Suudi müesses nizamı ve Riyad'da taht oyunları

Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Suudi müesses nizamında yapmayı planladığı radikal değişiklikler için bir başarı hikayesine ihtiyacı var. MBS, politikalarıyla ülke içindeki politik aktörleri hem de bölgedeki rakipleri karşısına almış bulunuyor.

2017 yılı sonrası Suudi politik sisteminde profili hızla yükselen ve babası Kral Selman bin Abdülaziz’in hastalığından da istifade ederek devletin fiili yöneticisi olan Veliaht Prens Muhammed bin Selman (MBS) sürekli olarak uluslararası gündemin ön sıralarında kendine yer bulmayı başardı. Suudi Arabistan’da yapmayı düşündüğü radikal değişimin önünde duran her engeli ne pahasına olursa olsun aşmakta oldukça kararlı olan genç ve hırslı veliahdın Kaşıkçı cinayetindeki rolü dikkatleri kendi üzerine yoğunlaştırırken hem kendisinin hem de ülkesinin ulusal ve uluslararası itibarını önemli ölçüde zedeledi.

Mevcut konjonktürde MBS’nin ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail dışında bir desteği kalmamış görünüyor. Kovid-19 ve petrol şokunun küresel ekonomiyi soktuğu darboğazın Trump’ın ikinci dönem seçilmesini zora sokması, Veliaht Prens bin Selman’ın işini de iyice zorlaştıracaktır. 

Otuzlu yaşlarında savunma bakanlığına atanan veliahdın, ülkenin imkanlarını zorlayarak Yemen’e yönelik başlattığı askeri operasyon, önde gelen prensleri yolsuzluk operasyonları bahanesiyle Riyad’daki Ritz-Carlton oteline hapsetmesi, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul’daki başkonsolosluk binasında öldürülmesindeki rolü, bu kötü şöhretinin en önemli sebeplerinden sadece birkaçı. Tüm bunlara ilaveten 2016 yılından beri devam eden ve petrol piyasasında üreticiler lehine fiyat istikrarını temin eden OPEC artı Rusya anlaşmasını Mart ayı başında bozması, amcası Ahmed bin Abdülaziz ve kuzeni Muhammed bin Nayif’i tutuklatması, bölge siyasetine ilgi duyanların zihinlerinde MBS’nin Suudi Arabistan’ı götürmeye çalıştığı yön hakkında yeni soru işaretlerine sebep oldu

Özelikle Kral Selman’ın tahta çıktıktan sonra, oğlu Muhammed bin Selman’ı veliaht tayin ederek Suudi tahtı için hazırlaması ve kralın bu tercihlerinin içeride ve dışarıda oluşturduğu yankılar, Suudi tahtının geleceğine dönük ilgiyi artırdı. Burada merak edilen üç temel soru var: Suudi müesses nizamı nedir, taht nasıl el değiştirir ve tahtın el değiştirmesine etki eden dahili ve harici güç kombinasyonları nelerdir?

“Suudi müesses nizamı” diye tabir ettiğimiz devlet geleneğinin kökenleri, 1744 yılında Orta Arabistan’ın Necd bölgesinde kurulan Birinci Suudi Emirliği’ne dayanır ve bu nizamın kabaca üç temel unsuru vardır: İbn Suud ailesi (hanedan), Muhammed bin Abdulvehhab ailesi (ulema) ve kudretli kabileler. Bu yüzden Suudi Arabistan müesses nizamı veya rejimi denildiğinde, sadece ülkeyi yönetme imtiyazına sahip olan kraliyet ailesinin değil, yukarıda sayılan tüm bileşenlerin ortak çıkarları anlaşılmalı.

Suudi kraliyet ailesi

Hem iç yapısı hem de bileşimi ve Suudi toplumuyla olan bağları bakımından Suudi hanedanının büyüklüğü ve karmaşıklığı, Suudi politik sistemini geçmişteki ve mevcut monarşilerden belirgin şekilde farklı kılıyor. Suudi Arabistan devletini 1932 yılında kurup 1953 yılına kadar yöneten ve bugünkü yönetim yapısını biçimlendiren ana figür hiç şüphesiz Kral Abdülaziz bin Suud’dur. Veraset sisteminin geçerli olduğu ülkede, Abdülaziz’in oğulları ya kral olarak ülkeyi mutlak monarşiyle yönetmişler ya da çok önemli bürokratik makamları işgal etmişlerdir

Kral Abdülaziz 1953 yılında ölürken geriye 36 erkek 21 kız evlat bırakmıştı. Abdülaziz’den sonra genişlemeye devam eden hanedanın bugün 8 ila 9 bin erkek üyesinin bulunduğu tahmin ediliyor. Hanedanın erkek üyeleri 34 aile koluna ayrılmıştır ve belirli prenslerin liderliğinde taht için mücadele etmektedirler: Ahmed bin Abdülaziz, Velid bin Talal, Mütab bin Abdullah, Muhammed bin Nayif, Selman sonrası dönemde Suudi tahtı için mücadele eden ve arkalarında güçlü hanedan desteği olan prenslerden sadece bazıları.

Prensipte Suudi Arabistan kralı, devlet başkanı, kabile lideri, dini lider ve silahlı kuvvetlerin komutanı olarak görev yapmaktadır. Abdülaziz’in bir oğlu kral olduğunda, anne tarafından öz kardeşlerini ve kendi oğullarını önemli makamlara atayabilmektedir. Bugüne kadar genel olarak Abdülaziz’in büyük oğulları tahta çıkmışsa da bu katı bir kural olarak uygulanmamıştır. Bu yüzden, mevcut kral öldüğünde yerine geçecek yeni kralın kim olacağı, genellikle aile üyeleri, ulema ve kudretli aşiretler gibi diğer politik aktörler arasında çetin bir mücadeleyi açığa çıkarmıştır.

Ülkede muhtemel taht kavgalarını önlemek ve kimin kral olacağı sorununu çözmek için, Kral Fahd’ın girişimleriyle 1992 yılında çıkarılan “Temel Kanun” ile veraset usulü düzenlendi ve böylece kralın kendinden sonraki en uygun kişiyi varis/veliaht seçmesi usulü benimsendi.

Kral Abdülaziz’in çocuklarının yaşlanması, 2000’li yıllarda tahtın Abdülaziz’in çocuklarından torunlarına devri konusunu gündeme getirdi ve bu dönemde kurumsallaşmaya yönelik birtakım girişimler oldu. Bu hususta atılan en önemli adım, Kral Abdullah’ın girişimleriyle 2006 yılında Biat Komisyonu’nun kurulmasıdır. Komisyon Kral Abdülaziz’in hayatta olan 15 oğlu ve vefat eden oğullarının ailesinden 19 torunu olmak üzere 34 üyeden oluşuyor. Böylece yeni yasayla, teorik olarak, ülkenin gelecekteki kralını seçme kararı artık sadece bir kişinin, yani kralın yetkisinden çıkarılarak bir prens kolektifinin eline verildi.

Her ne kadar bu komisyon krallığın üçüncü jenerasyon prensler üzerinden istikrarlı bir biçimde devam etmesini hedef alsa da Kral Abdullah’ın asıl amacı Sudayri kabilesinin Suudi tahtı üzerindeki vesayetini kırmaktı. Çünkü selefi Fahd 1970’li yıllardan itibaren Sudayri kabilesine mensup prenslerden güçlü bir ekibi önemli mevkilere atamıştı. Abdullah hem veliaht prens tayininde (Sudayri olmayan Sultan ve Mukrin bin Abdülaziz’i veliaht tayin etmişti) hem de bu komisyona seçilen üyeler marifetiyle (Sudayrilerin önemli mevkilere atanmasıyla yönetimden dışlanan prensleri komisyona üye seçtirmişti) Sudayrileri önemli ölçüde tahtın etrafından uzaklaştırdı. Ancak 2011 yılında Sultan bin Abdülaziz’in vefatı ile Selman ve Nayif gibi Sudayri kardeşlerin tahttaki pozisyonları yeniden güçlendi.

İlgili yasaya göre, kralın işini yapamadığı tıbbi bir raporla ortaya konulursa Biat Komisyonu veliaht prensi yeni kral olarak atayabilir. Hem kral hem de veliaht prens ülkeyi yönetme konusunda bir acziyet içinde olurlarsa, komisyonunun beş üyesi devlet yönetimini üzerine alır ve en geç bir hafta içinde Abdülaziz’in oğulları veya torunlarından birini kral olarak seçer. Burada bir prensin zirveye ulaşarak Suudi kralı olma olasılığında, ilgili prensin aile kolu, akrabalıkları, evlilik kökeni, yaşı, kişisel nitelikleri ve deneyimi gibi faktörler en önemli belirleyiciler. Genel olarak, soyları anne tarafından önde gelen ailelere dayanan prenslerin kral olmaları daha güçlü bir olasılıktır. Mesela anne tarafından Beni Halid, Jiluvi, Sudayri, eş-Şeyh ya da Şammar gibi önemli kabilelerden birine mensup olan prensler daha kolayca tahta çıkabiliyor. Örneğin sırasıyla Suudi tahtına oturan prenslerden Suud’un annesi Beni Halid, Halid’in annesi Jiluvi, Faysal’ın annesi eş-Şeyh, Fahd’ın annesi Sudayri, Abdullah’ın annesi Şammar ve Selman’ın annesi Sudayri kabilesindendir. Anne tarafından Yemenli olan ya da daha zayıf bir kabileye mensup bir prensin kral olması oldukça zayıf bir olasılıktır.

Geleneksel Suudi politik sisteminin krallık kadar önemli başka bir hususu da savunma, içişleri ve dışişleri gibi önemli bakanlıkların kimin denetiminde olacağı konusudur. Bu tarz önemli makamlar geleneksel olarak Abdülaziz’in oğullarından birine verildi ve Abdülaziz’in oğlu öldüğünde bu makam torunlar üzerinden yine aynı aile kolunda kalmaya devam etti. Örneğin Savunma Bakanlığı Abdullah bin Abdülaziz’e verilmiş ve o ölünce de oğlu Mütab üzerinden yine aynı aile kolunun uhdesinde kaldı. Benzer şekilde İçişleri Bakanlığı Nayif bin Abdülaziz’in uhdesine verilmiş ve o ölünce Muhammed bin Nayif üzerinden yine aynı aile kolunda kalmıştı. Yine Dışişleri Bakanlığı da büyük oranda Faysal bin Abdülaziz’e verilmiş Faysal’ın ölümünden sonra oğullarının uhdesinde kalmıştı.

Muhammed bin Abdulvehhab soyu (Ulema)

1744 yılında radikal dini yorumları sebebiyle kabile lideri Osman bin Muammer tarafından kendi kasabası olan Uyeyne kabilesinden kovulunca Muhammed bin Suud’a sığınan Muhammed bin Abdulvehhab ile Muhammed bin Suud arasında kurulan pakt, birinci Suudi emirliğinin başlangıcı kabul edilir. Üç asra yakın bir zamandır geçerliliğini koruyan ve günümüze kadar neredeyse hiç değişmeden kalan ender sözleşmelerden biri olan bu anlaşma, bugünkü modern Suudi Arabistan devletinin temelini oluşturan yapıyı şekillendirdi. Bu anlaşma gereğince, İbn Suud’un soyu politik ve askeri yapıyı kontrol ederken Abdulvehhab’ın soyu dini ve kültürel yapıyı kontrol etmektedir. Bu anlaşmayla yönetimin resmî ideolojisi haline gelen Vehhabî din yorumu, Suudi Arabistan’da petrol endüstrisinin gelişmeye başladığı 1950’li yıllara kadar “Suudi sosyal sözleşmesi” olarak işlemiş ve yönetilenlerin Suudi hanedanına sadakatini sağlayan en önemli unsur olmuştur.

Suudi ulemasının politik gücü, yöneticilere itaat doktrini (fıkhü’t-tâ’a) sayesinde İbn Suud yönetimine meşruiyet kazandırılmasından kaynaklanmaktadır. Bu doktrin, egemen gruba sadakati dini bir çerçevede tanımlar ve belirli sınırlı durumlar hariç hükümdarın otoritesine meydan okumayı yasaklayan teolojik bir ilkeye dayanır. Dini otoritenin bu doktrinasyonu Suudi Arabistan’da rejimin meşruiyeti, güvenliği ve istikrarı açısından son derece önemli.

Suudi Arabistan politik yaşamında ulemanın karar verici bir rolü olmamakla birlikte, kullandığı resmî ve gayri resmî kanallar sayesinde, ulema ülkenin fiili yöneticisi olarak tanımlanabilir. Ulemanın kullandığı iki resmî kanal vardır: Kralla yapılan haftalık görüşme ve ulemanın doğrudan kontrol ettiği eğitim, hukuk, medya ve polis teşkilatı gibi kurumlar. Bu iki kanalın dışında varlığı ispat edilemese de, ulema birçok gayri resmî kanal sayesinde politik yaşamın da aktif bir parçasıdır. Örneğin kral hayattayken tahttan indirilerek yerine başka birinin kral seçilebilmesi ancak Ulema Konseyi’nin fetvasıyla mümkün olabilir. Nitekim 1964 yılında ulemanın verdiği fetvayla Suud bin Abdülaziz tahttan indirilmiş ve yerine Faysal bin Abdülaziz kral olarak atanmıştı. Ulema hem yeni kralın seçilmesinde hem de onun vârislerinin atanmasında rakip prensler arasındaki güç dengelerini belirleyen önemli bir aktördür. Ülkedeki kritik kurumlar üzerindeki etkisi, taht rekabetindeki belirleyiciliği ve toplum nezdinde sahip olduğu saygınlık, ulemayı doğal olarak Suudi politik sisteminin en önemli aktörü yapıyor. Bütün bunlara ilaveten, Suudi Arabistan’ın Mekke ve Medine gibi İslam’ın iki kutsal beldesine hükmetmesi ve bu kutsal şehirler üzerinden İslam dünyasına liderlik iddiasında bulunması, Suudi ulemanın ülkedeki politik gücünü perçinleyen bir etken.

- Kudretli aşiretler

Kraliyet ailesi ve ulemanın yanı sıra Suudi Arabistan siyasal yapısında etkin olan başka bir sınıf da evlilikler, rantın patronaj ilişkileri biçiminde dağılması ve ittifaklar yoluyla kraliyet ailesiyle bağ kuran aristokratik ailelerdir. Bunların en önemlileri Gosibi, Jiluvi, Şammar, eş-Şeyh, Sudayri, Ali Rıza ve Zamil kabileleridir.

Eş-Şeyh kabilesi Vehhabilik doktrinin kurucusu Muhammed bin Abdulvehhab’ın soyundan gelenler olup, sayıca Abdülaziz’in soyu kadar olmasa da, ulema kökenli oluşları ve ülkenin hukuk düzeninin temel taşları olması hasebiyle ülke yönetiminde oldukça etkinler. Eş-Şeyh ailesi üyeleri daima hukuktan eğitime, vakıflardan askeri bürokrasiye kadar geniş bir yelpazede önemli görevlere atanmaktalar. Örneğin ülkede görev yapan 700 hâkimin tamamı bu aileye mensup kişilerden oluşuyor.

Sudayri kabilesi ise daha çok ülkedeki vilayetlerin yöneticisi olarak atanmaktadır. Ülkenin kuruluşundan bu yana tüm önemli valilik makamlarına bu kabilenin üyeleri getirilmiştir. Abdülaziz’in annesinin de Sudayri kabilesinden olması kabileye ekstra bir güç katmaktadır. Kendisi de bir Sudayri olan Fahd kral olduğunda Sudayri kabilesinden 7 öz kardeşini (Sudayri Yedilisi) çok önemli makamlara atadı. Kral Abdullah dönemini saymazsak, Suudi Arabistan son elli yıldır anne tarafından bu kabileye mensup prensler eliyle yönetiliyor.

Gosibi ailesi Suudi monarşisinin uzun zamandır yakın müttefiki olmuştur. Bu ailenin üyeleri monarşiye mensup olmadığı halde, çoğu zaman demiryolları, elektrik idaresi, merkez bankası gibi önemli kurumların tepe yöneticileri olmuştur. Benzer şekilde Ali Rıza ve Zamil aileleri de çok sayıda üst düzey pozisyonu ellerinde bulundurmuş ve devletten büyük ihaleler almıştır. Bu aile mensupları monarşiye olan sadakatleri oranında hem yüksek pozisyonları ellerinde bulundurarak çok yüksek maaşlar ve yüksek oranda komisyon almakta hem de yönetici elit tarafından kamu ihalelerinde kayırılmaktadırlar.

MBS’nin müesses nizamı değiştirme çabaları

2017 sonrasında Suudi Arabistan’ın fiili yöneticisi haline gelen Veliaht Prens Muhammed bin Selman, yukarıda ayrıntılı bir şekilde anlatılan Suudi müesses nizamında radikal değişikliklere imza atma çabası içine girdi. Bu girişimlerin önemli iki sebebi var: Öncelikle kral olarak, tahtın kendisi üzerinden üçüncü jenerasyon prensler (Abdülaziz’in torunları) arasında pürüzsüz bir şekilde el değiştirmesini sağlamak; ikinci olarak da geçmiş dönemde aile kolları arasında dağılmış olan gücü kendi elinde tekelleştirerek Suudi Arabistan’ın Arap Baharı sürecinde karşı karşıya kaldığı hayati güvenlik sorunlarıyla baş edebilmek. MBS’nin Suudi müesses nizamını değiştirme çabasında, Suudi Arabistan’ın son dönemde maruz kaldığı tehditlerin ciddiyeti ve aciliyeti büyük önem teşkil ediyor. Çünkü son on yılda küresel ve bölgesel düzlemde yaşanan gelişmeler, Suudilerin günümüze kadar bölgesel çapta sürdürdüğü hem ekonomik hem de ideolojik liderliğe son verdi.

Petrol fiyatlarının 2014’ten sonra sert bir şekilde düşmesiyle ülkenin ekonomik istikrarı büyük bir tehdit altına girdi. ABD ve Rusya gibi önemli üreticilerin enerji piyasasının en önemli aktörü haline geldiği bu süreçte, bir taraftan küresel enerji sektörünün en büyük aktörü olan OPEC zayıflarken diğer taraftan Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki liderliği son buldu. Türkiye ve İran gibi çok önemli iki aktörün Orta Doğu ve İslam dünyasına yönelik politikalar üretmesi, Mısır ve Irak gibi geleneksel Suudi müttefiki ülkelerin güç kaybetmesi ve Yemen’de çıkan iç savaşla Suudi Arabistan’ın hem bölgedeki politik liderliği hem de İslam dünyasındaki ideolojik liderliği tartışmalı hale geldi. ABD’nin Suudi güvenliği için taahhüt ettiği güvencelerin zayıflaması da hem İran gibi bölgesel rakipler karşısında hem de ülkede rejime yönelik muhalefet karşısında Suudi rejimini zayıflattı.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman bu tehditlerle baş etmek bahanesiyle, yolsuzlukla mücadele kapsamında çok sayıda güçlü prensi gözaltına alarak en önemli rakiplerini tasfiye etti. Özellikle Kaşıkçı cinayeti üzerinden, kurmayı düşündüğü yeni düzene karşı oluşabilecek muhalefeti baskılamaya çalıştı. Bu süreçte yayınlanan Kraliyet kararnameleriyle, geleneksel olarak Abdülaziz’in oğullarının uhdesine verilen ve günümüze kadar torunlar üzerinden aynı aile kollarının uhdesinde kalan dışişleri, içişleri ve savunma gibi önemli bakanlıklarından bu aile kollarını tasfiye etti. “Ilımlı İslam” politikasıyla ulemanın Suudi politik sistemindeki geleneksel rolünü önemli ölçüde azalttı. Böylece önemli politik aktörleri tasfiye edip ülke siyasetindeki etkili yapıları zayıflatarak gücü elinde tekelleştirmiş oldu.

Sonuç olarak, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Suudi müesses nizamında yapmayı planladığı radikal değişiklikler için bir başarı hikayesine ihtiyacı var. Çünkü son dönemdeki politikaları sebebiyle hem hanedan, ulema ve kudretli aşiretler gibi ülke içindeki tüm güçlü politik aktörleri hem de İran ve Türkiye gibi bölgesel çapta güçlü rakipleri karşısına almış bulunuyor. Yemen savaşı ve ekonomiyi petrole bağımlılıktan kurtarma projesi olarak Vizyon 2030, MBS’nin planladığı bu radikal değişikler için yeterli enerjiyi sağlayabilirdi ama olmadı. Mevcut konjonktürde MBS’nin ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail dışında bir desteği kalmamış görünüyor. Kovid-19 ve petrol şokunun küresel ekonomiyi soktuğu darboğazın Trump’ın ikinci dönem seçilmesini zora sokması, Veliaht Prens bin Selman’ın işini de iyice zorlaştıracaktır. Yakın gelecekte bölgesel ve küresel konjonktürde bir değişim olmadığı taktirde, MBS sonrası Suudi Arabistan’ı zor günler bekliyor olacak.

[Dr. Necmettin Acar Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanıdır]

AA