Mollalar, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın adaylığına izin vererek sınırlı da olsa bir reform iradesi sergilemişti. Nitekim Pezeşkiyan'la birlikte hicap yasası gibi alanlarda kısmi iyileştirmeler yaşandı. ABD ve İsrail saldırılarının kutuplaşmış halk kesimleri üzerinde yarattığı birlik algısı da bu görece yumuşamayı besledi.
Ne var ki İran rejiminin devrimin ihracı ve bölgesel nüfuz hedefleri üzerine inşa ettiği sistem, 45 yılda ağır bir ekonomik ve toplumsal maliyet üretti. Demokrasi bir yana, vatandaşların gündelik hayatı üzerindeki yasal baskılar keyfiyet düzeyine ulaştı. Bazı kaynaklara göre 700, bazılarına göreyse 2 bin 500 kişinin hayatını kaybettiği sokak eylemlerinin arkasında da tam olarak bu birikmiş yük var.
Ülkenin kaynakları Irak'ta, Suriye'de, Lübnan'da, Yemen'de ve daha birçok coğrafyada Şii yayılmacılığı adına tüketildi. Ekonomi ise bu ideolojik çarkın bedelini ödeyen ilk alan oldu. Pezeşkiyan'ın şu sözleri, tablonun artık inkâr edilemez olduğunu gösteriyor:
"Türkiye'nin petrolü ve gazı yok, Japonya ve Kore'nin de yok. Onlar petrol satın alıyor ama durumları bizden daha iyi. Bizim petrol ve gazımız var ama açız. Sorun nerede?"
Son birkaç yıl içinde İran'ın Lübnan ve Suriye gibi nüfuz alanlarından kısmen tasfiye edilmesi, Tahran'ı istemeden de olsa içe dönmeye zorladı. Ancak ideolojik öncelikler üzerine kurulmuş bir düzenin ekonomik ve siyasi dönüşümü son derece zor. Yine de önlerinde başka bir yol yok.
YAZI DEVAMI İÇİN; https://www.sabah.com.tr/yazarlar/melihaltinok/2026/01/16/turkiye-gibi-komsun-olsun
