Uzaktan Algılama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Sarı, İstanbul'da geçen hafta yaşanan sel felaketinin bir benzerinin Van şehir merkezinde yaşanmaması için uydu fotoğrafları aracılığıyla hazırladığı raporu valilik ve belediyeye göndererek, gerekli önlemleri almasını istediklerini belirtti.
Prof. Dr. Sarı, düzenlediği basın toplantısında Uzaktan Algıma Merkezi olarak, 2001 yılında üniversite, Van Belediyesi, Van Ticaret ve Sanayi Odası ile Van Ticaret Borsası'nın ortaklığında TÜBİTAK koordinasyonunda yapılan 'Van Kent Bilgi Sistemi' üzerinden farklı şiddetlerdeki sel oluşumlarının kente vereceği zarara ilişkin bir çalışma yaptıklarını hatırlattı. Sarı, zayıf bir sel olması durumunda Akköprü ve Kurubaş dereleri yataklarına 15 metreye kadar alanda bulunan 173 bina, orta şiddetteki selde 25 metre kadar alanda 333, şiddetli bir selde 40 metrelik alanda 642 ve çok şiddetli bir selde ise 50 metre alanda 812 binanın selden etkileneceği sonucuna vardıklarını kaydetti. Dere yataklarında yapılan binaları uydu görüntüleri üzerinde gösteren Sarı, bu verilerin 2001 yılına ait olduğu geçen süre içerisinde bu yapılaşmanın daha da arttığına dikkat çekti.
Sarı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sel başta olmak üzere tüm doğal afetlerle en iyi mücadele, doğayla uyumlu bir yaşam anlayışının geliştirilmesiyle mümkündür. Doğal kaynakların tahrip edilmediği, dere yataklarının doldurulmadığı ya da değiştirilmediği, topografyaya uygun olarak oluşan yaşam alanlarının doğal afetlerden en az etkilendiği artık tüm dünyaca bilinen bir gerçektir. Bu yüzden yaşadığımız kentlerde doğa ile uyumlu bir yaşam birlikteliği oluşturmak zorunda olduğumuzu aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. Van'da plansız kentleşmenin sonucu olarak ortaya çıkmış bulunan bu günkü fiili durumda, olası bir sel felaketine bağlı can kayıplarının yaşanmaması, maddi kayıpların en aza indirilmesi için acilen akarsu yataklarındaki yapılaşma önlenmelidir. Özellikle dere yataklarının her iki tarafında 25 metre mesafede bulunan binalar boşaltılmalıdır. Dereler üzerine çoğu zaman taşkınlar dikkate alınmadan yapılmış olan köprü gibi yapıların durumu en yüksek taşkın seviyesi dikkate alınarak gözden geçirilmelidir. Dere yataklarına kül, hafriyat, çöp dökümü önlenmeli ve dereler ıslah çalışması yapılırken, derenin taşkın alanın dikkat edilmesi gerekiyor. Taştığı çizgi değil, en yüksek dönemdeki taştığı alan dikkate alınması gerekiyor. Taşkın yatakları doğal yapısına uygun olarak ıslah edilmelidir."
Sele ilişkin tek bir bakış açısının olmadığını altını çizen Sarı, yarı kurak iklim kuşağında yer alan Türkiye'nin seli Avrupa ülkeleri gibi değerlendirmemek gerektiğini ifade etti. Tarım alanlarını, nehir ve akarsu yataklarını yerleşim yerine dönüştürüldüğünde bu alanların bir gün sel suları altında kalacağını anımsatan Sarı, şunları söyledi: "Yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkelerde su debileri düzensizdir. Uzun süre çok düşük debilerde seyreden bir akarsu, belli zamanlarda taşabilir ve bu taşkınlar yarı kurak ekosistemler için çok faydalıdır. Ülkemizde bu periyot bazen 100 yıla kadar çıkabilmektedir. 100 yıl bizim için çok uzun zamandır ve biz seli unuturuz. Ancak 'su yatağını unutmaz'. Yapılması gereken Avrupa'daki gibi akarsu yataklarını duvarlar arasına almak değil, akarsuyun taşkın yatağını belirleyerek buralarda yapılaşmaya izin vermemektir."
İstanbul'da yaşanan sel felaketinden ders çıkarılarak ülke çapında doğayla uyumlu yaşam alanlarını planlamak gerektiğini kaydeden Sarı, ataların "Bir musibet bin nasihatten yeğdir" sözü ile tam da bu noktaya vurgu yaptığını ifade etti. (CİHAN)
