yakasını bırakmadı.

İstanbul’a dönüş kararının ertelenmesi

2007 yılına gelindiğinde Ankara yıllarını geride bırakıp İstanbul’a dönmeye hazırlanıyordu. Yeniden akademiye ve öğrencilerine dönecekti. Ama hayat onun planladığı gibi akmadı. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşanan gerilimler, askerlerin 27 Nisan bildirisi, Hakkari’ye bağlı Dağlıca Köyü’nde konuşlu Türk Silahlı Kuvvetleri Komando Taburu’na 21 Ekim 2007′de düzenlenen saldırından sonra Irak merkezli gelişmeler ve ardından 2008 yılı başında AK Parti hakkında açılan kapatma davası üzerine “mücadeleye devam” kararı verdi.

AK Parti’nin 2009 yılında yapılan kongresinde Merkez Karar Yönetim Kurulu’na girdi. Bülent Arınç ile birlikte delegelerinin verdiği geçerli bin 243 oyun tamamını alan iki isimden biriydi.

1 Mayıs 2009’da yapılan kabine değişikliği sırasında Ali Babacan’ın yerine dışarıdan atamayla Dışişleri Bakanlığı makamına getirildi. Haziran 2011′daki genel seçimde, AKP listesinden Konya milletvekili seçilerek parlamentoya girdi.

AKP’nin elde ettiği yüzde 50′ye yakın oy oranıyla büyük bir zafere imza attığı bu seçimden sonra kurulan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki 61. Cumhuriyet Hükümetinde de Dışişleri Bakanlığı koltuğunu korudu.

Arap Baharı ve Davutoğlu

Davutoğlu eliyle yürütülen dış politika Arap Baharı’na daha ilk gününden itibaren destek verdi. Arap Baharı’nı Ortadoğu’da halkların diktatörlüklere isyanı, kendi yöneticilerini kendi özgür iradesiyle seçme talebi, özgürlük ve refah arayışı olarak gördü ve destekledi. Bu sebeple farklı ülkelerde dile getirilen bu taleplere bu perspektiften yaklaştı.

Türkiye, bu dönemde Mısır’da ülkenin tarihinde ilk kez seçimle iktidara gelen Muhammed Mursi’ye tam destek verdi. Hüsnü Mübarek’e ‘artık çekil’ çağrısının yapılması dış politikada o zamana kadar alınan en riskli kararlardan biriydi. Erdoğan’ın ağzından yapılan bu çağrı Kahire’de Tahrir meydanındaki yüzbinlerce Mısırlı tarafından canlı olarak izlenmişti. Türkiye’nin seçilmiş yönetime destek politikası Mursi’nin darbeyle devrilmesinden sonra da devam etti ve darbeci yönetimle ilişkiler Mübarek dönemindeki gibi olmadı.

Özellikle 900 kilometrelik sınırı paylaştığı Suriye rejimini çok önceden bu taleplere sessiz kalmaması için uyarmaya başladı. Hem Erdoğan hem Davutoğlu, Beşşar Esed’i halkın reform taleplerini kulak ardı etmemesi için sekiz ay çaba harcadı. Bu süreçte en kritik görüşme Davutoğlu ile Esed arasında 9 Ağustos 2011′de yapılan 6.5 saatlik görüşmeydi.

O görüşme de sonuçsuz kalınca ipler koptu, Suriye’deki isyan dalgası iyice büyüdü. İsyanla birlikte rejimin karşı saldırılarıyla Suriye bir iç savaşa sürüklendi, ülke kan gölüne ve harabeye döndü. Milyonlarca Suriyeli ülkesine terk etmek zorunda kaldı, bir milyondan fazlası da Türkiye’ye sığındı.

Mısır ve Suriye politikaları özellikle Türkiye içinden çok sert eleştirilere uğradı. Türkiye’nin bölgedeki bütün ülkelerle ilişkilerinin neredeyse kopuk hale gelmesi üzerinden Davutoğlu’na yönelik olarak yıpratıcı bir kampanya yürütüldü.

Ancak Başbakan Erdoğan, bu politikanın arkasında durmaya devam etti. Türkiye’nin 2003 yılında “Irak’a Komşu Ülkeler Toplantıları”nı devreye sokmasıyla başlayan Ortadoğu’ya açılım politikaları geçen 12 yılda Türkiye’nin bölgedeki profilini yükseltti. Bu süreçte yaşanan 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi, Davos’taki ‘one minute’ vak’ası ve İsrail’in Mavi Marmara gemisine yönelik saldırısından sonra yaşanan gelişmeler ve İsrail’in Türkiye’den resmen özür dilemesi bu profili daha da yükseltti.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile müzâkerelere başlaması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne üye seçilmesi, İsrail ile Suriye arasındaki dolaylı görüşmeleri başlatması, İran ile Batı arasındaki nükleer görüşmelerde Brezilya ile birlikte devreye girip İran’ı uzlaşmaya razı etmesi, Hamas üzerinde etkili en önemli aktörlerden biri haline gelmesi de Ankara’nın Batı tarafından dikkatle izlenmesine yol açtı.

Tahsil ve akademik hayat

26 Şubat 1959’da Konya’nın Taşkent ilçesinde dünyaya geldi. İlköğrenimini Konya’da aldıktan sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşti. Parlak bir öğrencilik hayatı geçiren Davutoğlu, ortaöğrenimini İstanbul Erkek Lisesi’nde tamamladı.

1984 yılında Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Ekonomi bölümlerinden ‘Çift Anadal Programı’ (ÇAP) ile mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde yüksek lisans, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora yaptı.

Doktorasını tamamladıktan sonra, 1990 yılında Malezya’da, International Islamic University’de yardımcı doçent olarak çalışmaya başladı. Bu üniversitenin Siyaset Bilimi Bölümü’nü kuran Davutoğlu, 1993′e kadar buranın başkanlığını yürüttü ve aynı yıl doçentlik unvanını kazandı.

1993 yılında yayımladığı Alternatif Paradigmalar (Alternative Paradigms: The Impact of Islamic and Western Weltanschauungs on Political Theory) adını taşıyan kitabıyla, İslâm ve Batı siyaset düşüncesinin karşılaştırmalı bir analizini yaptı.

1994′te kaleme aldığı Medeniyet Dönüşümü (Civilizational Transformation and the Muslim World)kitabında ise Batı medeniyetinin içine girdiği krizi analiz ettikten sonra, İslâm medeniyetinin bu krize alternatif sunma imkân ve koşullarını inceledi.

Amerikan Forbes dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 entelektüeli arasında gösterildi.

1995-1999 yılları arasında Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapan Davutoğlu, 1998 yılından 2002 yılına kadar Silahlı Kuvvetler Akademisi ve Harp Akademisi’nde misafir öğretim üyesi olarak ders verdi. 1999–2004 yılları arasında profesör unvanı ile Beykent Üniversitesi’nde, üniversite yönetim kurulu üyeliği, senato üyeliği ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nün başkanlığı görevlerini üstlendi. Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de misafir öğretim üyeliği yaptı. Mukayeseli Medeniyetler Tarihi ve Medeniyetlerarası İlişkiler, Mukayeseli Siyaset Felsefesi ve Uluslararası Politika alanında İngilizce ve Türkçe eserler verdi. Davutoğlu, dış politika yapıcısı olarak diplomasi sahasına adım atmadan önce teorisyen kimliğiyle uluslararası düzeyde tanınan bir akademisyendi.

11 Eylül 2001′de düzenlenen terör saldırısının ardından Davutoğlu, akademisyen kimliğiyle birçok medya organına uzun röportajlar verdi. Davutoğlu’nun kapsamlı analizler içeren bu röportajları, Mayıs 2002′deKüresel Bunalım: 11 Eylül Konuşmaları adıyla kitaplaştırıldı.

Davutoğlu’nun Başbakan Başmüşaviri sıfatıyla 2002-2009 yıllarında verdiği mülâkatları, Mart 2013′teTeoriden Pratiğe: Türk Dış Politikası Üzerine Konuşmalar başlığıyla yayımlandı.

Davutoğlu, Sare Davutoğlu ile evli ve dört çocuk babası.

İngilizce, Almanca ve Arapça biliyor.