12 Haziran 2026
Altın 6249.77
BIST 13984.64
Dolar 46.2598
Euro 53.5565
Sterlin 62.0286
Ankara 30°C

Diğer Yazılar

SİYASETTE DİL SORUNU

SİYASETTE DİL SORUNU

 

            Bir davette Einstein’ın yanına gelen güzel kadın müthiş bir projesi olduğunu, ancak gerçekleşmesi için evlenmeleri gerektiğini söyler. Dahi fizikçinin, bu evlenme teklifi üzerine verdiği yanıt oldukça ilginçtir.

 

            Einstein- “Sizinle neden evlenmeliyim?”

Kadın- “Düşünsenize, benim kadar güzel ve sizin kadar akıllı çocuğumuz olur. Nasıl harika bir fikir değil mi?”

Einstein- “İyi de, ya tipi bana, aklı da size benzerse ne olacak?”

 

Bir örnek de bizden verelim. Mehmet Akif, en yakın arkadaşlarından biri olan Neyzen Tevfik’in evine yemeğe gider. Ev harap durumdadır ve her yer pislik içindedir. Neyzen Tevfik; yemek öncesi elini yıkayan ünlü şaire elini silmesi için kirden kaskatı kesilmiş bir havlu uzatır. Mehmet Akif havluya bakar ve “teşekkür ederim, elimi daha yeni yıkadım” der.

 

Aslında her biri hakaret içeren bu sözler karşıdakini incitse de, zekâ ürünü oldukları için övgüyü hak eder ve tebessümle karşılanırlar.

Siyaset dünyasında da bu tür akıl dolu yanıtlara rastlamak mümkündür.   

            Keza siyaset adamları zaman zaman gündemi değiştirmek, partilerine sempati duyanları etkilemek veya iç sorunlarını göz ardı etmek amacıyla söylemlerini sertleştirirler. Dolayısıyla siyasette abartılı eleştiriler bir anlamda oyunun kuralıdır.

Ancak son yıllarda bizim siyasetin tepesinde ince zekânın ürünü olan yaklaşımları pek göremiyoruz. Oldukça kaba, çocukça ve düzeysiz hakaretler havada uçuşuyor.

Herkes birbirini ağzı bozuk olmakla suçlarken, aynı konuşma içinde karşısındakine saydırmaktan geri kalmıyor.

            Özellikle son açıklamaların belirgin bir bayağılaşma düzeyi var ve yakında “şerefsiz, vatan haini, çapsız, köksüz, omurgasız, cibilliyetsiz” laflarına ana-avrat düz gitmeler de eklenirse hiç şaşırmamak gerek.

 

            Siyasi yaşamdaki dil sorunu ciddi anlamda rahatsız edici ve bu nedenle pek çok kişi haber bile izlemek istemiyor.                   

            Lakin söylemlerde düzeysizlik halinden sadece siyasiler mi sorumlu sorusuna yanıt aramak gerekmektedir.

Aslında böylesi girişimler bir arz-talep meselesidir.

Öncelikle çoğumuzun okuma alışkanlığı yok, bunun yanında çok şey bildiğimizi sanıyoruz.

Belki daha da önemlisi kendi anlayışımız dışındaki bireylerin düşüncelerine karşı ön yargılıyız. Karşı düşünceyi duymak bile istemiyoruz. Empati yapma zahmetine katlanamıyoruz.

Bir diğer olgu biat anlayışı içinde sorgulamıyoruz, eleştirmiyoruz ve yozlaştırılmış değerlerin peşinden koşuyoruz.

Birey olarak kendimize güvenmiyoruz. Başkalarını ilahlaştırmada ise üstümüze yok.

Her şeyden öte birbirimizi sevmiyoruz.

Düşüncenin derinliğine değil de, slogan tarzı sözcüklerin etkisine bakıyoruz. Sonra da “nasıl da çaktı ama” diye sığ fikir sahiplerini yüceltiyoruz. Onlar da kendilerini bir şey sanıyorlar.

Dolayısıyla daha çok bağıran, külhanbeylik yapan, hakaret eden ve düzeysizleşen rağbet görüyor. Bayağılaşma, halk adamı olmakla veya halkın içinden gelmekle özdeşleşir hale geliyor.

 

            Aslında bu durum önemli bir toplumsal hastalığın göstergesidir. İlkelerin, ülkülerin, bilginin ve akılcılığın yerini slogancı ve saldırgan bir dil alıyorsa, sosyal yaşama lümpenleşme egemen oluyor demektir. Toplumsal yapıdaki bu hastalığın siyasette etki göstermesi de kaçınılmazdır.

            Toplumsal değerlerimizin bir bir çöpe atılmaya çalışıldığı bir ortamda, pusulasını yitirmiş bireyleri birkaç içi boş sözcükle kandırmak kolaylaşıyor. Siyasiler de bu olguyu kaçırmak istemiyor ve oy uğruna ha bire birbirlerine giydiriyorlar.

Dolayısıyla liderlerin son çıkışlarını, her seçimde farklı duygu ve düşünce yapısı içinde oy kullananlara yönelik bir devşirme girişimi olarak görmek gerekmektedir.

            Ancak saldırgan, kaba ve slogancı bir söylem dili siyasi gelenekten gelmemiş veya siyasal olarak genetiği değiştirilmiş partilere özgü bir uygulamadır. Temel amaç ne olursa olsun dikkat çekmek üzerine kuruludur.

Bu nedenle geleneksel bir düşünce anlayışının ürünü olan siyasi partilerin hakaret modasına uyma yönündeki tavırlarını gözden geçirmelerinde yarar olduğunu düşünüyorum.

Kavga derecesinde çatışma hali, zaten bunu isteyen zihniyetin değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramaz.  

Siyasi liderler topluma örnek olmak durumundadırlar. Dolayısıyla kendilerinden sadece hakaret değil, akıl dolu eleştiri ve ilkelere bağlı siyaset bekleyenlerin de olduğunu unutmasınlar.

 

Kurban Bayramınızı kutlarken, 9 günlük tatili ağız tadıyla geçirmenizi dilerim.

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.