12 Haziran 2026
Altın 6253.64
BIST 13984.64
Dolar 46.2627
Euro 53.5935
Sterlin 61.8056
Ankara 30°C

Diğer Yazılar

TARİHTEN BİR KESİT: 28 ŞUBAT

TARİHTEN BİR KESİT: 28 ŞUBAT

Necmettin Erbakan’ın ölümü sonrası Ali Bulaç’ın Zaman Gazetesindeki yazısında aktardığı bir anı, 28 Şubat 1997 günü yaşananlar ile bu süreci bir kez daha irdelememiz gerektiğini ortaya koyuyor. Keza o dönemde olanlar bugünlere ışık tutacak nitelikte..

Ali Bulaç, dünkü yazısında şöyle diyor: 28 Şubat sürecini çok iyi yaşamış, yakından takip etmiş biriyim. O günlerde Erbakan Hoca bizi Ankara’ya davet etmişti. Süreç hakkında bilgilendirdi. Bugün hayli yüksek makamda bulunan bir zat, gece saat 2’de beni kenara çekti ve “Erbakan Hocayı ikna edin. Yine inadı tuttu, bildiğini okuyor. Çok tehlikeli bir süreç bu, hepimize felaket getirecek” dedi. Bu zatın istediği, Erbakan Hocanın, MGK toplantısında alınacak kararlara direnmemesi, askerlerle diyalog içinde olması ve hatta ne istiyorlarsa yerine getirmesiydi..

Ali Bulaç’ın “bugün hayli yüksek makamdaki zat” olarak kastettiği kişinin, o günlerde Erbakan’ın en yakınındakilerden biri olan Abdullah Gül olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.

O zaman 27 Nisan 2007 muhtırasına kafa tutan anlayışın, 28 Şubat 1997’de direnmemek gerektiği yönündeki çabasını nasıl anlamak gerek? 28 Şubat ile 27 Nisan arasında ne fark var? Aradaki 10 yılda ne değişti?

İşte! İki yazı halinde bu soruların yanıtını bulmaya çalışacağız.

Önce 12 Eylül 2010 günlü Hürriyet’te yayınlanan Tolga Tanış imzalı Keith Weissman röportajı üzerinde duralım; 

Keith Weissman, kısa adı AİPAC olan Amerika-İsrail Kamu İşleri Komitesinin İran masasından sorumlu eski bir yöneticisi ve ünlü bir lobici. AİPAC ise ABD’deki en güçlü Yahudi örgütlenmelerinden biri.

Weissman ve arkadaşlarına doksanlı yılların ortasında İsrail’den, Türkiye ile yakınlaşın talimatı geliyor ve ilk temas Washington Büyükelçiliğinde sağlanıyor. Sonraki talimat Ermeni Soykırımı iddiasıyla ilgili tasarının ABD Kongresinden geçmesinin engellenmesi ve AİPAC lobicilik faaliyetleriyle tasarının geçmesini önlüyor.

Keza Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla oluşan ülkelerin İran etkisinden kurtulup, Türkiye’ye entegre edilmeleri yönünde başka bir talimat gelmesi üzerine kafa yorarak, bu kez de Hazar petrolünün Bakü-Ceyhan hattından geçirilmesi yönünde çaba gösteriyorlar. Zira petrol şirketleri daha ucuza mal olması nedeniyle bu hattın İran’dan geçirilmesinden yanalar.

Sonuçta Weissman ile arkadaşları baskın çıkıyor ve Bakü-Ceyhan hattına ilişkin anlaşma imzalanıyor. AİPAC’ın bu girişiminden ABD, İsrail ve Türkiye müthiş memnuniyet duyuyorlar. Böylelikle ekonomik ve siyasal güç anlamında İran’a önemli bir darbe vurulurken, aynı zamanda Türkiye-İsrail ilişkileri daha sıcak bir boyuta getiriliyor.

Weissman, 1996 yılından itibaren AİPAC’ın İran masası sorumlusu sıfatıyla kapağı Türkiye’ye atıyor ve Türkçe öğrenmeye başlıyor. Pek çok üst düzey siyasetçi ve bürokratla görüşüp, Anıtkabir ziyaretleri gerçekleştiriyor.

28 Haziran 1996 günü Necmettin Erbakan Başbakanlığındaki Refah-Yol hükümeti kuruluyor ve bu dönemde Weissman’ın siyasal İslamcılarla ilişkisi başlıyor. Söyleşi içeriğinden Milli Görüşçüler ve Gülen Hareketiyle yoğun temaslarının olduğu anlaşılıyor. İlk bağlantı şimdilerde AKP Eskişehir Milletvekili olan Murat Mercan ile gerçekleştiriliyor. Keza görüşmeyi isteyen Murat Mercan…

Weissman; Murat Mercan’ın aracılığıyla Aralık 1996’da Devlet Bakanı olan Abdullah Gül ile bir araya geliyor. Hem de İslami bir bankada buluşuyorlar. Abdullah Gül; İsrail ile ilişkilerin kendileri için bir problem olmadığını belirtip, demokratik olmayan ordunun baskısı altında olduklarından yakınıyor.

Keza Refah Partililer; Weissman ve arkadaşlarından çalışma alanı yaratmak üzere askerlerin üzerlerindeki baskıyı çekmesi için yardım talep ediyorlar. Bu konuda Washington Büyükelçiliğinde yapılan toplantılara katılanlardan biri de Nazlı Ilıcak.

Refah Partililerin yardım taleplerinin altında, Weissman’ın, 28 Şubatçılarla yakın ilişkide bulunması yatıyor. Zira Pentagon aracılığıyla 28 Şubatın kudretli paşası Çevik Bir ile yoğun bir ilişkisi var. Keza röportaj içeriğinden Weissman’ın, meşhur Genelkurmay brifinglerine de katıldığını öğreniyoruz. Çevik Bir ile dost olsa da, ordunun hükümetleri değiştirmesine karşı olduğunu da belirtmeden geçemiyor.

Evet! Röportajın özeti böyle… Weissman’ın söyledikleriyle, Ali Bulaç’ın anısını bir araya getirirsek bir şeyler anlam kazanıyor. Bir yanda batı eksenli politikayla zıtlaşan, kendi hayal dünyasında yarattığı düzenle ilgili dalga geçilen ve yıllar geçse de değişmeyen Erbakan, diğer yanda küresel lobicilerden yardım talep eden, arkadan dolanma kültürünün anlamını kavrayan ve dışa açılımcı kendi yetiştirdiği evlatları!

Aslında 28 Şubat süreci bir açıdan ılımlı İslam iktidarına açılan kapıdır. Bu sayede Erbakan gibiler siyaset dünyasından silinirken, aynı bünyeden çıkan uyumlular iktidarda kalıcı olmanın formülünü bulmuşlardır.

Ancak, 28 Şubatı ve bugünleri daha iyi anlamak için bir röportaja daha bakmak gerekecek. İkinci yazıda 28 Şubatta teslim olan yapının, 27 Nisan’da dik durmasının anlamını da kavramış olacağız. Ayrıca Türkiye’deki muhafazakârlaşma sürecinin toplumsal olmaktan çok, siyasal bir projenin ürünü olduğunu da bir kez daha göreceğiz!!

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.